MESAM’daki duvarlar

MESAM’ daki hukukçuların yayın kuruluşlarıyla ilgili telif anlaşmalarında karşılıklı olarak yaşadıkları maddi itilaf...

MESAM’ daki hukukçuların yayın kuruluşlarıyla ilgili telif anlaşmalarında karşılıklı olarak yaşadıkları maddi ihtilafın cezasını gazeteciler çekiyor diyerek üç yazı yazdık...

MESAM Başkanı Orhan Gencebay dostumuzun da dikkatini çektik...

“Orhan Baba” diye yıllarca tanıdığımız, bildiğimiz, sevdiğimiz ve sanatçı yönüyle de her zaman takdir ettiğimiz Orhan Gencebay’ın bu konuya eğilmesini ve yanlışa son verdirmesini arzuladık.

Genel Yayın Yönetmenimiz Mete Belovacıklı kendisiyle birkaç defa görüşmesine ve meseleyi çözeceğine dair sözlerine rağmen MESAM’daki hukukçular bize tekzip göndermeyi tercih etmiş.

Ve MESAM’daki avukatların hukuki olarak işledikleri yolda büyük yanlışlıklara imza attıklarını, buna RTÜK, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da
farkında olmadan yardımcı
olduğunu ifade ettik.

Daha da önemlisi telif yasasındaki bazı maddelere sığınılarak sanatçıları korumak adına medya kuruluşlarını anlaşmaya zorlamak ve gazetecileri de cezaevine nasıl gönderebiliriz gibi bir derde düşülmüş sanki!

***

Mesele, üzüm yemek mi bağcı dövmek mi derler ya, bizim kavgamız da bu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’na yeni atanan dostumuz Prof. Numan Kurtulmuş’un da kızılcık sopası haline getirilen telif yasasının bütün maddelerini yeniden gözden geçirmesini istiyoruz.

Ve yayın kuruluşlarıyla maddi ihtilafa düşen MESAM’ın sorumlu müdürlerine yani gazetecilere açtıkları ceza davalarının büyük mağduriyete yol açtığına isyanımız sürüyor.

Diyoruz ki siyasetçiler gazetecilere dava açıp cezaevine yolladıkları zaman basın özgürlüğü kısıtlanıyor diye avazı çıktığı kadar bağıranların, yürüyenlerin bu konuda hiç sesi çıkmıyor...

Sanatçıları temsil eden kurumların gazetecileri cezaevine gönderme gibi bir hakları var mı?

Ve FETÖ terör örgütüne mensup gazetecilere bile Avrupa ve Amerika’da sahip çıkılıyor da bu konuda kimsenin sesinin çıkmayışına kimse isyan etmiyor.

12 yıl Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyeliği ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi olarak kimse bize ilkeleri de anlatmasın...

Hele de 35 yıllık gazetecilik hayatımızda hakkımızda açılmış toplam iki dava varsa ve bunlar da MESAM tarafından açılıyorsa söyleyecek çok sözümüz var ama diyoruz ki artık bu usul yanlışlığına son veriniz...

Ve yargıyı etkilememek adına da davaların sonuçlanmasını özellikle bekledik.

Her iki davadan da beraat ettik ve Yargıtay tarafından da onandı...

MESAM yönetimi ve hukukçuları, RTÜK, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve medya kuruluşlarına diyoruz ki yayın kuruluşlarıyla yaşadığınız maddi ihtilaflarınızın karşılığı, yine parayı ve reklamı kazanan kuruluşlardan alınmalı...

Yayın kuruluşlarının tüzel kişiliğine, yönetim kuruluna ve şirketin kendisine neden dava açılmıyor?

Gazeteciyi cezaevine göndermekle sanatçıların
telif alacakları tahsil edilmiş oluyor mu?

Ve biz gazetecileri adliye koridorlarında yüz kızartıcı bir suç işlemiş gibi neden yargılatıyorsunuz?

Keyif mi alınıyor?

***

MESAM sanatçıların haklarını takip etmesin, korumasın demiyoruz.

Aksine, savunuyoruz.

Diyoruz ki 2007 yılında yaptırılan suç tespitinin suç duyurusu yıllarca neden bekletildi? Ve kurumdan ayrıldıktan yıllar sonra bu davalar neden açıldı?

Ve açılmaya da devam ettirilmek isteniyor?

Maddi ihtilafların ceza davaları yoluyla tahsiline neden gidiliyor?

Parasını kişisel olarak vermeye hazırım ama ceza davalarıyla tahsiline gidilmesine, gazetecilerin yargılanmasına artık tahammülümüz yok...

Bu usul yanlışına Kültür ve Turizm Bakanlığı, TBMM ve MESAM son vermeli diyoruz.

Yanlış bulduğumuz tek nokta burası, niye anlamamakta ısrar edilerek bize tekzip gönderiliyor,
bunu da hiç anlamış değiliz.

Beraat ettiğimiz iki dava kimseye hâlâ bir şey anlatmıyor mu?

MESAM’daki duvarların kapısına mı asalım beraat kararlarını...

Beş yıl oldu söz konusu kurumdan ayrılalı, hâlâ o kurumla ilgili davalar açılmaya çalışılıyorsa artık kişisel bir husumet ve kirli bir tezgâh olduğuna inanacağız ve
bu defa da biz bu durumu mahkemeye taşıyacağız...

Lakin artık yeter diyoruz...

Ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan ve dostumuz Başbakan Binali Yıldırım’dan da bu hususta böylesine bir haksızlığa son vermesini istiyoruz...