Bir popülizmin daha sonu geldi

Pakistan’ın ünlü kriket oyuncusu İmran Han başbakan oluncaya kadar, ülkenin gülen bir yüzü olmadı. 1947’de bağımsızlığına kavuşan ülkenin ilk başbakanı Liyakat Ali Han, suikaste kurban gitti. Zülfikar Ali Butto, askeri darbeciler tarafından idam edildi. Butto’nun kızı Benazir Butto, iki kere başbakanlıktan uzaklaştırıldı.

Anayasaya göre usulünce feshedilmiş yani erken seçime gönderilmiş bir parlamento, anayasa mahkemesinin kararıyla seçime kadar işbaşında sayılıp, önceki gece yarısı güven oylamasına gidince, 2018’den beri Türkiye’de de kamuoyunun sevdiği bir şahsiyet haline gelen İmran Han görevden alınmış oldu.

Pakistan’ın 75 yıllık tarihinde görev süresi olan 5 yılı tamamlamış bir hükumet olmadı. Bu 75 yılın 33’ünde işbaşında askeri hükumetlerin bulunduğu da hesaba katılırsa, İmran Han’ın popülist siyaseti ve sevimli yüzü ile neden sadece Türkiye’de değil hemen hemen tüm dış dünyada sevildiği anlaşılabilir.

Ancak İmran Han’ın sevildiği başkentler arasında iki önemli merkez yoktu: Washington ve İslamabad!

Pakistan’da ABD’nin sevmediği bir askeri yönetim ve sevdiği bir sivil idare olmadı. O kadar ki, ABD büyükelçileri bu askeri yönetimlerin tayin edilmemiş bir danışmanı olarak, açıkça destek sağladı. Hele İmran Han’ın, ülkesindeki siyasal istikrarsızlıktan ve siyasal yolsuzluklardan ABD’yi doğrudan sorumlu tutan açıklamaları, tahmin edilebileceği gibi, onu ne ABD Dışişleri’nin ne de Kongre üyelerinin sevgilisi yaptı.

Ancak, İmran Han siyasal deneyimi olmayan, sadece popülist politikalarla demokratik sistemi kendi lehine kullanmayı beceren diğer siyasetçiler gibi, yapmaya söz vererek göreve geldiği işi beceremedi. İmran Han, ülkeyi yolsuzluk cenneti haline getiren sistemle mücadele sözü vererek seçimi kazanmıştı ama mahkeme kararıyla hırsız ilan edilen başbakanlardan farklı bir üne sahip olmadı. İmran Han’ın gülen yüzü, atadığı yöneticiler ve seçilmesine yardımcı olduğu siyasetçilerin yolsuzluk hikayeleriyle karardı.

Pakistan 227 milyon nüfusuyla dünyanın en kalabalık 5. ve en büyük ikinci İslam ülkesidir. Bu kadar büyük nüfusa rağmen Türkiye’den biraz daha geniş olan ülkenin yüzde 60’ı tarım yapılamayan yalçın dağlarla kaplıdır. Pakistan’ın kalkınması, halkın gerçekten demokratik bir yolla refaha kavuşmasının önünde, özellikle 2000’in başından beri ABD’nin Afganistan’daki Taliban gruplarıyla sözde mücadelesinin yarattığı engeller bulunuyor. ABD, Afganistan’dan kaçan Taliban gruplarını Pakistan’da vurmaya çalıştı, ülkenin bir yarısı terörle mücadelenin fiilen içinde, huzur ve istikrardan mahrum kaldı.

İmran Han gibi sevilen bir spor şahsiyetinin sadece bu niteliğiyle ülkesini neredeyse 75 yıldır muhtaç olduğu huzura kavuşturması mümkün olabilir miydi? Yeterli uluslararası desteğe sahip olsaydı, İmran Han’ın bunu başarması zor olsa da mümkündü. Ancak o, siyasal oyuna dışarıdan katılan bir kişiydi. Pakistan’ın askeriye ile, ABD ile uzlaşmış geleneksel-feodal yapısı onu bir türlü benimsemedi.