Her şeyden önce barış

2020’yi iki kanlı olayla karşıladık: İdlib ve Somali. Suriye’de mevcut rejimin barışçı ve siyasal amaçlı protestoları mezhep ve aşiret egemenliği penceresinden görmesinin sonucu, 2011 yılında kendi halkına ilan ettiği savaş, İran, Rusya, ABD ve Türkiye’nin işgalindeki bölgeler dışında İdlib’de yoğunlaşmış bulunuyor. Rusya ve Baas rejimi ile onun diktatörü Beşar Esad, İdlib’de katliama dönüşen bir harekâtı sürdürüyor. Ülkede silahlanmış olan bir milyonu aşkın muhalefet mensubunu, aileleriyle, Türkiye’nin önerisi ve gözetimi altında İdlib ilinde toplamayı kabul eden Rusya, şimdi karar değiştirmiş görünüyor. Rusların ve Esad’ın iddiası, buradaki muhalefetin rahat durmadığı ve silahları teslim etmediği şeklindedir. Oysa bu iddia Rusya’nın yalanından ibarettir. Doğru bile olsa, mühendisi, mimarı, doktoru, esnafı, siyasetçisi, köylüsü ile Suriye halkının Esad’ın mezhepçi katliamına karşı tek umudu olan bu direnişçilerle savaşmak ayrıdır; onları anaları-babaları, eşleri-çocuklarıyla topladığın bir vilayette, savaşan-sivil ayrımı gözetmeksizin uçaklarla bombalamak ayrı bir şeydir.

ABD ve onun DAEŞ’e karşı kurduğu koalisyonunun ortakları Mısır, Fransa, Almanya, Ürdün, Suudi Arabistan ve İngiltere’nin bırakın sivilleri korumayı, tersine, Esad ve ordusunun öldürdüğü kadar sivil öldürmesi üzerine, Türkiye, Rusya ve İran ile Astana sürecine girişti. Bu süreç ülkede çatışmasızlık alanları oluşturarak, Suriye’de masum kanı dökülmesini ve göç dalgasını durdurdu. ABD’nin PKK uzantısı teröristlerle Suriye’yi bölme planını devreye sokması ise bu kez PKK’dan kaçan Suriyeli Kürtlerin göç akınına yol açtı. İdlib’e sığınan muhalefeti DAEŞ ile, diğer İslamcı radikallerle eş tutarak başlatılan son saldırı ise yeni bir göç dalgası başlatmış oldu.

Somali ise yeni yıla 90’dan fazla masum kişinin öldüğü, yüzlerce çocuk, kadın ve erkeğin yaralandığı korkunç bir terör saldırısıyla girdi. Bu ülkedeki iç savaş, 1986’da askeri diktatör General Siad Barre’ye karşı bir direniş olarak başladı; ancak bugün 12 ülke, kurum, kuruluş ve terör örgütünün taraf olduğu bir bölgesel savaşa dönüştü. Ne kadar karmaşık görünse de Somali’de işin özü, Suudi Arabistan’ın El Şahab isimli terörist grubunun eliyle, ülkenin uranyum ve doğal gazına çökmek istemesinden ibarettir. Tabii, Suudilerin, büyük savaşlardan sonra, Türkiye ile de askeri-ekonomik iş birliğine girişmiş olan Somali’nin iki yıldır işbaşında bulunan Cumhurbaşkanı Abdullahi Muhammed’in Sünni yönetimini yıkarak, bu ülkeye de Vehhabizm’ini ihraç etme arzusunu da hesaba katmak gerekir.

Dünyada kanayan daha birçok yara vardır: Libya, Ukrayna ve Kırım’daki Rus işgalleri akla hemen geliveren örneklerdir. Ukrayna’da yedi yıldır süren deklare edilmemiş savaş, belki de 2020’de sıcak bir şekil alacaktır.

ABD ve AB ülkeleri milliyetçiliğe ve halk dalkavukluğuna dayanan, zenginler yönetiminden ibaret oligarşilerin eline düşerken, barışa önümüzdeki şu kısa 365 gün içinde ulaşmak mümkün olacak gibi görünmüyor.