Salgına karşı önlem siyaseti

Yollarını dört gözle beklediğimiz (!) Macron ve Merkel’in programı bile artık ilgimizi çekmiyor. Çünkü dünya olarak can derdine düştük. SARS 2003 ve Ebola 2013 yılında koronavirüsü benzeri salgına yol açmış, ancak tüm dünyayı bu kadar korkutmamıştı. Bir sosyal medya yazarının ifadesiyle “çünkü onlar beyaz adamı tehdit etmemişti.” Oysa SARS, 8000 vaka ile 26 ülkeyi etkilemişti. Ebola, üç yıl içinde defalarca bitmiş ve yeniden başlamıştı; 30 bin kişi hastalanmış, 11 bin kişi ölmüştü. Fakat SARS, esasen bir Çin meselesi olmuştu; Ebola da Afrika’nın sorunu. Beyaz adam, telaşlanmadan, kendisi için korkmadan aşı ve tedavi aramış ve bulmuştu.

Fakat bu kez iş başka! Tıp dünyasının 1960’lardan beri tanıdığı Korona virüsleri, 2003-2012 arasında birkaç kez insanlara bulaşmış; ancak salgın düzeyini alamadan, önlenmişti. 2019 sürümü ise kendisine adını veren taç görünümlü protein çıkıntıları ile solunum yollarına tutunarak ve az kişide de olsa kısa zamanda ölüm olasılığı taşıdığı için sağlık camiasını şaşırttı.

Ebola sırasında herkesin öğrendiği gibi, bir virüs kolay bulaşıyor, kolay yayılıyor ve bilinen ilaçlar işe yaramadığı için ev sahibini hemen öldürüyorsa, kısa zamanda salgın haline geliyor.

2019’un son günlerinde salgın hastalık literatürüne girdiği için Cov10 adını alan koronovirüs’ün bu türüne şu ana kadar bilinen bir ilaç karşı koyamıyor. Elbette bu ilaç bulunacak. Ya önceden bilinen bir ilaç işe yarayacak, ya da yeni bir ilaç geliştirilecek. Sonra bir grup korona virüs ya gönüllü insanların üzerinde ya da hayvanlarda öldürücü etkisinden yok edilerek, bağışıklık sistemi tarafından önleyici enzim geliştirilmesi sağlanarak, aşısı da bulunacak.

Hep bulundu; yine bulunacak.

Bu noktada önemli olan ilacı ve aşısı olmayan bir virüsün yayılmasını önlemenin yolunu bulmak ve uygulamak idi. Ülkeler, rejimler, liderler bu sınavda ikiye ayrıldılar. Salgını önleme işini ciddiye alarak, etkin tedbirleri geliştirilebilen, uygulayabilenler; şu ya da bu sebeple bu tedbirleri almayanlar.

“Salgın başlasa ve alabildiği canları alsa bu bize kaça mal olur; salgını önlemek için alacağımız önlemler kaça mal olur?”

İnsan bunu böyle ak üstünde kara yazıyla okuyunca inanmakta güçlük çekiyor ama mevcut elitist ve açgözlü kapitalist sistemlerin bu virüsün milyonları tehdit eder hale gelmesine göz yummanın gerisindeki mantık bu. Türkiye’de bir paketi 120 dolara mal olan bir test kit’in ABD’de kıtlığının çekilip 3,200 dolara satılacak kadar az bulunması başka neyle açıklanabilir.

Çin, İran ve İtalya ile ulaşımı kesmenin Türkiye’ye ağır faturası olmamış mıdır? Cumhurbaşkanlığı hükumet sisteminin hızlı ve kararlı işleyişi ile bu artıların eksilerin en insanı tarzda ve en çabuk şekilde hesaplanması bize vatandaş olarak onur veriyor; kıvanç duyuyoruz. Ama ya Amerikan halkı? İtalya ile sınırlarını 90 gün boyunca kapatmayan ülkelerinin halkı ne hissediyor acaba? Hükumeti, “Hele hastalansınlar; ölen ölür ölmeyen aşılanmış olur” diyen İngiltere’nin halkı?