Ne bu sevinç?

ABD’nin seçilmiş ama tabir yerindeyse mazbatasını henüz almamış başkanı Joe Biden, size telefon açıp da “Yeni dönemde Dışişleri’nde bir tek NeoCon, Savunma’da emekli General Ralph Peters’ın bir tek öğrencisi, Suriye ve Irak’ta hiçbir CentCom elemanı bulunmayacak!” diye teminat vermediyse neden seviniyorsunuz, anlamak mümkün değil.

Ralph Peters, Türkiye’nin beşte ikisine bir Kürdistan kurulmasını öngören bir harita çizmiş ve ABD Silahlı Kuvvetler dergisinde 2006 yılında yayımlamıştı.

Peters, emekli olmuş olmasına rağmen, halen ABD kurmay okullarında ders veriyor. Bush zamanında da verdi; Obama zamanında da.

Hayır, kimsenin, Türkiye’nin beşte ikisini, Irak’ın yarısını, İran’ın ve Suriye’nin bir bölümünü alıp da bir PKK devletine verecek gücü yok; Biden değil, kim gelirse gelsin bunu, Türkiye’ye rağmen yapamayacaktır. Ama küçüklüğüne rağmen sineğin mide bulandırması hesabı, NeoCon’ların bakanlıkları ele geçirmesi halinde, sahadaki CentCom unsurlarının SDG kisvesi altında YPG ile iş birliklerini ve bölücü faaliyetlerini artıracakları da bir gerçektir.

Biden’ın 15 Temmuz gecesi, Obama’nın yokluğunda Beyaz Saray’daki tek yetkili olarak, Operasyon Odası’nı tutup, NeoCon ideolojisini icat eden kişinin karısı Victoria Nuland ile el ele sabaha kadar, demokratik hükümeti destekleyen ve darbeyi kınayan mesajı yayımlattırmayan kişi olduğuna ilişkin çok sayıda tanık ifadesini yalanlayan birinci elden bilgi sahibi değilseniz, neden sevinç içindesiniz?

Partisinin adı Demokrat ve yaptıkları askeri operasyonlara “Demokrasi Harekâtı” adını takmalarına bakarak, Biden’ın herhangi bir ülkeye demokrasi götüreceğine dair elinizde bir kanıt mı var? Yoksa bu sevinciniz neden?

Hele, 2002’den bu yana bir tek seçimin takviminden daha geç yapılmadığı Türkiye’ye, Biden’ın seçilmesiyle “demokrasi geleceği umutları doğduğu”              iddiasını, gazetesinde, TV’sinde dile getirenlerin tutum ve tavrına ne ad verileceğini ifade etmek kolay değil.

Türkiye ile ABD arasındaki adaleti kolaylaştırma anlaşmasına rağmen, Fetullah Gülen ve 15 Temmuz sanıklarını iade etmemekte direnen yönetimin iki numaralı adamı Joe Biden değil miydi? Defalarca Türkiye’ye geldiği ve kendisine kamyonlar dolusu belgeler verildiği, saatler süren açıklamalar yapıldığı halde, kulağının üstüne yatan da Biden değil miydi?

Elbette, geleceğe bakarken geçmişin   karanlık sayfalarını hatırlamak doğru değil. Biden’ın görevi devralacağı 20 Ocak Çarşamba günü yayımlayacağı ilk başkanlık kararnamesinin Trump’ın koyduğu zorunlu olmadıkça Müslümanların ABD’ye girmesini yasaklayan uygulamasını kaldırmak olacağını söylemesi alkışlanacak bir davranıştır.

Biden’ın 8 yıl yardımcısı olduğu Obama da dış siyasetini Bush’un “İslamofobi” siyasetinden kurtaracağını söyleyerek işe başlamıştı. Ne var ki sonuçta Obama-Biden yönetimi Bush yönetiminden daha fazla Müslüman ülke bombalamıştı.

Sözün özü: Dereyi görmeden paçaları sıvamamak lazım. Ama kişinin derdi dere geçmek değil, sadece sevinç içinde paçaları sıvamaksa, o başka.