Fransa’da sağ liderini arıyor

Dünya, doğal afetler ve Afganistan’daki kaos görüntülerinin etkileriyle yankılanırken, Avrupa ülkelerinde de seçim heyecanı doruğa ulaştı. Örneğin 26 Eylül’de Almanya’da yapılacak genel seçimlerde Angela Merkel’in koltuğuna kimin oturacağı kesinlik kazanacak. An itibariyle Sosyal Demokrat Parti (SPD) lideri Olaf Schultz yarışı önde götürüyor ve Merkel’in veliahtı Armin Laschet’in 5 puan önünde görünüyor.

Fransa’daysa Nisan 2022’de yapılacak seçimlere henüz start verilmedi. Ancak Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron hazırlıklara şimdiden başladı. Fransa’nın en önemli kentlerinden biri olan Marsilya’ya 3 günlük ziyarette bulunan Macron, şehrin yeniden imarı için kesenin ağzını açtı. Okul ve sosyal tesislere 500 milyon, ulaştırma ve altyapıya 1 milyar olmak üzere toplam 1.5 milyar euro’luk mali yardım sözü verdi. 2017’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Macron, Sosyalist Parti’nin merkez sol  seçmenini, Liberal demokratların neredeyse tamamını ve sağ partilerin merkez sağ seçmenini cezbederek sandıktan birinci çıkmıştı.

O tarihten bu  yana Sosyalist Parti (PS) bir türlü kendine gelemedi. Cumhuriyetçiler (LR) olarak bilinen sağ muhafazakar parti de bir türlü liderine kavuşamadı. Bu yüzden de Marine Le Pen ve partisi Ulusal Birlik (RN), kamuoyu araştırmalarında hala birinci sırada yer alıyor. Paris Belediye Başkanı PS üyesi Anne Hidalgo’nun cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklayabileceği konuşuluyor. Eli kulağında... Ancak Macron’un Elysee Sarayı’na yeniden seçilmesi için engel teşkil eder mi, henüz bilinmez.

Birlik olamadılar!

Öte yandan LR, Macron’a rakip olabilecek adayı henüz belirleyemedi. Parti kaynıyor. Adayın ön seçimle belirlenmesine yönelik tartışmalar sürüyor. Fransa eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy konuya ilişkin görüşünü resmen dile getirmese de, kendisine yakın isimler onun ön seçimden yana olduğunu bildiriyor.

Parti lideri Christian Jacob, bir türlü birliği sağlayamadı. Parti üyelerinden veya partiden ayrılıp kendi siyasi hareketini oluşturanlardan toplam 9 isim bulunuyor. Bunlar arasında İle de France Bölgesi Başkanı Valerie Pecresse, Nice Belediye Başkanı ve Cote d’Azur Bölge Başkanı Christian Estrosi, Kuzey Fransa Bölge Başkanı Xavier Bertrand gibi önemli isimler var. Hiçbiri birbirinden hoşlanmıyor. Neticede politika biraz ego, biraz da narsizmdir. Ancak Jacob da aday belirleme sürecini belirleyemiyor. Hatta parti içerisindeki ağırlığını kullanarak bir tercihte bulunmak kaçınıyor.

Oysa tüm  siyaset bilimciler, LR’ın Valerie Pecresse veya Xavier Bertrand gibi bir ismi Macron’a karşı aday göstermesi halinde ipi göğüsleme ihtimalinin çok yüksek olacağını dile getiriyor. Çünkü Macron, bu sefer katılım oranının düşük olma ihtimaline güvenemeyecek. Merkez sağ ve sağ partilerin seçmenlerine de seslenmek mecburiyetinde kalacak. Bu söylem değişikliği de merkez sol seçmenin Macron’u terk edip, Yeşiller veya PS’e yönelmesine neden olacak.

Bu çerçevede LR, ciddi bir aday çıkartırsa, Macron’un yeniden seçilmesi çantada keklik değil. Bu yüzden de Macron’un, el altından ulusalcı söylemiyle bilinen gazeteci yazar Eric Zemmour’un adaylığını desteklediği yönündeki söylemler de belki boşuna değil. Zemmour, hem Le Pen’den hem de LR partisinden seçmen alabilir. Kamuoyu araştırmalarına göre seçmenin yüzde 7’si  Zemmour’a oy verebileceğini dile getiriyorlar ki daha resmen aday olmadı bile.

Fransa’da sağ liderini arıyor

İtalya-Türkiye ilişkilerinde umut ışığı

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen ile Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Charles Michel’in Türkiye ziyaretinde yaşanan ve akıllarda “koltuk krizi” olarak kalan olay, Avrupa ülkelerinden çeşitli tepki ve yorumlara neden olmuştu. Kuşkusuz en yakışıksız yorum da İtalya Başbakanı ve Avrupa Merkez Bankası eski Başkanı Mario Draghi’den gelmişti. O tarihten bu yana İtalya ile Türkiye arasındaki diplomatik ve ekonomik ilişkilerde de soğukluk yaşanıyordu.

Hafta başından bu yana çeşitli vesilelerle İtalyan diplomat, gazeteci ve italyan iş dünyasının Brüksel’deki önde gelen temsilcileriyle bir araya geldim. Hepsi de Draghi’nin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik amacını aşan sözler söylediğini kabul ettiğini dile getirdi. O tarihten bu yana diplomasi, STK ve iş dünyasının sessiz sedasız bir şekilde,    gözlerden uzak ilişkileri yeniden tesis etmeye çalıştığını, bu çerçevede, Draghi ile Erdoğan arasında sanki yeniden “makul” düzeyde bir diyaloğun sağlandığını ifade ettiler. Bununla birlikte aynı çevreler, Ankara ile Roma arasında işbirliğini yeniden canlandırmak için de zemin oluşturulduğuna dikkat çekerek, ifade ve söylem krizinin aşılması için iki ülke diplomatları ve iş dünyasının simge isimlerinin mesai harcadığını dile getirdiler.

Buradan da Türkiye ile İtalya arasında ilişkilerin yeniden tesisine yönelik nemli gelişmeler yaşandığını anlamış  bulunmaktayız. Sevindirici ve olumlu bir gelişme. Darısı Türkiye-Yunanistan ilişkilerine diyeceğim ama yok öyle bir umut. Yunanistan ile ilişkiler tünelindeki ışık da güneş değil maalesef! Sürekli karşıdan gelen trenin lambası.

Fransa’da sağ liderini arıyor

Konumuz ‘sessiz’ gençlik

Başlık ilginç gelebilir. Konu da “devrimsel” nitelikte. Zira biraz çağrı ve cep telefonlarının zil seslerinden bahsedeceğim. Hatırlayacağınız üzere geçmişte cep telefonun yaygınlaşmaya başladığı zamanlarda, cep telefonların şekli, aküsünün kalınlığı ve antenin büyüklüğü son derece önemliydi. Ardından “zil sesleri”ne ilişkin bir akım başlamıştı. Öyle ki bir dönem, pek çok insan, “24” dizisindeki Jack Bauer’in masa telefonunun zil sesini cep telefonuna yüklemekle meşguldü. Cisco’nun ünlü “IP” telefonunun zil sesi. Devam ediyor mu bilmiyorum... “Zil sesini söyle, sana telefonunu söyleyeyim” misali, Nokia veya Ericsson gibi telefonlar da zil seslerine göre tanınırdı.

Hatta telefonlarda zil sesi öyle önemli bir sektör haline geldi ki, zil sesi yükleyen internet siteleri mantar gibi türedi.  Yetmedi, zil sesi üreten sanatçılar türedi. Önde gelen sanatçılardan “T Pain”in cep telefonları için yaptığı parça, tam 10 milyon kez yüklenmişti. Bu, kendi yaptığı albümler bu kadar dinlenmemiş, yüklenmemişti. “Crazy Frog” da bir başka önde gelen zil sesiydi.

Ancak 16-24 yaş dilimindeki tüketiciler, artık pek de cep tefelonu zili yüklemiyor. Zil sesi yükleme sitelerinde trafik yüzde 40 düşmüş ve düşmeye devam ediyor. Gençler artık telefonlarını sessizde bırakıyor ya da “çağrı” atıyorlar. Sosyal medyadan  yazışmayı tercih ediyorlar. İngilizce’de de bunlara artık “generation mute” (sessiz nesil) deniliyor. Tüketim tarzları ve haberleşme şekilleri pek bir alışılagelmedik. Telefon etmektense mesajlaşmayı tercih ediyor. Dolayısıyla gençleri aradığınızda telefonlarını açmazlarsa kızmayın, heyecanlanmayın. Mesaj atın...