“İnsan hakkı” olarak doğru haber

10 Aralık İnsan Hakları Günü dolayısıyla, internet diye özetlenen bilgiişlem, erişim ve paylaşım araçlarının mucit ve ilk öncülerinden bazıları internet üzerinden bir panel toplantısı düzenlediler. Videosu YouTube’da var.

Bu kişilerden biri, Web’i icat eden Tim Berners-Lee idi. 1989’da BM’nin İsviçre’deki nükleer araştırma merkezi CERN’de çalıştığı sırada, üniversite ve özel sektör araştırmacısının raporlara istediği anda “tıklanabilir” bir tarzda erişebileceğini düşünmüş ve bunun için bir sunucu, bir istemci programı yazmış, bu sistemin işleyebilmesi için de HTML dilini icat etmişti. Görmüşüm gibi “etmişti” diyorum, çünkü bu icadı o tarihteki az sayıda ağ çalışanları olarak adeta adım adım izlemiştik.

Bir gazeteci bilgiişlem-bilişim meselesine merak sararsa, odaklanacağı ilk alan haber alışverişi konusu oluyor. Bu sebeple HTML dili, o dille yazılacak programları çalıştıracak sunucu ve o sunucunun göndereceği “sayfaları” kullanıcının anlayacağı biçime çeviren tarayıcı (browser) üçlüsünün ortaya çıkarttığı World-Wide Web (WWW) ilk gününden itibaren benim de uğraşı alanım olmuştu.

1992’de, Byte dergisinde yazdığım bir yazıda, Web’i anlatırken, “Yazılı iletişimin yerini alacak; ancak gazete, dergi ve kitap asla ölmeyecek” demiştim. Hâlâ aynı kanıdayım. Şunu da yazmıştım:

“Biz esasen dergicilik değil, iletişim işindeyiz. Dergimizi bugün kâğıda, mürekkeple basarak okuyucuya sunuyoruz. Dergisini Web’de okumak isteyenler için, bir Web sitesi kurmuş bulunuyoruz. Yakında yazılarımızı kâğıt sayfada değil, elektronik sayfada, ekranda okuyacaksınız.”

Bu kehanetin gerçekleşmesi için Byte okurları bir yıl daha beklemek zorunda kaldılar ama sonunda elektronik dergilerine kavuştular. Henüz dünyada hiçbir günlük gazetenin elektronik sürümü yokken, Türkiye’de bir öncü, rahmetli Enver Ören kendi kurumunda bu çığırı açmıştı. Türkiye’de ve dünyada uygulama 90’ların sonlarında ivme kazandı.

İnanıyorduk ki elektronik de olsa bir gazete-dergi hâlâ gazete ve dergidir ve kâğıt üzerine basılan kardeşleriyle aynı ahlak ilkelerine, aynı meslek kurullarına sahip olmalıdır. Fakat şu da belliydi: Bu böyle olmayacak. İşi gazetecilik olmayan kuruluşlar ve kişiler, online haberleşmeye el atacaklar ve bunun ilk kurbanı basın ahlakı ve doğru haber ilkesi olacaktı. Nitekim korkulan oldu!

Birkaç istisna dışında, kendisini gazete sayan ve başkalarının da onu “ana akıma dâhil” saydığı her kuruluşta, en büyük masraf haberi doğru verebilmek için yapılıyor. Ayrıca gazeteler-dergiler, haberlerinin kendilerinden başkasında olmaması için özel muhabir-araştırmacı ağları kurarlar.

Bugün internet haberciliği denen şey, yalan, dolan ve reklam gelirini artırmak için, ziyaretçiden adeta haberin özünü saklamaktan ibaret.

İnternetin ayaklar altına aldığı en temel insan hakkı, yurttaşların doğru haber edinme hakkı oldu. Mesleğine ve kendisine saygısı olan bir gazetecinin savunması gereken de budur: İnsan haklarına saygılı, doğru haber veren bir İnternet.