Ankara’daki derin iç çekmeyi duyuyor musunuz?

Uluslararası ilişkiler kadar yorucu, bırakın anlamayı deşifre etmesi bile kimi zaman imkânsız mesajların alınıp verildiği başka bir süreç yoktur.

Söz gelimi, her şey yolunda görünür ve her gün 28.5 milyon metreküp sıvılaştırılmış İran doğal gazı Gürbulak’tan tıkır tıkır akıp, boru hatlarıyla Petrol Taşıma A.Ş.’nin (BOTAŞ) Tuz Gölü’nün altındaki depolarına dolarken, İran Milli Gaz Şirketi “Teknik bir arıza nedeniyle 10 gün süreyle size gaz veremeyeceğim!” der. Bu işler, mahalle bakkalımızın “Bugün ekmek yok!” demesi ve bizim öteki bakkaldan ekmek tedarik etmemiz tarzında cereyan etmediği için, BOTAŞ hemen oldukça kalabalık ekibini karşı tarafa yollar. Çünkü teknik arızanın belgelenmesi gerekir, yoksa İran yüz binlerce dolar tazminat ödemek zorundadır. Fakat o da ne? Teknik heyet arıza filan göremez, İran resmen gazı kesmiş ve iç piyasaya vermiştir.

Sıvılaştırılmış doğal gaz sınırsız depolanabilen bir şey olmadığı gibi Türkiye’nin de çeşitli yerlerde sınırlı, toplam 3 milyar metreküp LNG deposu vardır. Yani şu kış günü, tüketiciye günde 29 milyon metreküp gaz verilmesi gerekmektedir. İran gazı sıfıra inerse, stratejik saklama miktarı da hesaba katılarak, bu depolar kaç gün dayanabilir?

Türkiye, tamamen İran gazına bağımlı değil elbette; Azerbaycan gazını taşıyan TANAP hattından günlük 17.3 milyon, Rus gazını taşıyan Türk Akımı’ndan 47 milyon, yine Rusya’dan gelen Mavi Akım’dan 47 milyon metreküp gaz geliyor. Biraz kesintiyle İran gazının eksikliği bir süre karşılanabilir. Dolayısıyla, “İran gazı neden kesiliyor?” sorusunun cevaplanması gerekiyor. Nispeten teknik bir açıklama şöyle:

İran 2026'da sona erecek doğal gaz sözleşmesinde miktarı düşürmek ve fiyatı artırmak istiyor. Bildiğimiz Acem pazarlığı! İç tüketimini karşılayamadığı için ihraç ettiği gazı kış aylarında devamlı kesen İran, anlaşmayı muhtemelen erken yenilemek istiyor.

Bir diğer açıklama, Acem değil molla pazarlığı! Türkiye’nin Birleşik Arap Emirliği ve Suudi Arabistan ile ilişkilerini normalleştirmek istemesi, buna bir de İsrail ile normalleşme adımlarının eklenmesi var. Mollaların çok derin düşünen siyaset uzmanlarının olmadığı, dünyanın gözü kulağı (ve parmağı) kevgire dönmüş İran’ın üzerinde (ve içinde) iken, uranyum zenginleştirme tesisi kurmaya kalkmalarından beri bilinen bir gerçek. Ayrıca bu konudaki uzmanlıkları 2011’den beri Şii-Kürt ittifakı şemsiyesi altında oynanan ve sonunda Suriye’nin üçe bölünmesiyle sonuçlanan Rojava komplosuyla da iyice anlaşılmıştı. Ama uluslararası ortamı bu kadar yanlış okumalara rağmen, 1639 yılında imzalanan Kasrı Şirin Antlaşması’ndan beri Türkiye ile anlaşma hukuku olan İran’ın, başka ülkelerle ilişkilerine bakarak Türkiye hakkında tavır almasını anlamak zor.

Sanayi Bakanı Mustafa Varank’ın gaz kesintisi telafi önlemlerini açıklarken İran’ın adı bile vermeden “tedarikçi ülkenin plansız kesintisi” ifadesine eşlik eden müstehzi bakışı, Ankara’daki derin iç çekişin ipucu gibiydi.

Bu incelik Tahran’dan görülebiliyor mu?