Danimarka'ya bunu anlatmak zor

Bizim için, PKK bir terör örgütüdür. Roj TV'de PKK'nın yayın organıdır.Danimarka için ise, PKK'yı her ne kadar bir terör örgütü gibi görüyorsa da, henüz PKK ile Kürt sorununu birbirinden ayırmış değildir. Kürt sorunu, bir insan hakları mücadelesi gibi nitelendirilir. Roj TV'de, Kürtlerin sesini duyuran bir yayın organı olarak görülür. Bu çerçeve içinde de, genelde İskandinav ülkelerinin üstünde titredikleri bir fikir-basın özgürlüğü tutkusu vardır. İşte Rasmussen'in ikilemi buradan kaynaklanıyor. Roj TV'yi kapatmak ve muhabirini yasaklamak, bir Danimarkalının yıllardır benimsediği ilkelerine, toplumun alışkanlığına çok ters düşer.Ancak artık dünya ve koşullar değişti. Net bir tutum takınma vakti geldi. Avrupa Birliği de terörle mücadele konusunda ortak bir yaklaşım benimsenmediği taktirde, bu işin içinden çıkmak daha da zorlaşacaktır.Avrupalılar, hisleriyle, eski alışkanlıklarıyla gerçekleri birbirine karıştırdıkları sürece, toplu bir mücadele gerçekleştirilemez.Belçika bir katili, "tam otomatik silah kullnamadan cinayet işlediği" için cezalandırmazsa, Danimarka veya başkaları basın özgürlüğüdür diye, her türlü yayına göz yumarsa o zaman bu tip sürtüşmeleri de doğal karşılalamak gerekir.Bu tip olayları "Türkiye, basın ve fikir özgürlüğünü benimsemiyor. Kopenhag kriterlerine uymuyor" diye damgalamak çok büyük hata olur. * * * Danimarka'nın Roj TV konusundaki tutumu, Türkiye'den bakıldığında kabul edilemez. Ancak, Danimarka'daki uygulamalar açısından bakarsanız, Rasmussen'in ikilemi daha iyi anlaşılır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Üniversitelerdeki türban yasağını onaylamasının yankıları sürüyor.Başbakan başta olmak üzere, AKP'nin ağır topları tam bir eleştiri kampanyası açtılar.Tartışmanın özü, "AİHM'nin kararı Türkiye'yi bağlar mı?" sorusuna bağlanıyor.AKP, "Bağlamaz, tek bir davanın sonucudur" diyor. YÖK, tam tersini söylüyor.Peki AİHM ne diyor?Davayı ve Türkiye'deki durumu iyi bilen bir yetkiliyle konuştum ve şöyle bir yanıt aldım:"Bizim kararımız, Üniversiteye türban ile gidilemeyeceği hakknıda bir kısıtlayıcı karar değil. Biz, Türk anayasa mahkemesinin aldığı kısıtlama kararının İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olmadığı sonucuna vardık. Eğer Türkiye, bu konudaki yasalarını değiştirir, Anayasa mahkemesinin kararı da değişirse, o zaman AİHM'ne açılacak yeni bir dava ile ilgili sonuçta değişebilir..."Bu yasalar kaldıkça, AİHM'nin kararının Türk iç hukuku açısından bir içtihat yarattığı ortada.Şimdi asıl sorulması gereken soru, AKP'nin acaba bu karardan hareketle, türban konusunda köklü kararlar mı hazırladığı olmalı. * * * TÜRBAN KARARI KİMİ BAĞLAR "...Siyasi iktidarlar seçilerek gelecek, seçilmeyerek gidecek. Bu yerleştirilmediği takdirde, çağdaş devletten bahsedilemez. Bunu yerleştirmenin yolu da belli: Siyaset, siyasetçiler arasında yapılacak. Milletin malı olan ordu bir tarafta, milletin bir kısmının siyasetçisi öteki tarafta. Böyle siyaset yapılamaz... Eğer ülkemde, başka ülkelerde olduğu gibi siyasi iktidarlar seçimle gelip, seçimle gitseydi, bugün Türkiye çok farklı olurdu.Türkiye ihtilallere karışmasaydı, bugün 6 bin dolar milli gelirli Türkiye olmazdı.Çok daha derin, çok daha değişik Türkiye olurdu. Ben olan olmuş diyorum. Bundan sonra olmasın diyorum. Kim bugünkü siyasi iktidarı beğenmiyorsa, çıksın meydanlara. Düşürsün halkı arkasına. Kimse devletin silahlı gücünden falan medet ummasın.Geçmişte çok kişi, o makamlara "ne duruyorsunuz paşam" diye çok gitti.Bunlar olmasın..." (Sayın Süleyman Demirel'in Sabah gazetesi Yavuz Donat ile 14.11.2005 tarihli söyleşisi )Bu sözlere çok kızan oldu."Neden şimdi bu konuları ortaya atıyor" dendi."Nereden çıktı bu 35 inci maddenin değiştirilmesi" diye eleştirildi.Ard niyetler arandı.Demirel, bütün bunlara rağmen, Türk Silahlı Kuvvetlerine darbe yapma, yönetime el koyma yetkisi veren, İç Hizmet Yasasının 35. maddesinin kaldırılması gerektiği uyarısını tekrarlıyor.Bu madde kalkarsa, TSK'nın bir daha müdahele yapamayacağı sonucuna varılamasa dahi, psikolojik bir etkisi olur.Aslında Demirel bir gerçeğe dikkat çekiyor.O da, Türkiye toplumunun bugün geldiği noktada ve bugünkü Uluslararası konjonktürde (özellikle AB ile müzakerelerin başladığı bir süreçte) Türk Silahlı Kuvvetlerinin siyasete müdahele edemeyeceğidir.Bu dönem artık kapanmıştır.Olağanüstü bir durum, bir iç savaş gibi gelişmelerle karşılaşılsa dahi, TSK direkt müdahele edemez. Siyasi iktidar, TSK'dan harekete geçmesini ister veya Olağanüstü Hal ilan eder. Yani söz siyasi iktidara ait olur. Demirel işte bu gerçeğe dikkat çekmek istiyor."Gelin, 35 inci maddeyi biz kaldıralım. AB'nin zorlamasını beklemeyelim"diyor.Anlayana tabii... DEMİREL BİR GERÇEĞİ TEKRARLIYOR... (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. ) mabirand@e-kolay.net