Akıllar piyasaya çıkmış...

ABD, İngiltere, Fransa ve hatta Çin! Bu ülkeler bir salgına, küresel bir salgına bundan daha kötü siyasetçilerle yakalana- mazlardı. Trump, başında salgını ciddiye almadığı gibi, alsaydı bile sorumlu bir devlet adamı ciddiyetiyle önlemler alamayacağını da kanıtladı. Etrafındaki yetişkinler işin ciddiyetini anlayıp, Trump’ı “savaş yetkilerinden” haberdar edip, firmalara, “Otomobil yapmayı durdur, onun yerine tank yap” tarzı emirler verebileceğini öğrettikten sonra da koca dört hafta geçti. ABD’de hâlâ solunum makinesi yerine oksijen tüpüne bağlanan Kovid-19 hastaları var. Trump ise ellerinde makineli tüfekler, “Sokağa çıkma hakkımızı geri verin” diye gösteri yapanlara “Gidin Virginia eyaletini Demokratlardan kurtarın” diye mesajlar atmakla meşgul. Çünkü ABD başkanının tek derdi, kasım ayındaki seçime yeniden gül-gülistan bir ekonomiyle girmek istiyor; bunun için bir 40 bin kişi daha ölürse: “Ölsün! Ne yapalım!” demeye getiriyor.

Dört yıldan beri demeçlerinin dörtte üçü yalan olan, hiçbir Amerika kıtası ülkesine yararı dokunmamış, tersine, Meksika’dan Venezuela’ya kadar tüm Latin Amerika’ya zarar vermeyi siyaset sanan bir popülist halk dalkavuğundan başka ne beklenebilirdi?

Elbette tesadüf değil; aynı popülist sağ akımın yozlaşmış bir diğer örneği İngiltere’de parti entrikalarıyla başbakanlık koltuğuna oturmuş olan Boris Johnson’dır. Uzmanlar onun da ilk beş haftayı boşa geçirdiğini söylüyorlar. Nitekim o da İngiltere gibi dünyanın 6’ncı büyük ekonomisine sahip ülkesini, 17 bin ölüyle koronavirüse teslim etmiş vaziyette.

Fransa da aynı akımın kurbanı olmuş ve hükümetin dümeni, bir borsa simsarından başka bir şey olmayan Emmanuel Macron’un elinde. Borsa simsarlarını tenzih ederim; ama hayatta dünyanın en zengin yatırımcısı olan Rothschild ailesinin hizmetinden başka bir deneyim kazanmadan kendini önce bakan, sonra da cumhurbaşkanı olarak bulursan, AB’nin üçüncü büyük ekonomisine 20 bin ölü armağan edersin ve doktorlar fanilalarını keserek maske yapıp, bantla yüzlerine yapıştırarak, yoğun bakımda çalışırlar.

İspanya ve İtalya’daki popülistleri saymıyoruz bile. Zavallı AB, belki de şu anda sadece Almanya Başbakanı Merkel sayesinde ayakta duruyor.

Bu tablo, bir salgın sonrası ortaya çıkacak siyaset için ne söylüyor? Bu soruyu ölü artış hızları düşmeye başladığı son iki haftadan beri herkes soruyor. Cevap tabii herkesin kendi beklentisine göre olgular ve algılar arasından, kendi akıl yürütme süreci çerçevesinde yaptığı seçmelerle şekil alıyor. Aynı şeyi seçmenler de yapıyor. Bir halkın, liderin deneyimine, önerdiği reçeteler acı bile olsa, uzun vadede kendi çıkarına ne kadar uygun olduğuna bakarak tercihte bulunduğu çok ender görülüyor. Nitekim, üç ülkede de halk dalkavukluğunun sonucu cesaretlenen aşırı sağcılar “Artık sıkıldık, bu önlemler kaldırılsın” diye bağırabiliyorlar.

Koronadan sonra popülist siyasetin tamamen biteceğini beklemek, bir yanılgı olur.

Milletler de bireyler gibi, kendi akıllarını beğeniyorlar.