AB değil kendimiz için

İnsan Hakları Eylem Planı olarak açıklanan 9 amaç çerçevesinde 393 uygulamayı içeren reform programına gösterilen ilk tepkilerden biri, bunun ülkenin kendi ihtiyaçları için değil, Avrupa Birliği’nin (AB) Türkiye ile ilişkilerini de ele alacağı mart zirvesi dikkate alınarak hazırlandığı yorumudur.

Açık söylemek gerekirse, 12 Eylül 1963 tarihli, Türkiye ile AET arasında ortaklık başlatan Ankara Anlaşması, 11 Aralık 1999 tarihli AB Zirvesi’nde oy birliğiyle Türkiye’nin aday ülke olarak kabul edilmesi kararı, 3 Ekim 2005’ten bu yana yapılan sayısız katılım müzakereleri ve en son Türkiye’nin Mavi Vatan’ını koruma kararlığı karşısında Türkiye’ye yaptırım uygulama alçaklığına varan AB’den, 393 madde değil, 3 milyon maddeyle bir insan hakları reformu bile yapılsa, bir şey çıkacağına inananlardan değilim. Ancak, AK Parti hükümetlerinin ve şimdi Cumhurbaşkanı Erdoğan yönetiminin 2005’ten bu yana hiç azalmayan bir şevk ve gayretle bu ortaklığı sağlama çabasına da hayran olmamak elde değil.

Bununla birlikte, Erdoğan yönetiminin, iç veya dış meselelere ilişkin herhangi bir plan veya uygulamasının, AB üyeliğini sağlama gibi bir amaca indirgenmesinin adil olmadığı da açıktır. Böyle bir amaç olsa idi, Türkiye, PKK ile sınırların ötesinde mücadele etmekten tutun, Libya’daki iç savaşı kesinlikle bitirmeye, Doğu Akdeniz’deki haklarını korumaya, Azerbaycan’ın Ermeni işgaline son verme gayretini bütün gücüyle desteklemeye kadar, kendisini bazı etkili AB üyeleri ile hatta bizzat AB ile karşı karşıya getiren politikalar izlemezdi.

İnsan hakları, yurttaş hukuku, ulusal adalet kavramı gibi anayasal mevzuları konu edinen reform planının başlıklarına bakılınca, amacın AB ile daha güçlü bir pazarlık pozisyonu kazanmak olmadığı bellidir. Amaç, ilk Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’ndan yürürlükte olan 12 Eylül Anayasası’na kadar, hukuk düzenimizin iliklerine işlemiş olan vesayet anlayışını, hukukun üstünlüğünü değil, üstünlerin hukukunu bize hâlâ adliye koridorlarından tapu dairelerine, doldurduğumuz vergi beyannamelerinden polise-savcıya verdiğimiz ifadeye kadar dayatan sistemi ortadan kaldırmaya yönelik olduğu görülüyor.

Bu plan AB’nin çok hoşuna gidermiş; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya Başkanı Angela Merkel ile geçen ay başında yaptığı görüşmede çağrıda bulunduğu zirvede Türkiye’nin elini çok güçlendirirmiş. İnsan Hakları Eylem Planı, bütün bunları sağlamaya da yararsa, varsın yarasın. Ama “Adliyelerde suç mağdurlarının kendilerini yalnız hissetmemelerine yönelik tedbirler” artırılacaksa bu Türkiye AB’ye de girse, Şanghay Beşlisi’ne de katılsa, Türkiye’ye gerekli bir önlemdir. AB zirvesi olmasa idi, “İdari davalarda dosyaya sonradan giren bilgi ve belgelerin taraflara tebliği” zorunlu hale getirilmese de olur muydu? Planın hedeflerinden hangisi için “Buna gerek yoktu” diyebilirsiniz?

Bu planı kendisine uygun bir anayasayla taçlandırmak, evet, Türkiye’nin uluslararası saygınlığına katkıda bulunacaktır.

O halde şimdi hedef, sivil anayasadır.