Şark medreselerinin son güneşi; Ahmet Cevdet Paşa

Cevdet Paşa’nın hayatı Bebek’teki konağında yazmak veya Babıâli’de Adliye, Maarif, Evkaf, Dâhiliye, Ziraat Nazırlıkları yapmakla geçmiş değildir. Genç yaşta en üstün rütbe olan Süleymaniye Müderrisliği üstünde iken mülkiye silkine geçerek nazırlıklara ulaşan bu zatın bir bakarsınız Bosna’da, bir bakarsınız Suriye’de teftişler yaparken kaleme aldığı raporlar o gün devleti, bugün tarihçileri aydınlatacak nitelikte cevherlerdir

Sadece çağdaş Türkiye’nin değil, bütün İslam dünyasının hatta Giorgio Del Vecchio’nun değerlendirişine bakılırsa muasır dünyanın ilginç hukukçularından biri 118 yıl evvel bugünlerde (26 Mayıs 1895) bu dünyayı terk etti. 73 yaşındaydı. Çok genç yaşlarından beri toplumda oldukça etkili ve hareketli bir hayat yaşamıştı.
1822’de bugünkü Bulgaristan’ın Lofça’sında doğdu. Rumeli’nin bu bereketli kasabasında Yularkıran ailesindendi. Fatih medreselerinde okudu. Gece-gündüz eğitim gördü. Kabına sığamaz öğretici bir kişiliği vardı. Ekseri medreselinin aksine Farsça’yı da iyi öğrendi. Memuriyet hayatına erken girdi. Tanzimat ricalinin dikkatini çekmişti.

Dedikodular doğru bile olsa hoş değil
Burada belirtmek gerekir; Tanzimat döneminin aydın bürokratları Türkiye tarihinin, inşallah ileride yeniden görürüz, görülmemiş nitelikte adamlarıdır. Şark ve Garp kültürüne sahiplerdi. Reşit Paşa gibi sefaretlerde yetişen ve Garp dillerini bileni bile Doğulu kültüre aşina ve hayrandı. Tanzimat riyalinin çoğu bugünkülerin aksine bir Garp dilini öğrenmek için ömürlerinin on senesini yurt dışında geçirmiş adamlar değildiler, o kadar ağır bedel ödemediler. Mehmet Emin Âli Paşa’nın Fransızca’sı buradandır, Fuat Paşa’nın da... Ahmet Vefik Paşa’nın Fransızca’sı ve Latince’si, Saint Louis Lisesi’ndendi; Farsça ve Arapçayı ihmal eden bir alafranga değildi.
Tanzimat ricali Mustafa Reşit Paşa devrinde inanılmaz insan kompozisyonları meydana getirmiştir. Medreseli Ahmet Cevdet Paşa, Keçecizade Fuat Paşa ile bir araya gelip (her ikisi daha efendiyken) “Kavâid-i Osmaniye” adlı Türk dilinin ilk önemli gramer kitabını vücuda getirdiler. Tabii ki dili seviyorlardı; ama “iş başa düştü”, amaç düzgün Türkçe bilen memur yetiştirmekti. Heyhat o devir geçti; ikisi birbirine düştüler. Fuat Paşa için Ahmet Cevdet Paşa’nın yazdığı dedikodular doğru bile olsa hiç hoş değil. Midhat Paşa ile Cevdet Paşa bugün bile mükemmel bir eser sayılacak Vilayet Nizamnamesi’ni vücuda getirmişlerdi, sonra rakibini mahkum ettirecek kadar düşman oldular. At sahibine göre kişner. Abdülmecid Han gibi insan sarrafı bir genç hükümdar devrinde Türkiye İmparatorluğu’nun dahi bürokratları Osmanlı mülkünün badireden kurtaracak reformları mektepli medreseli asker sivil bir arada yapmışlardı. Ondan sonra hepsi birbirine düştü.

Bizzat kızları dahi bu gelişmenin yansımasıdır
Cevdet Paşa, Şark medreselerinin son güneşidir. Onun heyetle birlikte vücuda getirdiği “Mecelle” üzerinde çok konuşacak değiliz. 12 ciltlik “Cevdet Tarihi” Osmanlı-Şark tefekküründe ilk defa dünyayı ve bu ülkenin olaylarını birlikte değerlendiren bir eserdir. Dolayısıyla da kendinden evvelkilere ve sonrakilere göre üstündür. Ahmet Cevdet Paşa’nın hayatı Bebek’teki konağında yazmak veya Babıâli’de Adliye, Maarif, Evkaf, Dâhiliye, Ziraat Nazırlıkları yapmakla geçmiş değildir. Genç yaşta en üstün rütbe olan Süleymaniye Müderrisliği üstünde iken mülkiye silkine geçerek nazırlıklara ulaşan bu zatın bir bakarsınız Bosna’da, bir bakarsınız Suriye’de, Lübnan’da, Çukurova’da heyetlerle teftişler yapıp ortalığa düzen verirken kaleme aldığı raporlar, o gün devleti, bugün tarihçileri aydınlatacak nitelikte cevherlerdir. Osmanlı asırları içinde Cevdet Paşa kadar gelecekle bağlantı kuran bir beyin az bulunur. Bizzat kızları dahi bu ilerleme ve gelişmenin yansımasıdır. Şu sıralar birçok insan onun kızı Fatma Aliye Hanım’a “mürteci” diye damga vuruyor, doğru değil. Diğer kızı Emine Semiye Hanım’ın Sosyalist Parti kurucularından olduğunu göz önüne alsalar iyi olur. Osmanlı aydın sınıfının bazı yönleri bugünkülerin anlayacağının üstündedir.
125’inci ölüm yıldönümünün yaklaştığı şu günlerde Cevdet Paşa’yı daha iyi değerlendirmek için ilmî faaliyete girişmek ve eserler yazmak gerektiği açıktır.

Richard Wagner ve Giuseppe Verdi’nin 200’üncü yılı
İkisi de 200 yıl evvel doğdular. Bu konuya daha evvel değindik. İkisi de milliyetçi. Verdi’ye İtalya’nın birleşmesi yani Risorgimento hareketi çok şey borçlu. Wagner ise Alman ırkçı milliyetçiliğinin sembolü haline geldi. Onun bu işte dahli yoktu da Hitler mi öyle yaptı? Bu tartışmalı denir. Hiç de öyle görünmüyor.
Die Zeit gazetesinin çıkardığı bir tarih gazetesi var. Bu yılın başındaki sayı Wagner’e tahsis edildi. Dâhi kompozitörün para ve arkadaşlarına kazık atma konusundaki derin zaafları yanında modern antisemitizm, Alman ırkçı milliyetçiliği konusundaki girişimleri ve aynı faaliyetin karısı Cosima Wagner’le devamı pek güzel anlatılıyor. Hele bir eseri var ki, “Yahudiler ve Musiki” hâlâ kullanılan bir eser. Tabii belirli çevreler tarafından... Wagner’in fikirleri, söylemleri numune-i edeb ve siyasi ahlaka girmez ama kompozitör olduğu gerçek. Opera libretto’larını kendisi yazan tek büyük kompozitör. Bizzat Daniel Barenboim onu İsrail’in aforoz etmesine karşı çıkıyor. Yönettiği Milano’daki La Scala Operası bu yılını onun 200’üncü yıldönümün nedeniyle ona tahsis etti.
Verdi’nin besteledikleri ise herkesin gönlünde. “Nabucco” operasındaki “Hürriyet Marşı” bugün İsrail’le İtalya arasında “hangimiz milli marş olarak kullanalım” gerilimine neden oluyor. Verdi’ninki ulusçuluğun bazı halde mensup olduğu ulusun ötesinde etkileri ve yapıcı olabileceğine iyi bir örnek.