‘Dost Ermenistan’

1993’ten bu yana, Türkiye-Ermenistan sınırı kapalı; siyasetçileri bilemeyiz ama Ermeni halkın gönlü de, yolu da Türkiye’ye açık.

O yollarla Türkiye’ye gelmiş ve artık Türkiye’yi vatan olarak gören Ermeni kardeşlerimizin sayısı Tansu Çiller tarafından 30 bin, 11 yıl önce Erdoğan tarafından 100 bin olarak açıklanmıştı. Şimdi bu sayıyı 350 bin olarak tahmin edenler var. Koç Üniversitesi Göç Araştırmaları Merkezi, bu göçmenlerin sosyoekonomik statüleriyle ilgili çok ayrıntılı bir rapor yayımlamıştı. Örneğin, bu göçmenlerin çoğunluğu evli, lise mezunu, geldikleri yıl bir iş bulabilmişler.

Neden? Çünkü hayalinde Büyük Ermenistan zırvaları bulunmayan bütün Ermenistan halkı bilir ki Türkiye’siz bir Ermenistan, ancak işte şimdi olduğu gibi, Fransa’nın, Rusya’nın inayetiyle, ABD’deki Ermeni diasporasının masasından dökülecek kırıntılarla, iflasın eşiğinde yaşayabilir.

Çarlık Rusya’sının tahriki, kilisenin teşviki ve çetecilerin hırsıyla Talat-Enver-Cemal üçlüsünün Almanya’dan ithal toplum mühendisliği bir araya gelmemiş olsaydı, ne tedip, ne tehcir olur ne de tarihe bu kara sayfa eklenirdi. 1992’deki Karabağ işgali de Ermeni halkı için o tarihteki yöneticilerin Büyük Ermenistan hayalinin getirdiği bir felaketti. Aradan geçen 20 yıl boyunca Ermenistan asla rahat yüzü görmedi. Ne ekonomi, ne sosyal düzen sürekli “savaş hali” şartlarında idi. Oysa Ermenistan’ın Sovyet sonrası bağımsızlığını ilk tanıyan ülke Türkiye olmuştu; tıpkı 1918’de Rus boyunduruğundan kurtulup yeni kurulan Ermenistan’ı tanıyan ilk ülke olduğu gibi.

Ne oldu da kültürleri yüz yıllardır etkileşen bu iki halk arasında böyle bir düşmanlık, hele hele bin yıllık Azerbaycan topraklarını işgal edecek kadar saldırgan bir düşmanlık oluşabildi? Bu sorunun cevabını bölgeyi yeniden dizayn etmek üzere ABD eski başkanı (oğul) Bush zamanında hayallerini hayata geçirmek üzere kolları sıvayan Yeni Muhafazakârlık (NeoConservatism) akımının harekât planında bulabiliriz. Bu planın ilk müteahhitleri beklenmedik yerlerden gelerek buluştular. Örneğin, George Soros ve Açık Toplum Derneği, kendisini yıllarca Roosevelt-vari demokrat-liberal olarak sattıktan sonra, açıkça faşist Koch kardeşlerle ittifakıyla Neocon militarizmi ile liberal müdahaleciliği iş birliğinde buluştu. Bu buluşmanın ilk meyvelerinden biri Nikol Paşinyan’ın kendisini bile hayrete düşüren seçim zaferidir. Renkli “halk devrimleri” hâlâ hatırlarda olmalı.

Ne var ki Paşinyan savaş yanlısı çıkmadı. Ancak bir partinin lideri olmadığı için güçsüzdü ve Karabağ’dan barış içinde çekilmeyi beceremedi. Ancak buna rağmen başkenti Soçi şehri olacak olan Büyük Ermenistan Fransa ve ABD’deki Ermeni diasporasının bütün çabasına rağmen, yürümedi. Azerbaycan tam zamanında bir müdahaleyle aslında Paşinyan’a ve bütün Ermenilere en büyük yardımı yaptı; Büyük Ermenistan safsatasına son verdi.

Geçen hafta Laçın ve Kelbecer yakınlarında Azerbaycan’a saldıran ve 15’i öldürülen, 7’si yakalanan kişilerin Ermeni ordusunda görevli oldukları, ancak bu saldırının ordu tarafından emredilmediği biliniyor. Paşinyan, kendi ordusunun kontrolünü tamamen ele alabilmek için gerekli desteği aralık sonunda Brüksel’de Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile yapacağı toplantıda bulabilir. Bu toplantının bir diğer yan ürünü, Paşinyan’ın Türkiye ile sınırların açılması için gerekli görüşmelere başlama cesaretini bulması olacaktır.

Özlediğimiz “Dost Ermenistan” imajına kavuşma imkânı inanıyoruz ki Brüksel’de doğacaktır. Tabii, bu toplantıya ev sahipliği yapacak olan AB bürokratları, ABD’li sinsi ittifaklar ve Fransa Paşinyan’ı girdiği düzgün çizgiden saptıracak bir hainlik planlamamışlarsa!