D vitamini ve ağrı ilişkisi

5 Aralık 2020

D vitamini kemik mineralizasyonu başta olmak üzere vücutta birçok önemli işleve sahip olan bir endokrin hormondur. Doğal ve güçlendirilmiş gıdalardan ve takviyeden alınan oral alım, kişide D vitamini seviyelerine katkıda bulunur. Diğer hormonlar gibi, D vitamini de vücuttaki çok çeşitli işlemlerde rol oynar. Yeterli D vitamini seviyeleri sadece sağlıklı bir iskelet için değil, aynı zamanda sağlıklı bir bağışıklık sistemi için de önemlidir

Vitamin D vücutta proinflamatuvar sitokinlerin salınımını azaltarak ve T hücre yanıtlarını baskılayarak antiinflamatuvar etkilere sahiptir Bu yazının amacı D vitamini ve ağrı alanında bugüne kadar elde edilen kanıtları incelemek ve mevcut bilginin 25-OHD eksikliği ve ağrısı olan hastalarda D vitamini takviyesini destekleyip desteklemediğini aydınlatmaktır.

Uluslararası Ağrı Çalışmaları Derneği'ne göre ağrının tanımı, "… gerçek veya potansiyel doku hasarıyla ilişkili hoş olmayan duyusal ve duygusal bir deneyimdir" . Fiziksel ağrı genellikle nosiseptif, enflamatuar ve nöropatik ağrı olarak ayrılır.

Çalışmalar, D vitamininin nosiseptif ve inflamatuar ağrı mekanizmalarını etkileyebileceğini göstermiştir

D vitaminini ağrıya bağlayan fizyolojik mekanizma henüz tam olarak açıklanamamıştır. Hem klinik hem de hayvansal çalışmalardan elde edilen kanıtlar, yetersiz D vitamini seviyelerinin hem periferik hem de parasempatik sinir fonksiyonunu etkilediğini göstermektedir . Fibromiyaljili hastalarında ağrı ve D vitamini arasındaki bağlantıyı açıklamak için, merkezi sinir sisteminde (CNS) D vitamini reseptörleri (VDR) ve D vitamini aktive edici enzimlerin varlığı ve ayrıca D vitamininin nörotransmiterler üzerindeki etkileri öne sürülmüş ve azalmış inflamatuar sitokin seviyeleri ile tespit edilmiştir.

Başka bir çalışmada, fibromiyalji tanısı konulmuş hastalarda ( n = 30) 20 hafta boyunca 50.000 IU / hafta D vitamini takviyesi verilmiş , ağrı ve yaşam kalitesinde istatistiksel olarak anlamlı iyileşme gösterdiği tespit edilmiştir.

Özetlemek gerekirse, D vitamini eksikliği ile farklı ağrı durumları arasında bir ilişki olduğunu gösteren birkaç gözlemsel çalışma vardır, ancak nedensel bir ilişki açık değildir. Randomize kontrollü çalışmaların tümü olmasa da bazıları, D vitamini desteğinin ağrı yönetimi üzerinde olumlu etkisi olduğunu göstermiştir. Yayınlanmış RCT'lerin yakın tarihli bir sistematik incelemesi, D vitamini desteğinin, kronik ağrılı hastalarda plaseboya kıyasla ağrı skorunda anlamlı ölçüde daha büyük bir ortalama azalmaya yol açtığı sonucuna varmıştır.

Yazının devamı...

Fiziksel aktivitede yeni normale dönüş!

8 Ekim 2020

COVİD-19 enfeksiyonu, spesifik tıbbi müdahalelerin olmaması, hızlı bulaşma oranı ve önemli ölçüde yüksek bulaşma sayıları ile sonuçlanmasının yanı sıra, bireylerin sosyal etkileşimlerini önleyerek hastalığın yayılmasını engellemek adına evde kalmaları gerektiğinin bilimsel olarak önerilmesine yol açtı.

Açıklanan önlemlerle birlikte ofisten çalışma şeklinden ev tipi masa başı çalışmalarına geçilmiş yada birçok şirket çalışmalarına ara vermiştir. Hareketin kısıtlanması, olağan rutinin kaybı ve başkalarıyla sosyal ve fiziksel temasın azalması sıklıkla can sıkıntısına, hayal kırıklığına ve izole edilmişlik hissine neden olduğu söylenmiştir Bu olumsuz sonuçlar içerisinde özellikle hareketin kısıtlanması ile beraber gelen fiziksel inaktivitenin zararlı etkileri omurga problemlerini de beraberinde getirdi.

Yakın zamanda yapılan bir araştırma inaktivitedeki artışı gözler önüne seriyor

Amerikan şirketi olan Fitbit Inc., karantina sürecinde 30 milyon kullanıcının fiziksel aktivite verilerini paylaştı. Paylaşılan bu veriler neredeyse tüm ülkelerde geçen yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında ortalama adım sayılarında (% 7 ile % 38 arasında değişmektedir) önemli oranda bir azalma olduğunu ortaya koymuştur. Bu ön kanıtlar, karantinanın, fiziksel aktivite seviyelerinde önemli bir düşüşe neden olabileceğini düşündürdü.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yaptığı, "Türkiye Sağlık Araştırması" sonuçlarına göre geçen yıl 15 yaş ve üstü bireylerde en çok görülen hastalık türleri sırasıyla yüzde 29,7 ile bel ve yüzde 20,5 ile boyun bölgesi problemleri oldu. Bu dönemde en çok görülen sağlık sorunları arasında ise omurga rahatsızlıkları dikkat çekiyor. Özellikle ofislerin evlere taşınması ile hareketsiz yaşamın yüksek olduğu süreçte bel, boyun ve sırt ağrıları en sık görülen sorunlar olarak karşımıza çıkıyor

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre Dünyada her yıl travmatik ve travmatik olmayan omurga sakatlanmaları 600 000 e ulaştığını düşünürsek bu dönem sonrası fiziksel aktivite azlığına bağlı olarak mekanik omurga sakatlanmaları yukarı doğru ivmeleneceği öngörülebilir.

Omurgamız neden bu kadar önemli?

Omurgamıza yakından inceleyecek olursak başımız ile bacaklar arasında uzanan ve vücut ağırlığımızın üçte ikisini taşıyan bir köprü gibidir. Omurgamız, omur denilen 23 tanesi hareketli toplam 33 kemikten oluşur. Bu kemikler birbirlerine bağ dokusu, eklemler ve disk dediğimiz yastıkçıklarla bağlanır. Aynı zamanda hareketleri sağlayan ve omurların her birine bağlanan güçlü omurga çevresi kaslarımız vardır.

Yazının devamı...

Omurga Sağlığı İçin Yatak Seçimi Nasıl Olmalı?

1 Ocak 2020

Omurga Korunmalı!

Omurga sağlığı için en ideal yatak tercihi omurga ve omurgayı destekleyen yapıların üzerine minimum yükün bindiği yataklardır. Omurganın doğal kavitasyonlarını yatma pozisyonunda da sağlamamız gerekir. Yatakların çok yumuşak çok sert veya esnek olmamasına dikkat edilmesi gerekiyor. Bu tarz yataklar ilerleyen dönemlerde omurgayı zorlar ve omurgaya bağlı problemlerin görülmesi kaçınılmaz olur.

Omurga normal kavitasyonlarını uzun süre koruyamadığı için mekanik olarak bu eğriliklerde artma ya da kaybolma görülebilir. Bununla birlikte omurga içerisinde ki disklere daha fazla yük biner ve buna bağlı sinir irritasyonları görülebilir. Devamında mekanik etkilenime bağlı olarak kişilerde sabah kalktığında sırt ve bel ağrıları yorgun uyanma görülür.

Yatak Ömrü Ne Kadar Olmalı?

Oklahoma State Üniversitesi'nde yapılan bir çalışmada 33 kadın 29 erkek toplam 62 kişiye yeni yatak verilerek 28 gün takip edilmiş Çoğunluğun daha kaliteli uyuduğu gösterilmiştir. Ucuz yataklar pahalı yataklara göre daha fazla bel ağrısı oluşturduğu da çalışmada belirtilmiştir.Yatakların ortalama sürelerinin ortalama 9 10 yıl olduğu eklenmiştir.

Emin Değilseniz Orta Sertlikte Yataklar Tercih Edin!

Danimarka'da yapılan en kapsamlı ve metodolojiye en uygun olan araştırmada kronik bel ağrılarına sahip yaşları 18-60 arasında 150 hasta incelenmiştir. Yaş, cinsiyet ve boy/kilo oranları benzer olan hastalar eşit olarak üç gruba ayrılmış ve 30 gün boyunca birinci grupta orta sert yatak, ikinci grupta yumuşak yatak ve üçüncü grupta sert yatak denenmiştir. 30 günün sonunda orta sert yatakta yatan birinci grupta ki hastaların %90'ı ve yumuşak yatakta yatan ikinci gruptaki hastaların %30'ı ağrılarının azaldığını söylemişlerdir. Üçüncü grupta sert yatakta yatan hastaların sadece %10'unun ağrılarının azaldığını belirtmişlerdir.

 

Yazının devamı...

Obezite Ağrıyı Arttırıyor!

3 Eylül 2019

Obezite omurga sağlığımızı nasıl etkiliyor?

OBEZİTE

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından “vücutta sağlığı bozacak ölçüde anormal veya aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanan obezite son yıllarda giderek artan sağlık problemlerinin arasında yer almaktadır . DSÖ verilerine göre bir milyardan fazla kişinin fazla kilolu, 300 milyon kişinin de obezite kriterlerini taşıdığı belirtilmektedir .Dünyadaki popülasyonun %58’inin 2030 yılına kadar da obez ya da fazla kilolu olacağı beklenmektedir. Türkiye’de yapılan TEKHARF çalışmasında; 1990’dan 2000 yılına obezite prevalansının kadınlarda %36, erkeklerde %75 oranında arttığı tespit edilmiştir .

OBEZİTE OMURGA VE AĞRI İLİŞKİSİ

Obezite birçok omurga ve eklem probleminide beraberinde getirmektedir. Özellikle mekanik stresin artışı obez bireylerde kas-iskelet ve eklem ağrılarına neden olmaktadır. Artan yağ dokusu omurga üzerinde mekanik gücün artmasına bunun yanında fiyolojik açıdan vücuda zarar veren maddelerin artmasına neden olmaktadır . Birçok çalışmada artan beden kitle indeksinin kas iskelet sistemi ağrılarından özellikle bel ağrısına ve alt ekstremite ağrılarına sebep olduğu gösterilmiştir. Çalışmalarda bireyin yaşı arttıkça bu riskin arttığı ve özellikle BKİ’i 30 ve üzerinde olan bireylerin bu risk grubunda olduğu belirtilmiştir.

Ayrıca; obez bireylerde trigliserit, LDL-kolesterol gibi kan lipit düzeylerindeki yükseklik ateroskleroza(damar sertliği) neden olmakta ve dolaylı olarak da omurga diskinin beslenmesinin bozularak dejenere olmasına yol açmaktadır. Tüm bu sebepler obez bireylerde şiddetli bel ağrısı problemlerini beraberinde getirmektedir. Özellikle abdominal(karın bölgesinde) obezitenin bel ağrısı prevalansı ile ilişkili bulunduğunu gösteren az sayıda çalışma mevcuttur.

NE YAPMALI?

Bireylerde kilo kontrolünü tekrar sağlamak omurgaya binen yükü azaltmak için beslenme ve diyet uzmanının önerdiği yeterli ve dengeli miktarlarda besinleri tüketmek gerekmektedir. Bunun yanında ağrıları azaltmak ve egzersiz yüklenmesini kontrollü bir şekilde sağlamak için fizyoterapist, kayropraktik uzmanına danışmak en sağlıklı çözüm yoludur.

Yazının devamı...

Kurtulamadığımız Ağrılar!

8 Temmuz 2019

KRONİK AĞRIYA BÜTÜNSEL YAKLAŞIM

Eski Yunandan tıbbından bu yana uzun bir yol kat ettik ancak bazen Hipokrat’ın söylediği sözler aklıma geliyor.

“Her bireye doğru miktarda beslenme ve egzersiz verebilseydik, sağlığın en güvenli yolunu bulurduk” diyor.

Günümüzde toplumun sağlık hizmetlerini değerlendirme biçiminde ve ağrı sorunları söz konusu olduğunda hızlı çözümlerin (ilaçların) gerçek etkinliğinin sorgulandığı bir çağda yaşıyoruz.

Çoğu insan ağrı ve iltihapların önlenmesi için uzun vadeli doğal cevaplar aramaktadır. Yapılan araştırmalar, yediğimiz yiyecekler, aktivite düzeyimiz ve ruhsal durumumuzun vücudumuzdaki kronik ağrıya katkıda bulunan iltihabi durum ile arasında kesin bir bağlantının varlığını kanıtlamaya devam ediyor.

Harvard's TH. Beslenme Bölümü'nde yayınlanan bir araştırmada, “Çok fazla kronik ağrı, kronik enflamasyonun bir sonucudur ve çalışmalar yanlış beslenmenin enflamasyonun artmasına katkıda bulunabileceğini ancak, antienflamatuar diyetin enflamasyonu azaltmanın en iyi yollarından biri olduğu sonucu çıkmıştır.”

Diyet gibi, düzenli egzersiz genel sağlık için çok önemlidir. Bununla birlikte, kronik ağrı etkili bir egzersiz rutini sürdürmeye çalışan hastalar için ciddi zorluklar yaratır. Kronik ağrılı hastalarda egzersiz (IL)-6 anti-inflamatuar etkilerini,genel yenileme ve kas oluşumunu destekler ayrıca Yaralanmaların önüne geçer ve İyileşmeyi hızlandırır.

Kronik hastalıklarla uğraşırken zihin ve beden arasındaki bağlantıyı atlamamak gerekiyor, Bilimsel araştırmalar kronik ağrı ile depresyon ve anksiyete gibi zihinsel sağlık problemleri arasında yüksek bir korelasyon olduğunu göstermiştir.

Yazının devamı...

Kemik Erimesi (Osteoporoz)

25 Şubat 2019

Kemik Erimesi (Osteoporoz) Egzersizle Engellenebilir mi?

Osteoporoz, halk arasında kısaca kemik erimesi olarak ifade edilen, kemik yapının kalitesinin azaldığı, dolayısıyla başta kırık olmak üzere ağrı, postüral değişiklik ve bunun getirdiği solunum sıkıntısı, denge bozukluğu sonucu düşmeler osteoporoz hastalarında en sık görülen komplikasyonlardandır.

Hemingway ”kırık yerlerimizden güçleniriz” diyerek kırık kelimesini yaşamla mücadeleyi vurgulamak için pozitif bir felfesik boyut içinde kavramlaştırsa da, konu osteoporoz olduğunda, bu kırıkların oluşmadan engellenmesi asıl güç olarak tanımlanabilir.

Osteoporoz Egzersiz İlişkisi

Osteoporoz rehabilitasyonunda tartışmalı olan fiziksel aktivite ve egzersizlerin yeri, son yıllarda yapılan araştırmalarla artık kanıtlanmıştır. Egzersiz, kemik kütlesini korumak ve kırıkları önlemek amacı ile yararlanılan önemli bir tedavi unsurudur. Egzersizin yapılan araştırmalarda büyük kemiklerin periostal yapısının büyüklüğünü ve endokortikal değişiklik ile volumetrik yoğunluğunu etkilediği bilinmektedir.

Kemik yüklenmeye bağlı olarak kütlesini artırır. Mekanik yüklenmenin kemik mineral yoğunluğunu hangi mekanizmalarla artırdığı tam olarak aydınlatılmamış olmakla beraber, egzersiz programları ile somatotropin hormonunun arttığı gösterilmiştir. Somatotropinin bir etkisi de osteoblast aktivitesini arttırmaktır.

Yazının devamı...