Rusya-Ukrayna geriliminde belirsizlik?

Aslında Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan gerilimle ilgili olarak ihtiyatlı bir iyimserliğin hâkim olduğunu söylemeyi arzulardım. Ancak henüz o seviyeye gelmedik. Malum cuma günü olağanüstü NATO dışişleri bakanları toplantısında Müttefikler, Rusya’nın Ukrayna sınırına asker sevkiyatına devam ettiğinin, çok ileri teknolojideki imkân ve yeteneklerini de bölgeye sevk ettiğinin altını çizdiler.

Rusya bölgeye yapmış olduğu devasa yığınak konusunda hiçbir fedakarlıktan kaçınmıyor. Öyle ki demir yollarından yapılan askeri sevkiyatlardan dolayı, bölgeye yönelik ticari ve sivil tren seferleri bile askıya alınmış durumda.

Diğer yandan da Moskova yönetimi ABD ve NATO müttefikleriyle Ukrayna ile İttifak’ın genişleme politikasını müzakere etmek istediğinin işaretini verdi. Zaten masaya da bir metin koydu. Bu metin NATO Müttefikleri tarafından kabul edilir nitelikte değil. Zira Moskova, NATO’nun Doğu Avrupa ülkelerine genişlememesinin garantini talep ediyor. Yetmedi NATO’nun Baltık ülkeleri ile Doğu Avrupa’daki askeri imkân ve yeteneklerini 'statu quo ante' 1997 (yılı) konumuna getirmesini istiyor. Bir başka deyişle NATO’nun askeri imkân ve yeteneklerinin, 1999'daki genişleme dalgasından önceki konumuna getirilmesini arzuluyor. Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO’ya üye olmayacağının yazılı garantisini istiyor. İstekleri de bununla sınırlı değil.

Kabul edilemez

Moskova’nın talepleri NATO ve müttefikler için kabul edilemez. Ancak Moskova yönetiminin masaya bir metinle gelmesi, diplomasiye de imkân tanımak için iyi bir fırsat. ABD ve NATO da bu fırsatı iyi değerlendiriyor. Nitekim cuma günü NATO’da yapılan dışişleri bakanları olağanüstü toplantısı bunu gösterdi. Zira Rusya’ya karşı sergilenecek olan tutum konusunda müttefikler arasında bir çatlak ses yok. Birlik ve beraberlik mesajı da NATO Genel Sekreteri tarafından dile getirildi. Ukrayna’ya destek mesajı da yayınlandı. Rusya’nın sadece Ukrayna sınırına asker sevkiyatına devam etmekle yetinmediği, müttefiklere karşı tehditkâr söylemlerde bulunmaya devam ettiği de vurgulandı. Avrupa kıtasının güvenliğini sekteye uğratacak adımların da Rusya tarafından atılmaya devam edildiğinin de altı çizildi. Bu yüzden Rusya’nın Ukrayna konusundaki niyeti belirlenemiyor

Gerilimde yaşanan belirsizlik de Rusya’dan kaynaklanıyor. Buna karşın, Moskova’nın pazartesi günü Cenevre’de düzenlenecek olan ABD-Rusya Stratejik İstikrar diyalog toplantısına katılacağını açıklaması önemli ve olumlu bir adım. ABD heyetine dışişleri bakan yardımcısı Wendy Sherman başkanlık edecek. Rus heyetinin başkanı da dışişlerinin iki numaralı ismi Sergei Ryabkov. İki ismin diplomatik tecrübelerinin toplamı yarım asırı aşıyor.

Ayrıca çarşamba günü Brüksel’deki NATO karargahında NATO-Rusya Konseyi düzenlenecek. Moskova yönetiminin de bu toplantıya katılacağını açıklaması da olumlu. Zira Moskova NATO nezdindeki daimi temsilciliğini tamamen kapatma kararı almış, büyükelçisini de geri çekmişti.

Diplomasiye fırsat

Bu açıdan bakılacak olursa, Rusya’nın NATO-Rusya Konseyine yeniden katılıyor olması da olumlu bir adım. Perşembe günü Viyana’da Ukrayna-Rusya krizi kapsamlı bir şekilde ele alınacak. Rusya’nın da tam üye sıfatıyla yer aldığı AGİT’i de pek küçümsememek gerekiyor bu durumlarda.
Önümüzdeki hafta Avrupa üç önemli toplantıya ev sahipliği yapacak. Cenevre-Brüksel-Viyana hattında diplomasi trafiği çok yoğun olacak. Rusya’nın Ukrayna ve Avrupa kıtası bağlamında NATO ve ABD’yi rahatsız edecek imkân ve yeteneğe sahip. Aynı şekilde, ABD ve NATO müttefiklerinin Rusya’yı rahatsız edecek, hatta Moskova yönetiminin belleğinde uzun süre iz bırakacak imkân ve yeteneğe sahip.

Ancak hasmane hamlelerin kimsenin yararına olmadığı aşikâr. Diplomasiye yeniden fırsat tanınıyor. Rusya’nın büyük üçgenden dışlanmış olmasının verdiğini rahatsızlık yok değil Moskova’da. Zira, Berlin-Washington-Ankara üçgeninde Rusya yer almıyor artık. Oysa Rusya, G8 toplantılarına katılıyor, Rusya’nın önde gelen düşünürleri ve akademisyenleri de uluslararası toplantılara davet ediliyorlardı. Ancak Moskova’nın iç politikaya dayalı dış politika hamleleri Moskova’nın sistemden usulce dışlanmasına neden oldu. İhtiyatlı bir iyimserlik için henüz çok erken.

Ancak önümüzdeki haftanın diplomatik koreografisi, havayı belirsizlikten ihtiyatlı iyimserliğe dönüştürebilir. The Economist dergisinin kapağına bakılacak olursa, umutlanmamak gerekir. Ancak her zaman olduğu üzere, diyalog, birbirini dinleme ve diplomasi sayesinde birçok olumlu gelişme mümkün.

Rusya-Ukrayna geriliminde belirsizlik

AB, taksonomi ve nükleer enerji

Pandemiden dolayı biraz geriye plana düşmüş olmasına rağmen, AB taksonomisi hala gündemde.

Bilindiği üzere Avrupa Komisyonu şirketlere ve yatırımcılara sürdürülebilir kalkınma için 6 hedeften oluşan bir sınıflandırma gerçekleştirdi. Komisyon sürdürülebilir kalkınmadan bahsediyor. Bir başka deyişle eski kalkınma modelinin sonuna geldik. Çünkü bu model sürdürülebilir değil. Fosil yakıt kaynakları, çevreye zarar veren üretimlerin daha fazla devam edemeyeceği kanısı artık kabul edilmiş durumda.

Sürdürülebilir kalkınma kapsamında Komisyonun nükleer enerji ile doğalgazı taksonomi kapsamına dahil etme çabası AB nezdinde büyük yankı uyandırdı. AB dönem başkanlığını üstlenen Fransa, nükleer enerjinin taksonomi kapsamına dahil edilmesi için çok çabaladı. EPR olarak bilinen yeni nesil Fransız nükleer enerji santralleri Fransa’nın enerji politikası için gelecek vaat ediyor. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da bu konuda oldukça ısrarcı. Avrupa Komisyonu’nun taslak çalışması sadece doğal gaz ve nükleer enerjiyi kapsamıyor.

Hidrojen enerjiye de geniş yer ayrılıyor. Ancak nükleer enerjinin yer alması Almanya, Avusturya ve Lüksemburg gibi ülkelerin tepkisine neden oldu. Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Avrupa Komisyonu’nun kararını benimsemediklerini ancak itiraz etmeyeceklerini açıkladı. Almanya 2022 yılının sonuna kadar ülkedeki nükleer santrallere son vereceğini, 2040 yılına kadar da doğal gazla elektrik üretimini sonlandıracağını bir kez daha teyit etti. Ancak Lüksemburg ile Avusturya, Avrupa Komisyonu’nun taslak kararına itiraz edeceklerini açıkladılar.

Hatta Viyana, kararı Avrupa Adalet Divanına taşımaya hazır olduğunu söyledi. Komisyonun nükleer enerji ve doğal gazın taksonomi çerçevesinde iklim nötrlüğe geçişe katkıda bulunabileceğini ifade ettiği ancak bunun için bir dizi şart ortaya konulduğu ifade ediliyor. Bir AB yetkilisince, ‘bu enerji kaynaklarının yalnızca belirli bir süre için ve iklim nötr hedefine katkıda bulundukları ve çevreye önemli ölçüde zarar vermedikleri sürece AB Taksonomisi ile uyumlu olarak sınıflandırıldığı’ belirtiliyor.

Avrupa Parlamentosu’nda da çatlak sesler yok değil. INTA Komisyonu Başkanı Bernd Lange bir taraftan üye ülkelerin enerji üretimlerine kendilerinin karar verebileceğine vurgu yapıyor, diğer taraftan da nükleer enerji veya gaz gibi sürdürülebilir olmayan enerjilere yapılan yatırımların AB tarafından mali açıdan teşvik edilmemesi gerektiğine vurgu yapıyor.

Avrupa Komisyonunun, taksonomide tüm üye ülkeleri memnun edecek mucizevi formülü bulması zor gibi.

Rusya-Ukrayna geriliminde belirsizlik