Nereden çıktı Rusya’nın Baltıkları işgali?

Dünyanın en çok Rembrandt tablosu koleksiyonuna sahip Amerikalı milyarder iş adamı Thomas Scott Kaplan ile Fransa’nın “yaşayan en büyük filozofu” Bernard-Henri Lévy bir araya geliyorlar ve Amerikan kapitalizminin İncil’i Wall Street Journal’a NATO’nun genişlemesi fikrini savunan ortak bir makale yazıyorlar. Yazının ana fikri ne olabilir dersiniz? “ABD’nin DAEŞ’e karşı müttefiki” diye niteledikleri PKK uzantılarını Türkiye’nin “muhtemel bir katliamından” korumak!

Bu iki “büyük” düşünür, Baltık ülkeleri, NATO, Ukrayna, Putin meselelerinden YPG-PKK savunmasına nasıl sıçrıyorlar diye merak etmeye gerek yok; çünkü bağlantı onların zihninde çok açık: Türkiye PKK-YPG’ye ceza vermek için NATO’nun genişlemesini şantaj unsuru olarak kullanıyor.

Çağımızın modern iletişim araçlarının başında gelen Internet dergisi türünün seçkin örneklerinden Politico’da Yale Üniversitesi profesörlerinden Bruce Ackerman, Baltık ülkelerini savunma zorunluğu ortaya çıktığına göre NATO’nun nasıl yeniden canlandırılabileceği konulu bir makale yayınlıyor. Vardığı sonuç: Türkiye NATO’dan atılmalı; çünkü Türkiye NATO’nun genişlemesini istemiyor.

Carnegie düşünce kuruluşunun Avrupa merkezinin sitesinde Marc Pierini ve Sinan Ülgen isimli iki araştırmacının mülakatı yayınlanıyor; ele aldıkları ana başlık “ABD ve ortakları Türkiye’yi ikna etmek için ne gibi manivelalar kullanabilir?” oluyor.

Geçen hafta bunun gibi çok sayıda sözde-bilimsel yazılar yayınlandı. Hepsinin hareket noktası, Rusya Ukrayna’dan sonra İsveç ve Finlandiya’yı işgal edecek; bu ülkelere derhal NATO koruması sağlanmalıdır. Türkiye de bu yazılarda ana konular arasında yer alıyor çünkü bu korumaya engel oluyor.

Türkiye NATO’nun açık kapı (üyelik için başvuran her ülkeyi alma) siyasetine karşı olmadığını, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyesi olma hakkını reddetmediğini, bu mesele ortaya atıldığından beri en yetkili ağızlardan birçok kereler ifade etti. Ama bu yazarların amacı üzüm yemek olmadığı için, Türkiye’nin bu ülkelerin Kandil’den çok PKK teröristi barındırdığı ve izledikleri teröre destek siyaseti sebebiyle gerektiğinde Türkiye’nin imdadına koşacak güvenli ortağı olamayacakları kaygısıyla güvence aradığını görmüyorlar bile. NATO’nun ortak savunma stratejisinin işleyip işlemeyeceği Yunanistan gibi hasmane bir “müttefik” yüzünden zaten bir bilinmezliğe gömülmüşken, şimdi üyelerin arasına Türkiye’ye karşı tutumları çok belirgin bu iki ülkenin katılmasına Türkiye nasıl “Evet” diyebilir?

Türkiye’nin İsveç-Finlandiya meselesi budur. Anlayan anlar; Bernard-Henri Lévy gibi anlayışı ideoloji ile yok edilmiş insanlara zaten bir şey anlatmanın imkânı yok.

Fakat NATO şemsiyesi hemen yarın sağlanmazsa, Ukrayna’dan sonra sıranın Baltık ülkelerine geldiği yargısının hareket noktasını anlamak zordur. Rusya’nın “kuşatılma ve yok edilme” korkusu ne kadar gerçeklere dayanmasa da uluslararası diplomaside algılar gerçekler kadar etkilidir. Böyle bir algıyla hareket etmekte ise de Rusya’nın savunma stratejisinin bir değil iki Baltık işgalini öngördüğüne inanmak mümkün olamaz.

NATO ve onun patronu ABD, bunu herkesten iyi biliyor olmalı.