En büyük bayram, 29 Ekim kutlu olsun!

"Yirmi beş yıl kadar önce bir gün bir devlet sorumlusu ile görüşüyorduk. Tartışmamız uzun sürdü. Biz hükümetin davranışının, ne Atatürk ilkelerine ne de demokrasiye yakıştığı düşüncesini savunuyorduk. Bir aralık sinirlenen o devlet sorumlusu ünlü kişi bana dönerek:Sanki Atatürk döneminde bizde demokrasi var mıydı? gibilerinden bir çıkış yaptı. Böylece beni mat ettiğini sanıyordu. Tek parti döneminde gerçekten ülkemizde çağdaş anlamıyla demokrasi yoktu. Kendisine kısaca: Atatürk kendi döneminde demokrasinin önkoşullarını hazırlıyordu dedim. Yanıt bulamadı."Bu konuyu rahmetli başyazarım Nadir Nadiyle birçok kez konuştuğumu anımsıyorum. Cumhuriyet Devrimiyle demokrasinin altyapısının oluşturulmaya başlandığını savunurdu.Şunu da bilirdi Nadir Bey:Fransız İhtilalinin temelinde yatan Aydınlanma düşüncesinin bir ucunun totalitarizme, bir ucunun demokrasiye uzandığını...Büyük Alman filozofu Kantın 1784te Aydınlanma nedir sorusuna verdiği cevap çok yalındır:"Sapere aude! Kendi aklını kullanacak cesareti göster! Aydınlanmanın sloganı budur."Bu yazısında Kant, insanların kendileri yerine başkalarının düşünmesi kolaycılığına kapılmalarını eleştirir. Oysa, Aydınlanmanın özünde yatan akıl araştıran, soru soran, kuşku duyan, eleştiren, beynini başkalarına, sloganlara teslim etmeyen akıldır.Descartesın sözüdür:"Her şeyi sorgula!"Aydınlanma düşünmekten korkmamaktır.Ama tarihsel gelişimi içinde Aydınlanmaya düşünce polisleri de sahip çıktı. Aydınlanmayı bir yerde saptırıp demokrasinin tam öbür ucuna, totalitarizme, Staline kadar götürdüler. Aydınlanma düşüncesinin özgürlükçü özünü yok edip aklın cinayetlerini işlediler.Atatürk bu yanlışa düşmedi.Dava arkadaşlarıyla birlikte laik Cumhuriyeti kurarken kendi deyişiyle demokrasiyi savunuyordu:"Cumhuriyet rejimi demek demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir. Biz Cumhuriyeti kurduk. Demokrasinin bütün icapları sırası geldikçe tatbikata konulmalıdır."Atatürk ve arkadaşları, Cumhuriyeti kurarken akıllarından hiç çıkmayan bir nokta vardı: Çok uluslu, çok dinli, çok kültürlü koca bir imparatorluğun gözleri önündeki çöküşü...Onlara göre bu çöküşün temelinde iki ana neden yatıyordu: Birincisi, devlet ve toplum düzenindeki din damgası... İkincisi, çok milliyetli etnik yapı... Bu yüzden yeni devletin birliği ve ülkenin bütünlüğü kafalarını en çok uğraştıran konuların başında geldi.Sonuç olarak bir yasaklar sistemiyle attılar yeni devletin temellerini. Bölücülük yasağı ile üniter devlet ve ülkenin bütünlüğü, şeriat yasağı ile laik devlet yapısı korunacaktı. Komünizm yasağı ile komünizm önlenecek, milliyetçilik bilincinin geliştirilmesi güvence altına alınacaktı.Bu yasaklar çerçevesinde Anadolu topraklarında bir ulus - devlet inşa edilirken birçok aşırılık da yaşandı. Modernleşme ve Batılılaşma amaçlanırken, bunların gereklerine aykırı uygulamalar da yapıldı. Yasaklar yıllar içinde ekonomik ve siyasal liberalleşmeye, demokratikleşmeye ayak bağı olmaya başladı.İsmet İnönünün bir sözü vardır:"Demokratik rejim, Atatürk idaresinin amacı olmuştur. Atatürk, ömrünün sonuna kadar demokratik rejimi kurmak için uğraşmış ve birçok güçlükleri yenmiş, tamamlanmasını yeni nesillere bırakmıştır."Atatürk, İnönü ve arkadaşları tarihin akış yönünü yakaladılar. Tarihin gerisinde sürüklenmediler. Hedefleri, muasır medeniyet seviyesi idi. Yani önce laik cumhuriyet ve sonra demokrasi idi hedefleri. Çünkü, yüzleri Batıya dönüktü.Bu tarihsel yürüyüş devam edecek!En büyük bayram, 29 Ekim kutlu olsun. h.cemal@milliyet.com.tr Cumhuriyette başyazarım Nadir Nadi 1984 yılındaki bir başyazısında Atatürkü anlatırken şöyle der: