Askerin vesayeti ve bir anı

İş hayatının yarısını sıkıyönetim dönemlerinde geçiren bir gazetecinin “cihat-i askeriye”den, bazı subay ve paşaları tanıması olağandır.
Geçenlerde toprağa verilen Orgeneral Necdet Öztorun da bunlardan biriydi. “İki Necdet’ler” diye anılırlardı. Biri Genelkurmay Başkanı Necdet Üruğ, diğeri 1. Ordu ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanı Necdet Öztorun...
Necdet Öztorun deyince ilk aklımıza gelen onun konuşma şekliydi, çok hızlı konuşur, kelimeleri adeta yutardı, dinlerken “Allah emrindeki subaylara kolaylık versin!” derdik, acaba kumandanın verdiği emri kolay anlıyorlar mıydı?
* * *
Bugünlerde “askerin vesayetinden kurtulmak” diye bir deyim çok kullanılıyor, sanki ilk defa oluyormuş gibi...
Ama bize göre vesayete karşı ilk hamleyi Turgut Özal yaptı.
Genelkurmay Başkanlığı’ndan emekliye ayrılacak olan Orgeneral Necdet Üruğ, halefini seçmişti: Necdet Öztorun... Hatta bir takvimden bile söz ediliyordu, Öztorun’dan sonra kimin Genelkurmay Başkanı olacağı da belliydi.
Orgeneral Üruğ, 1987 Haziran’ında, Genelkurmay Başkanlığı’ndan istifa etti, yerine Kara Kuvvetleri Komutanı Necdet Öztorun geçecekti, hatta devir teslim töreni için davetiye bile bastırıldığı söyleniyordu.
* * *
Ama Başbakan Özal, bu “emr-i vaki”yi kabul etmedi, Öztorun’un Genelkurmay Başkanlığı kararnamesini imzalamadı. Özal’ın Devlet Başkanı Kenan Evren’in desteğini de aldığı söyleniyordu. Herhalde bu da doğruydu, anlatılanlara göre Kenan Paşa’nın Öztorun’la arası iyi değildi, Özal da Kenan Paşa’nın desteğini almadan böyle bir maceraya girmezdi.
Bazı gazeteler bu haberi “Demokrasinin Zaferi” manşetiyle duyurdular, bizim demokrasimiz de ne müthiş zaferler kazanıyordu, bugün de kazanıyor ya!
* * *
Gazeteciler Cemiyeti yönetim kurulunu temsilen Sıkıyönetim Komutanlığı’ndan randevu istedik, yanılmıyorsak rahmetli Nezih Demirkant, Recep Bilginer, Ziya Nebioğlu ve biz...
“Muhatap” sıkıntısı çekiyorduk, akşam ya da gecenin bir saatinde haber geliyor, sıkıntı başlıyordu.
Haber doğru muydu, yazılmasına Sıkıyönetim ne derdi? Gazeteci, sorumlu yazı işleri müdürü kime soracak, kimden görüş alacaktı? Sıkıyönetim paşası buna çare bulmalıydı. Bize, gazetecilere bir muhatap lazımdı...
* * *
Konuşma sırasında “Gazetecilik sorumlu bir iştir, gazeteci de sorumluluğunun farkındadır!” diyecek olduk. Öztorun Paşa’nın yüzü değişti, emir subayını çağırdı, biraz sonra bir askeri hâkim ve savcı elinde bir dosya ile geldi, paşa, dosyayı bize uzattı “okuyun!” dedi...
Bir gazeteci uyuşturucu ve mafya babasından bir çek almış, adına yazılan çeki yandaki bankadan tahsil etmişti.
Her ne kadar “Paşam, bu münferit bir olay, her meslekte çürükler vardır!” desek de tabiri caizse fiyakamız bozulmuştu.
Sonra? Diyeceksiniz, ne oldu bu gazeteciye?
Son bir iki yıla kadar sosyete sayfalarından hiç aşağı inmiyormuş, verdiği davetlerle, katıldığı davetlerle...