Bahçeme boru döşeyeceğin zaman

Kıta sahanlığı, denize komşu ülkeler için bahçe demektir. Baktığınız zaman göze görünmez ama denize sahili olan ülkenin o sahilin denizin içinde ta denizin dibine kadar uzanan bir “duvarı” vardır. Bu duvarın nispeten düz olan üst kısmı ile dik olan kısmına hep birlikte “kıta sahanlığı” denir. Ayrıca ülkelerin, bu alanı aşan bir de münhasır ekonomik bölgesi vardır.

Şimdi nasıl sizin iki taraftaki komşunuz, birbirine su borusu, kanalizasyon hattı gibi bir şey çekmek isterse, kazmayı küreği alıp gelip sizin bahçeyi kazmaya başlayamazsa, İsrail ile Güney Kıbrıs ve Yunanistan, Akdeniz’de çıkartacakları gazı Avrupa’ya aktarmak için Türkiye’nin kıta sahanlığına boru döşemek üzere anlaşmalar imzalayınca, Türkiye’den izin alma zorunda olduklarını unuttular.

İyi niyetli bir yorumla “unuttular” diyoruz ama böyle bir şey unutulmaz. “Ya Türkiye izin vermezse?” diye düşünülüp, duvardan değil denizin dibinden geçecek ve dolayısıyla daha pahalıya mal olacak B Planı, C Planı hazırlanmış olmak gerekir. Üstelik bu sizin bahçeden geçecek üç metrelik bir hortum parçası da değil; tam 1200 kilometrelik, pompası, vanasıyla muazzam bir yatırım. Sadece bu da değil. İsrail ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi iki ülkenin elektrik şebekelerini birbirine bağlamak için Yunanistan’ı da içine alan bir mutabakat zaptı da imzaladı. Bırakın izni, planlamasından inşasına kadar Türkiye’nin nezaretinde olması gereken bu işe Avrupa Birliği kurumları ve firmaları paydaş ediliyor ama Türkiye gelişmeleri gazetelerden öğrenmek durumunda bırakılıyor.

Bu, iyi niyetle ve sorunları barışçı yolla çözümleme arzusuyla bağdaşmaz. Ama mesele bir İsrail gazetesinin ABD vatandaşı yazarının yazdığı gibi “İsrail Doğu Akdeniz araştırma ve çıkartma faaliyetlerini korumak için Almanya’dan Sa’ar 6 savaş gemileri alıyor; Türkiye bir şey yapamaz” açısından görülüyor ise, bırakın iyi niyeti ve çözümü, sizin derdiniz boru değil, kavga demektir.

Amerikalı yazar nereleri karıştırmıyor ki? ABD’nin Kıbrıslı Rumlara silah veriyor olması, bu yatırımlara Suudi Arabistan’ın da ortak olacağı, Türkiye’nin Mısır ve diğer Arap ülkelerinin terörist saydığı unsurlara ev sahipliği yaptığı, ABD’nin AB ve İsrail ile ortak deniz manevralarına başladığı... Şahıs, Türkiye’nin son derece yapıcı ve dostane bir üslupla kaleme alınmış notasını, adeta savaş ilanına çeviriyor ve buna karşılık Yunanistan, İsrail ve Kıbrıslı Rumlar da silaha davranıyor demeye getiriyor.

Belki bir iki gazetenin, web sitesinin yazıları başka durumlarda önemli olmayabilirdi ama Yunanistan gibi, sicilinde 1919 gibi bir “provokasyona gelme” lekesi bulunan ülkenin kulağına giden bu tür yazıların felaketlere yol açma olasılığı vardır.

İsrail gazetelerinde bu tür tahrik edici yayınların oranı da artmaktadır. Türkiye, medya kampanyalarına kulak vererek, ötekileştirildiği sanrısına düşmeyecektir. Ancak, Türkiye kamuoyunun da bahçesine veya kıta sahanlığına dikilen gözleri oyma heyecanına kapılması ihtimalini dikkate almak gerekir.