Ukrayna-Rusya krizinde kazanımlar

Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan krizde, diplomatik, askeri, ekonomik ve siyasi hamleler dolu bir haftayı geride bıraktık.

ABD ve Rusya Dışişleri Bakan Yardımcılarının 10 Ocak’ta Cenevre’de start verdikleri diplomatik müzakerelerden bu yana önemli yol kat edildi. O tarihte Rus temsilci Sergey Ryabkov "Rusya’nın kaygılarını gidermek için ABD ve NATO’nun önünde haftalar veya aylar değil günler var sadece" diyerek, zamanın çok kısıtlı olduğunun altını çizmişti. 11 gün sonra Cenevre’de bir araya gelen ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Rus mevkidaşı Sergey Lavrov, Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan krizin aslında diplomatik ve siyasi masada çözülebileceğinin sinyalini verdiler. Demek ki Ryabkov’un söylemi de şimdiden çöktü. Zira iki hafta geçti bile. Lavrov Blinken’e Moskova’nın kaygılarının giderilmesi için ABD ve NATO tarafından atılması beklenen adımların sıralandığı bir belge verdi. Yanıt için ABD’ye verdiği süre bir hafta. İki bakanının şubat ayı içerisinde tekrar görüşmeleri de gündemde.

ABD ve NATO, Rusya’yı şimdilik müzakere masasına davet edebildi ve masada kalmasını sağlayabildi. Bu askeri çatışma çıkmayacağı anlamını taşımıyor. Ancak düne kadar günler içerisinde cevap verilmemesi halinde askeri müdahaleye başvuracağını dile getiren Rusya, ABD Başkanı Joe Biden’ın 'Rusya Ukrayna’yı her an işgal edebilir' veya 'ufak bir bölümünü işgal etmeye hazırlanıyor' şeklindeki açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını dile getirerek, zamana oynamayı tercih ettiğini açıkça belirtmiş oldu.

Ukrayna-Rusya krizinde kazanımlar

Rusya, hem ABD ve NATO tarafından yeniden kaale alındı, hem de yaptırım tehditlerini ötelemiş oldu. Yetmedi, düne kadar NATO’ya küsüp, İttifak nezdindeki temsilciliğini kapatan, hatta kapıyı çarpıp giden Rusya, iki yıldan bu yana toplanmayan NATO-Rusya Konseyinin toplantısına katılmayı kabul etti. Ve ana giriş kapısından protokole uygun bir şekilde girdi.

Moskova bir yandan diplomasi kulvarında ABD ve NATO’yla görüşüyor, diğer yandan da askeri ve siyasi tehditlerini sürdürüyor. Zira Cenevre’de yapılan Blinken-Lavrov görüşmesi esnasında Moskova, 10-20 Şubat tarihleri arasında Belarus’ta yapılacak olan askeri tatbikata yönelik olarak 2 adet S-400 tipi hava savunma sistemini bölgeye sevk etti. Yetmedi, önümüzdeki hafta Rusya Parlamentosu’nda Donesk ve Luhansk bölgelerinin Rusya’ya özerk Cumhuriyet olarak katılması için bir çalışma başlatılacak.

Yaptırım olasılıkları

ABD ise bir taraftan Rusya’yı müzakere masasında tutmaya çalışıyor, diğer yandan da hem Ukrayna’ya destek olma çabasına giriyor, hem de Rusya’ya karşı atılabilecek olası hamlelerini yeniden kalibre ediyor. Örneğin Rusya’nın uluslararası ödeme sistemi Swift’ten atılması veya üyeliğinin askıya alınması iyi bir fikir gibi gelebilir. Ancak Rusya’nın bu hamle karşısında kendisine alternatif bir ödeme/havale sistem kurma ihtimali çok yüksek. Üstelik bu sisteme Kuzey Kore, Belarus, Çin, Küba, İran gibi ülkeleri de dahil etmesi mümkün. Hatta yasadışı örgütlerin de bundan istifade etmesi mümkün olabilir. Bu da en çok ABD ve NATO müttefiklerine zarar verir. Buna karşılık Kuzey Akım 2 projesinin yürürlüğe girmemesi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ona destek veren yakın çevresine yaptırım uygulanması son derece etkili olabilir. Rus bankalarının uluslararası piyasalarda gün yüzü görmemeleri de keza etkili olabilir.
ABD, Rusya’yı diplomasi kulvarında tutmaya başarsa bile Rusya’nın hasmane tavrında henüz derin bir değişiklik yok. Zira Moskova sadece askeri yığınağını devam ettirmiyor, dezenformasyon ve psikolojik harekât, olumsuz algı operasyonlara başvurmaya devam ediyor. Bu yüzden de Blinken’in 'Rusya’nın diplomatik müzakere konusundaki samimiyetini sınıyoruz' şeklindeki açıklaması hiç de yanlış değil. Rus Dışişleri Bakanı’nın 'NATO Sovyetler Birliği’ne karşı kurulan bir askeri örgüt. Sovyetler’in dağılmasıyla anlamını yitirdi' açıklaması ilk bakışta doğru gelebilir, ancak yanlış. Zira NATO içerisinde Polonya, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya gibi birçok ülkenin Rusya’dan kaynaklanan tehdit algısı pek yüksek. Haksız da değiller. Gerçi zaman zaman Rusya’ya karşı abartılı tepki veya kaygıda bulundukları da yanlış olmayabilir. Ancak bazı müttefiklerin Rusya’ya verdikleri aşırı tepki veya sert söylemin karşılığı asla üçüncü bir ülkeyi işgal etmek olamaz.

Türkiye'nin tutumu

Türkiye’nin Ukrayna-Rusya krizindeki diplomatik ve askeri tutumu da şimdilik kusursuz. Zira Türkiye Ukrayna’nın işgal edilmesinin kabul edilemez olduğunu dile getirerek, NATO nezdinde tüm müttefiklerle aynı çizgide yer aldı. Yetmedi, Rusya ile Ukrayna ile iyi ilişkisi olan Türkiye’nin gerekirse gerilimi azaltıcı adımlar için arabuluculuğa soyunabileceğine işaret etti. Gerilim ve savaş arzulamadığını her fırsatta ifade eden Ankara, Fransa’nın aksine ABD ve sair müttefiklerden ayrışmadığını açık bir şekilde kanıtladı.

Macron’un AP sunumu ve başkanlık sistemi

Malum 1 Ocak tarihinden bu yana Fransa AB dönem başkanlığını üstleniyor. Buna yönelik olarak resmi törenler bitmek bilmiyor. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ülkesinin 6 aylık eylem planını 9 Aralık’ta Paris’te görkemli bir basın toplantısıyla açıkladı.

Ardından yılbaşında Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen ile AB Konseyi Başkanı Charles Michel’i Paris’te kabul etti. Bu çalışmanın protokoldeki bir diğer ayağı ise Avrupa Parlamentosu’nda eylem planını sunmak ve AP milletvekillerinin sorularını yanıtlamak. AB’ye üye ülkelerin çoğunluğu parlamenter sistemiyle yönetiliyor. Ancak Fransa bir istisna. Charles De Gaulle’ün 1958 yılında yürürlüğe soktuğu sistemde halk oyuyla seçilen cumhurbaşkanının Fransız Parlamentosu veya Senatosu’na hesap verme mecburiyeti yok. Cumhurbaşkanı tarafından atanan Başbakan adeta Cumhurbaşkanı ile Meclis arasında sigorta görevi görüyor ve Cumhurbaşkanı adına hükümetle ilgili hesabı parlamentoya o veriyor. Hal böyle olunca Fransız parlamenterler de Cumhurbaşkanı’yla doğrudan görüşemiyorlar. Fransa’nın AB dönem başkanlığını üstlenmesi, Fransız parlamenterler için bir fırsat oluşturdu. AP milletvekillerinin sorularını yanıtlamak üzere Strasbourg’da bulunan Macron, Fransa’daki muhalefet partilerinin AP’deki parlamenterlerinin ulusal sorularıyla karşılaştı ve Fransa’da yapılacak olan seçime yönelik soru yağmuruna tutuldu. Bu tavır teamüllere oldukça aykırı. Zira AB dönem başkanlığını üstlenen ülkenin lideri AP’de ulusal sorunlara yönelik sorulara cevap vermekle yükümlü değildir. Buna karşın Fransa dışındaki tüm AB ülkelerinde başbakanlar veya hükümet başkanları her hafta şahsen parlamentoya faaliyetleri ve çalışmaları hakkında hesap verdikleri için de böyle bir ihtiyaç duyulmuyor. Örneğin Angela Merkel, AP’de hiçbir zaman ulusal bir soruyla karşı karşıya kalmamıştı.

Fransız Parlamenterlerin tavrı Avrupa basınında çok tartışıldı. Cumhurbaşkanına ulusal düzeyde hiçbir platformda soru sorma şansı olmayan Fransız parlamenterlerin fırsatı değerlendirmeleri gerekiyor muydu? Yoksa teamüllere ve geleneklere mi uymaları lazımdı? Genel kanaat Fransa’nın yapısal bir sorununun Avrupa kurumlarına taşmaması gerektiği yönündeydi. Fransa’nın AB nezdinde sadece kültürel değil, siyasi bir istisnaya da sahip olduğu da gözler önüne serildi.

Selahattin Beyazıt’ı kaybettik

Selahattin Beyazıt sadece Galatasaraylı bir büyüğümüz değil. Kendisi popüler bir şekilde ya 39 yaşında Galatasaray Spor kulübü başkanlığı görevini üstlenmesiyle anılır, ya da bir dönem Transatlantik ilişkileri pekiştirmek ve bir daha dünya savaşının yaşanmaması için serbest pazar ekonomisini teşvik ederek dünyayı yeniden kalkındırmak maksadıyla düşünme toplantısı olan Bilderberg’e katılımıyla hatırlanır.

Ukrayna-Rusya krizinde kazanımlar

Kendisini şahsen tanıma şerefine nail olamadım, ancak başta rahmetli Özhan Canaydın olmak üzere, Galatasaray camiasının önde gelen isimleri ile uluslararası ilişkiler alanında dirsek çürüten kişilerin her zaman kendisinden sitayişle bahsettiğine şahit oldum. Galatasaray’da bir sonraki seçimi değil, bir sonraki nesli düşünerek Riva arazisini kazandırmıştı. Bugün Galatasaray’ın belki de darboğazdan kurtuluşunun tek çözümünü oluşturuyor. Takvimin azizliği, beklenmedik bir şekilde 6 yıl önce hayata veda eden bir diğer değerli iş adamı Mustafa Koç’un vefatının yıl dönümü esnasında sayın Beyazıt hayata gözlerini yumdu. Galatasaray ve iş dünyasının başı sağ olsun.