Dostun böyleyse düşmana ne gerek var

2 Aralık 2020

Beşiktaş Başkanı Ahmet Nur Çebi'nin, Fenerbahçe derbisinden 3 gün önce hakem Tugay Kaan Numanoğlu ve ezeli rakipleriyle ilgili yaptığı açıklamaları sanırım hiç kimse beklemiyordu. Fenerbahçe ile son 1 yılda kurulan sıcak dostluğa ve Başkan Ali Koç'un her fırsatta siyah-beyazlı kulübe kucak açmasına rağmen Çebi, akla hayale gelmeyecek şeyler söyledi, hiç gereği yokken gerilimin fitilini ateşledi... “Dostun böyleyse, düşmana ne gerek var” dedirtti…

Çebi aynen şunları söylemişti: "Bu maça gelecek hakem arkadaşın adı 'Fenerbahçeli futbolcu' diye anılıyor. Fenerbahçe ile ilişkisi olan şirketlerde çalıştığı ifade ediliyor. Fenerbahçe yaptığı transferlerden dolayı medyadaki bazı isimler tarafından şampiyon ilan edildi ama biz bu algıyı yıkacağız..."

Neresinden tutsanız elinizde kalacak laflar bunlar. Ancak etkileri açısından analiz etmekte yarar var...

1- Derbinin hakemi Numanoğlu hakkında ifade ettiğiniz türden dedikodular, iddialar kulağınıza gelmiş olabilir... Bu durumda, Beşiktaş Başkanı'nın yapması gereken, bu iddiaları soruşturmak, doğruysa gerekenleri söylemek, yalansa konuyu hiç gündeme getirmemek olmalıdır değil mi?

Üç gün sonra derbiye çıkacak deneyimsiz bir hakem için, "Fenerbahçeli futbolcu diye anılıyor. Fenerbahçe ile ilişkisi olan şirketlerde çalıştığı ifade ediliyor" demek, nasıl bir algı çalışmasıdır Allah aşkına! Hadi hakemi, kariyerini, ebedi dostluğu zerre kadar düşünmüyorsunuz, Fenerbahçe'ye ve başkanına çok büyük bir suçlamada bulunduğunuzun da farkında değil misiniz?

2- Peki Çebi, "Fenerbahçe yaptığı transferlerden dolayı medyadaki bazı isimler tarafından şampiyon ilan edildi ama biz bu algıyı yıkacağız" derken ne demek istemişti? Beşiktaş'ın derbi iddiasını mı ifade ediyordu, yoksa satır arasında başka bir mesaj mı veriyordu?

"Fenerbahçe abartıldığı kadar güçlü bir takım değil, Kadıköy'de kazanacağız" dediği çok açıktı.

Oysa son 13 sezonda sadece 2 kez şampiyon olabilen Fenerbahçe'nin, medyadaki şampiyonlukla ilgili abartılı söylemlerden ne kadar rahatsızlık duyduğu, hatta bunları 'tuzak' olarak gördüğü resmi ağızlar tarafından daha önce defalarca kez ifade edilmişti. Yani Çebi'nin buradaki amacı da üzüm yemek değil, bağcıyı dövmekti. Tıpkı 'Beşiktaşlı babası' tarafından, 'Galatasaraylı olduğu' belirtilen hakemle ilgili sözlerinde olduğu gibi...

Yazının devamı...

Şans kapıyı kırarsa!

25 Kasım 2020

Beşiktaş karşısında yokluğu fazlasıyla hissedilen Mert Günok’un kaleye geri dönmesi, İstanbul’daki ilk maçta elde edilen tarihi galibiyet ve Okan Buruk’un sahaya sürdüğü cesur kadro maç öncesi umutlarımızı artıran faktörlerdi... Başakşehir oyuna coşkulu bir başlangıç yaptı, seri paslaşmalarla topu kontrolünde tutmaya çalıştı ancak Manchester United’ın savunmasını hemen öne çıkartarak, oyunun boyunu kısaltması bunaltıcı baskıyı da beraberinde getirdi.
Erken geriye düşmek böyle maçlarda olabilecek en kötü senaryodur. Daha oyuna ısınmadan, öz güven kazanıp yere sağlam basmaya başlamadan yenilen bir gol tüm planları alt üst eder, eliniz ayağınıza dolanmaya başlar. Evet, Bruno Fernandes’in 7. dakikada attığı gol, Başakşehir’i kısa süreli şoke etti ama oyundan düşürmeye yetmedi. 14’te Demba Ba ve 17’de Visca’nın yakaladığı gollük şanslardan birinde top ağlarla buluşsa temsilcimiz kısa sürede ayağa kalkabilirdi.
Fakat en çok güvenilen isim Mert’in yaptığı inanılmaz hata herhalde kimsenin aklından geçmezdi ve daha 19. dakikada fark ikiye yükseldi. Şampiyonlar Ligi ölçeğinde kesinlikle kabul edilemez olan bu gol, Başakşehir’in oyuna tutunma umutlarını büyük ölçüde kırdı. İlk yarının ikinci büyük hatasını Bolingoli yaptı. Şut açısını kaybeden Rashford’un tuzağına düşerek penaltıya sebep oldu ve 35’te skor 3-0 oldu.
Başakşehir ilk yarının son bölümlerinde Demba Ba ile iki iyi fırsat daha buldu ama Senegalli golcünün yaptığı vuruşlarda, Premier Lig günlerinden eser yoktu! Zaten birçok pozisyonda 4’e 1, hatta 5’e 1 hücum etmek zorunda kaldığı için eski günlerindeki gibi şapkasından tavşan çıkaracak şansı da bulamadı.
Okan Buruk, Old Trafford’da ikinci devreye Mahmut-İrfan Can değişikliğiyle başladı. Aklından geçenleri anlamak hiç de zor değildi. Olan olmuştu, ağır bir fark yiyerek prestiji de kaybetmemekti hedefi. Doğrusu, Mert ve Bolingoli’nin ilk yarıdaki amatörce hatalarını gördükten sonra hocaya hak vermemek de mümkün değildi...
İkinci yarıda seyrettiğimiz futbol tam da izlemeyi beklediğimiz gibiydi. Manchester United geriye yaslandı, fazla enerji harcamadan oyunu kontrolünde tutmaya çalıştı. Başakşehir ise ilk yarının aksine kontratak yapma şansı büyük ölçüde ortadan kalktığı için set hücumlarıyla şans aradı ama bulamadı. Deniz Türüç’ün frikikten attığı nefis gol son 15 dakikaya girilirken sürpriz bir umut kıvılcımı yaktı. Bir de Visca’nın üst direkte patlayan vuruşu gol olsaydı o zaman maçı tribünden izleyen Sir Alex Ferguson bile korkuya kapılırdı!
Zaten Solskjaer de ciddi biçimde endişelenmiş olacak ki Visca’nın vuruşundan hemen sonra Martial’ı kenara çekip, Matic’i oyuna aldı ve maçı da 4-1’le noktaladı.

Yazının devamı...

Yapma Şenol hoca, sakın kapıyı açma!

11 Kasım 2020

 

A Milli Takım Teknik Direktörü Şenol Güneş pazartesi günü internet üzerinden düzenlediği basın toplantısında Arda Turan'la ilgili soruya şu cevabı vermişti:

"Arda Turan çok beğendiğim, Türkiye'nin en iyi oyuncularının başında gelir. Ama maalesef onun da bizim de istemediğimiz şekilde bir düşüşe geçti. Yeniden küllerinden doğmak istiyor ve bu gayretini görüyoruz. Eğer başarılı olursa, bizim ihtiyacımız olursa ve bu sorumluluğu taşıyacak durumdaysa hiçbir oyuncuya kapıyı kapatamayız. Zaten hizmetleri olmuştur. Başarılarını da ispatlamış. İnşallah takımında iyi oynar. Biz de ihtiyacımız olduğu zaman değerlendiririz."

* * *

Adı bende saklı bir arkadaşım, Şenol Güneş'le Beşiktaş'ta üç yıl birlikte çalıştı. Güneş'ten önce ayrıldı, farklı sulara yelken açtı...

Birkaç yıl önce Antalya'da bir kamp ortamında bir araya gelmiştik. "Şenol hocayla aran nasıldı" diye sorduğumda aynen şunları söylemişti:

"Abi hiç sorma! Kulüpte ne iş yaptığımı üç yıl boyunca anlatamadım kendisine. Anlamadı, anlamak istemedi bir türlü. Olmadı, yıldızımız hiç barışmadı. Ben zaten ayrılmayı kafaya koymuştum. Sonra güzel bir fırsat çıktı ve ayrıldım kulüpten..."

Arkadaşım ayağının kaydırıldığını açıkça söylemese de anlattıklarının anlamı ortadaydı. İşin özeti, Güneş çarpmıştı kendisini!..

Yazının devamı...

Her maç aynı şarkı

30 Ekim 2020

Tam da 29 Ekim’de, Atatürk tarafından Milli Mücadele’nin tohumlarının atıldığı Sivas’ta bir Avrupa kupası maçı oynamak gurur okşayıcı bir rastlantıydı Yiğidolar için... Sivasspor’un geçen hafta Villarreal deplasmanındaki direnişi, pes etmeyen ruh hali ve galibiyet arzusu, Maccabi Tel Aviv randevusu öncesinde, UEFA ülkeler sıralamasındaki pozisyonumuzu da düşününce beklentileri bir kat daha artırıyordu.
İdeal 11’de izlemeye alıştığımız Appindangoye, Goiano ve Erdoğan’ın sakatlıkları özellikle savunmada handikap oluştursa da Rıza Çalımbay, Robin Yalçın ve Caner’le bu göz korkutan sorunu çözmeye çalıştı.
Salzburg’a iki maçta da yenilerek Şampiyonlar Ligi defterini play-off turunda kapatan ve UEFA Avrupa Ligi’ne gelen Maccabi Tel Aviv ilk hafta Karabağ’ı 1-0 mağlup ederken iyi bir görüntü vermemişti. Net favorisi olduğu kendi ligine de kötü başlayan Maccabi’de Yunan teknik direktör Georgios Donis dün yine sürpriz bir dizilişle takımını sahaya sürdü. İlk Salzburg maçında 5-4-1, rövanşta 3-4-3 formasyonunu tercih eden Donis, Karabağ karşısında 5-4-1’e dönerken dün 5-3-2’yi tercih etti. Donis’in kafası çok karışık belli ki!
Sivasspor adına Villarreal maçında oyun ne kadar iyiyse, yenilen goller o kadar acemi işiydi. Savunmadaki bu dikkatsizlik ve dağınıklık dün ilk dakikalarda bir gole daha sebep oluyordu. Camara’nın ıskaladığı topa bir ıska da Rikan geçince Sivas geriye düşmekten kurtuldu...
Yerleşik beşli savunmaya karşı kenarları kullanmakta çok zorlanan Sivas ilk büyük gol şansını bir merkez hücumuyla yakaladı. Max Gradel çaprazdan kötü bir vuruşla dışarıya yolladığı topu bomboş bekleyen Kayode ile buluştursa, Maccabi ekibi toplu halde santraya yürümeye başlardı ama ilk yarının tek büyük fırsatı kaçtı...
Sivas, Maccabi’nin kilidini açmak için hızlanmak zorundaydı ve ikinci yarıya vites artırarak başladı. Yatabare’nin tek pasla savunma arkasına kaçırdığı Max Gradel ilk yarıdaki hatasını tekrarlamadı ve bu kez topu Kayode’ye aktardı. Nijeryalı oyuncu için golü atmak hiç zor olmadı...
Sivas’ın farkı artırmasını beklerken işler bir anda sarpa sardı. Camara sebep olduğu acemi işi penaltıdan sonra ikinci sarıyla atıldı, skora da eşitlik geldi. Rıza Çalımbay’ın Hakan Arslan’ı stopere çekmesi üzerine Maccabi merkezden tehlikeli gelmeye başladı ve zincirleme hataların ardından Peretz takımını öne geçiren golü attı. Zor bulduğumuz mutluluk 5 dakika içinde yediğimiz 2 golle adeta buharlaştı. Avrupa arenasında kötü savunmayla maç kazanmanın ne kadar zor olduğu bir kez daha kanıtlandı.

Yazının devamı...

Fenerbahçe’yi yine mi şampiyon yapacaklar!..

10 Ekim 2020

“Federasyonun tavrı, havası meydanda. Medyanın hali meydanda. Eee işte limitler, mimitler hiçe saçılmış (sayılmış), transferler meydanda… Fenerbahçe şampiyon olsun arkadaş! Benim için de oldu… Fenerbahçe’nin şampiyonluğu bu sene kaybetmesi mucize olur. Yapılan transferler, her şeyden dolayı… Bak, medya şampiyon yapacak Fener’i… Hakemler şampiyon yapacak Fener’i… Limiti aşan transferler yapacak Fener’i… Üçü de usulsüz bunların. Ama bu usulsüzlüğü kim düzeltecek Türkiye’de? Dördüncü güç medyanın kendisi en başta koşarken kim denetleyecek!..”
Benim yaşım 46… Öncesi de var ama ben yaklaşık 30 yıldır izliyorum bu berbat filmi… Her sezon başı aynı laflar, aynı iddialar, aynı terane, aynı tezgah…
Zaten başkanı kim olursa olsun federasyon her sezon Fenerbahçe’yi kolluyor… Hakemler, Fenerbahçe şampiyon olsun diye ellerinden geleni yapıyor… Medyanın büyük bölümü Fenerbahçeli ve kendi kulüplerini şampiyon yapmak için var güçleriyle uğraşıyorlar!...
Yüzde 100 eminim ki, fanatik Galatasaraylı, Beşiktaşlı veya Trabzonsporlu taraftarlar bile yemiyorlar artık bu her sezon önlerine konulan bayat yemeği… Onlar da net biçimde görüyorlar Fenerbahçe ile federasyon arasındaki gerilimi… Bırakın kollamayı hakemlerin Fenerbahçe’yi her sezon nasıl al aşağı ettiklerini… Fenerbahçeli olduğu ileri sürülen medyanın nasıl ilk fırsatta takımın üzerine çullandığını, her şeyini didik didik ettiğini…
Federasyonun tavrı, havası ne demek acaba? Yine nasıl kanaat getirdiniz 6 yıldır tek kupası olmayan Fenerbahçe’yi bu sezon da şampiyon yapacaklarına!..
“Limitler, mimitler hiçe sayılmış, yapılan transferler…” diyor…
Transfer dönemi öncesi en az limit Fenerbahçe’ye verilince hiç problem yok, her şey harika… Fakat Fenerbahçe finansal borçlarını öteleyip, oyuncu satarak (23.1 milyon euro) ve maaş bütçesini 36 milyon euroya düşürerek harcama limitini artırınca bunun adı ‘kollama’ oluyor… Şampiyon olacakmış gibi 18 transfer birden yapmaları mesela, tam bir skandal! Kime sordunuz kardeşim! Eski hoca ve kadro şahaneydi, tam çıtır çıtır yemelikti, niye bozdunuz düzeni!...

Yazının devamı...

Hatayspor daha çok can yakar

15 Eylül 2020

Süper Lig’de tarih yazarak pandemik sezonun şampiyonu olan Başakşehir ile TFF 1. Lig’de şampiyonluğa ulaşıp, 53 yıllık mazisinde ilk kez en iyilerin ligine adını yazdıran Hatayspor, neresinden bakarsak bakalım “tarihi” bir maça çıktı.

Hatay Stadı tam olarak yetişmediği için iki şampiyonun randevusuna komşu şehir Gaziantep ev sahipliği yaptı. Başakşehir’in ilk 11’inde yer alan tek yeni transfer Hasan Ali Kaldırım oldu. Ömer Erdoğan yönetimindeki Hatayspor’da ise birçok yeni transfer ilk kez sahne aldı. Monaco’dan gelen Adama Traore, eski bir Manchester United’lı olan Mame Diouf, Braga’dan kiralanan Pablo Santos ve Malaga’dan transfer edilen kaleci Munir en çok merak edilen isimlerdi.
Başakşehir ilk dakikalarda oyunun hakimiydi ve 15’ten sonra ilk olarak Visca ile gole çok yaklaştı, ardından da Crivelli net bir fırsattan yararlanamadı.

Daha sonra oyunda Caiçara ile Ribeiro’nun bilek güreşi başladı! Rafael transferi yüzünden mi bilinmez Caiçara bilinenin aksine gergindi ve Ribeiro ile birçok kez sert biçimde top kapma mücadelesine girişti. İkilinin bu ilginç didişmesi ilk yarıya damga vuran en önemli aksiyonlardan biriydi.

Kontratak düzeninde oynayan Hatayspor 30. dakikadan sonra Sackey, Selim ve Diouf’un önderliğinde oyunda dengeyi sağlayıp, Başakşehir kalesine tehlikeli akınlar yapmaya başladı. Tarihi golü atmak ise Selim’e kısmet oldu. Diouf’un şık asistinde son derece soğukkanlı biçimde topu taşıyan ve Mert’i de geçtikten sonra meşin yuvarlağı filelerle buluşturan Selim’e bu gol çok yakıştı. Karagümrük’ten geldiği Hatayspor’da beşinci yılını geçiren ve geçen sezon 7 gol, 7 asistle şampiyonlukta büyük pay sahibi olan Selim, tarihe geçen golünü atarken özel bir gösteri yaptı.


Okan Buruk ikinci yarıya Kerim Frei ile başlarken, Aleksic’i kenara aldı. Başakşehir oyunun kontrolünü yine elde tutuyordu ama sahaya çok iyi yerleşen ve agresif alan savunması yapan rakibi önünde bir türlü istediği fırsatları bulamıyordu. Buruk son 20 dakikaya girilirken üst üste sürpriz hamleler yaptı. Clichy’yi fazlasıyla aratan Hasan Ali’nin yerine 20 yaşındaki Cumali’yi, Crivelli’nin yerine de 19 yaşındaki Enes’i sahaya sürdü. Mahmut’u da Berkay’la değiştirdi. Ancak bu denemelerin oyuna hiçbir olumlu etkisi olmadı.

Maçın kaderi galiba çok önceden belliydi! Son 25 dakikada görev yapan Traore’nin asistinde Barbosa’nın istediği gibi vuramadığı top, kaleci Mert’i gafil avladı ve fark ikiye çıktı...

Yazının devamı...