Zekeriya Temizel ya da ‘Türk Pietro’su...

Zekeriya Temizel ya da ‘Türk Pietro’su...


       Antonio Di Pietro... İtalya’daki Temiz Eller hareketinin efsanevi yargıcı... Yürekli yargıç Di Pietro sayesinde Milano Savcılığı’nın 1992 yılında bir gün döndürdüğü bir çark, yolsuzluklar diyarı diye ün yapmış bir coğrafyada siyaseti, devleti ve iş dünyasını kirden temizlemeye başladı.
       İtalya’da politikacı - işadamı - bürokrat üçgeninde kurulmuş olan çıkar ve avanta ağları Di Pietro’yla dava arkadaşlarının cesur atılımlarıyla parçalandı. İhale ve rüşvet mekanizmaları açığa çıkarılarak kırıldı.
       O zamana kadar İtalya’da devlet ihaleleri, rüşvet ve yolsuzluğun temel kaynağı haline gelmişti. Siyasetçi, ihale karşılığında işadamından rüşvet alıyordu. Bunun bir bölümü kendi cebine, öbür bölümü partisinin kasasına gidiyordu. Seçim kampanyaları ve parti propagandaları böylece finanse ediliyordu.
       Rüşvet bir yerde siyaset, iş ve yeraltı dünyası arasındaki çarkları yağlayan, yüksek bürokratları avanta çetelerine bağlayabilen tatlı bir araç haline gelmişti.
       Di Pietro bu oyunu bozdu. Bozunca ne oldu İtalya’da? 5 başbakan yargılandı. 1 başbakan hapse girdi.
       1 başbakan sürgüne gitti.
       30 bakan yargıda hesap verdi.
       Bazıları hapse girdi.
       Parti liderleri mahkemeye çıktı.
       İtalyan parlamentosunun dörtte biri yargı önünde hesap verdi. Hapse girenler oldu.
       Çok sayıda işadamı yargılandı, hapse atıldı. Trajediler yaşandı. İntiharı seçen işadamlarına rastlandı.
       338 mafya babası yargılandı.
       İtalyan Milli İstihbarat Teşkilatı’nın başkanı hakkında mafya bağlantıları dolayısıyla dava açıldı.
       Temiz Eller buydu İtalya’daki. Önderine, simgesine gelince, Di Pietro’ydu, cesur bir hukuk adamı...
       İtalya’nın kirden temizlenme sürecine girmesinde yalnız yürekli yargıçların rolü olmadı. Bu açıdan bağımsız yargı ‘Temiz Eller’ operasyonunda en önemli faktördü. Milletvekili dokunulmazlığının sınırlı oluşu altı çizilmesi gereken bir başka noktaydı.
       İtalya’da ayrıca mafyaya karşı özel bir örgütlenme gerçekleştirilmişti. Yeraltı dünyasının, rüşvet ve yolsuzluk suçlarının cezaları çok ağırlaştırılmıştı. Yargı önünde eşitlik ilkesi kamuoyunda yerleşmeye başlamıştı.
       Belki daha önemlisi, Temiz Eller operasyonu için ‘kamuoyu desteği’nin bilinçli bir şekilde sağlanmış olmasıydı. 1995 yılında bir konferans için İstanbul’a gelmiş olan Di Pietro’nun şu sözünü unutmuyorum:
       "İsyan için kıyameti beklemeyin!"
       Bu satırları niçin yazdığım, İtalya’daki Temiz Eller operasyonunu niye gündeme getirdiğim sır değil. Temiz politika, temiz devlet, temiz iş dünyasına dönük bir özlem yatıyor bu satırların altında...
       Birkaç günlüğüne başkentteydim. Siyaset kulisinde kulağıma çalındı, Türk Pietro’su Zekeriya Temizel diye...
       Nedeni malum:
       Başkanlığı’nı DSP’li eski Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in yaptığı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Üst Kurulu’nun düğmeye basmasıyla birlikte bir çark dönmeye başladı.
       Tıpkı 1992’de Milano’daki gibi...
       O zaman İtalya’da, daha işin başında kimse önemsememişti, cesur bir yargıç olarak Di Pietro’nun vurduğu topun nerelere kadar gideceğini, hangi kalelere gol olacağını...
       Bizim ülkemizde de şimdilik uyananların sayısı sınırlı. Zekeriya Temizel’in bankacılık sektöründe vurmuş olduğu topun nerelere gidebileceğini kestirenler hala çok sayılmaz.
       Oysa, Türkiye’de bankacılık reformu ve Bankacılık Üst Kurulu’yla birlikte bir film koptu. Yenisi vizyona giriyor!
       Zekeriya Temizel ve arkadaşları hız kesmezlerse, İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ve polis kararlılığını devam ettirirse, yargı kurumu el verirse, bankacılık sektöründen başlayan kiri temizleme operasyonu başka alanlara da yayılabilir.
       Politikacılar yüzünden en az on yıl gecikmiş olan bankacılık reformunu çıkardığı bir yasayla gerçekleştiren, iş başındaki koalisyon hükümetinin kendisi.
       Ama burada durmaması gerekiyor.

Derin devlet...

       Bankacılık Üst Kurulu’nun daha verimli çalışabilmesi için bir yandan yargı sürecini hızlandırıcı, öbür yandan kamu alacaklarının son kuruşuna kadar ve hızla tahsilini sağlayacak yasal değişiklikleri (6183 sayılı yasada) yapıcı adımları atması şart Ecevit Hükümeti’nin. (Tabii ki kamu bankalarının özelleştirilmesini ve Sermaye Piyasası Kurulu’nu ehil ellere teslim edilmesini de bir an önce başarması lazım bu hükümetin).
       Temizel topa vurdu artık!
       Bu topun durdurulması çok güç. Siyaset bundan sonra bunu istese de yapamaz. Bankacılık Üst Kurulu, siyaset kurumundan giderek bağımsızlaşıyor. Şimdi doğru olan, siyaset kurumunun parlamentosuyla, hükümetiyle Bankacılık Üst Kurul’a destek verip temizlenme sürecini hızlandırması, böylece saygınlık kazanmasıdır.
       Şurası da unutulmasın:
       Derin devletin de ağırlığını Bankacılık Üst Kurulu’ndan yana koymaya başladığına dair çok işaret var başkent kulisinde... Susurluk’tan farklı bir durum belki de...
       Bunu da son olarak not edin.


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr