Orhan Gencebay samimiyse bu konuya eğilsin lütfen

“Müzik bitti” diyen, bu düşüncesini başbakana bizzat ileten Orhan Gencebay eğer müzisyenler konusunda gerçekten endişeliyse lütfen şu bilgileri de iletsin

Orhan Gencebay samimiyse bu konuya eğilsin lütfen

Gencebay, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a müzik sektörüyle ilgili dert yanmıştı.

Haber şöyleydi: Heyetlerin raporları sunmasının ardından söz alan Orhan Gencebay, “Müzik sektörü bitti, tükendi. İnsanların sanata ihtiyacı var. Lütfen bu konuya dikkat çekin, ilgilenin sayın başbakanım” dedi. Gencebay’ın bu sözlerine başbakan, “Bu konuda ne yapılabilir diye düşüneceğiz” diyerek not aldı. (“Müzik sektörü bitti başbakanım”, 28 Haziran, Milliyet)
Başbakanımız ve ekibi müzik konusunda ne yapacaklarına karar verdiler mi emin değilim, ne notu aldılar onu da bilemem. Ama bir şeyler oluyor şu ara...

Gelir umudu, meyve-sebze festivalleri

Belediyeler tarafından organize edilen etkinliklerden Gezi destekçisi sanatçılar tek tek ayıklanıyor. Konserler organize ediliyor, konsere birkaç gün kala bir
telefon geliyor: “Kusura bakmayın konseri yapamıyoruz.” Bir ulvi telefon, bir ilahi dokunuş, bir tür açıklanamayan doğa olayı bu konserleri bir bir iptal ediyor, yerlerine farklı isimleri yerleştiriyor.
Dört yıl kadar önce hükümet caz ve klasik müzik yayını yapan TRT 3 frekanslarını “iç bölgelerimizden” almış, sahil bölgelerine vermişti. Neden olarak da bizzat Bülent Arınç tarafından “kim hangi tür müzik dinliyor araştırdık, frekansları ona göre ayırdık” şeklinde özetlenecek açıklama gelmişti. Yani müzikte ayırım o zaman başlatılmıştı. İç Anadolu insanı caz dinlemez, dinleyemez, dinleyen varsa da başka yere taşınsın demekti bu. Herkes aynı müziği dinleyecek demeye gelen bu homojenleştirme uygulamasını o zaman da eleştirmiştik. Şimdi bu ayrılaştırma, ayırma hareketi farklı kollardan ilerliyor sanki.
Diyeceksiniz ki belediye konserine mi kaldı iş... Evet maalesef müzik dünyası o kadar kötü yönetiliyor ve Türkiye’de müzik o kadar büyük yolsuzluklar
ve manipülasyonlarla içten içe kemiriliyor ki sanatçıların gelir
elde etme umudu belediye konserlerine, muhtelif meyve
sebze festivallerine kalıyor.
Yazları yurt sathında bir sürü biletsiz, halka açık konser düzenleniyor ve bu konserleri
ya büyük markalar ya da belediyeler finanse ediyor. İddia ediyorum
her gün gazetelerde “şu kadar
kişiye konser verdi” diye şişkin rakamlarla haberleri verilen sanatçıların birçoğu ücretli konser verseler 30 bilet satamazlar.
Onlar da bu konserlere muhtaçlar.
Yani şanslı olanlar özel markaların sponsorluğunda turluyor, daha az şanslı olanlar belediyelere mahkum diyelim.
Durum buyken, bu denli zorken, müzisyenler için bir de Gezi ayıklamasının sonuçlarını düşünün.


Müzisyenin, bestecinin, icracının sözcüsü olmalı

Gezi’nin intikamı alınırken insanlar işsiz güçsüz bırakılıyor. İsimlerini bildiğiniz sanatçılar, şarkıcılar yine en az etkilenenler. Benim için asıl vahim olan müzisyenlerin, icracıların durumu (teknik ekipleri ve bu işten ekmek yiyen prodüksiyon çalışanlarını da unutmayalım).
Geçenlerde bir müzisyen arkadaşımla konuştum. Üç aydır ilk kez bir belediye konserinde bir pop şarkıcısının arkasında çalacakken konserin iptal edildiğini öğrenmiş. Sebep sanatçının Gezi’ye destek veren tweet’ler atması.
Memlekette ne yaparsa yapsın “çalgıcı” gözüyle bakılan, hor görülen müzisyenlerin dramı bitmek bilmiyor yani. İstediği kadar konservatuar bitirsin, dünya çapında eğitim alsın, beğenmediği bir popçunun arkasında çalmak durumunda geçinmek için. Üstelik şu an onu bile yapamaz haldeler.
Her fırsatta başbakanın ellerine yapışıp “müzik bitti başbakanım” diye dert yanan, yardım dileyen Orhan Gencebay, eğer gerçekten müzisyenler konusunda endişeliyse ve samimiyse bu konunun takipçisi olmalı. Yapımcıyı zengin eden telif sistemimizi cilalamaktansa müzisyenin, bestecinin, icracının hakkını korumalı, onların sözcüsü olmalı. Müzisyenlere ideolojik ayıklama yapıp onları maliye müfettişleriyle, belediye konserleriyle ezen, bunaltan uygulamaya itiraz etmeli. (Hiç işi gücü yok Orhan babanın kalkıp, bunu dile getirecek. Benimkisi de fantezi işte...)

Ekonomik krizin habercisi olarak swing dansı

Yunanlar krizi swing dansıyla atlatmaya çalışıyormuş. AFP’nin haberine göre 30’lardaki ekonomik buhranın dansı olarak kabul edilen swing Yunanistan’da ortaya çıkmış. Evet, insanlar işler kötüye gittikçe eğlenceye yönelir. Sanat böyle zamanlarda tetiklenir.
Haberi okuyunca “tüh” dedim, “memleketteki ekonomik krizi öngörebilirdik.”
Swing İstanbul’da da çok moda. Yaz başında Babylon Soundgarden Festivali’nde görüp şaşırmıştım. En kalabalık DJ etkinliği swing DJ’lerinin olduğu sahnedeydi.
Derken hafızamı zorladım, geçen kış Babylon Lounge’da
DJ Burak Ayral’ın swing’le milleti coşturduğu aklıma geldi. Taşlar yerine oturdu. Durum Yunanistan düzeyine kadar inebilir. Paranızı pulunuzu hesaplı harcayın... Bir müzik yazarı olarak uyarıyorum.
Bu vesileyle bir de duyuru yapayım. Çeşme’ye yolunuz düşerse Babylon Aya Yorgi’ye uğrayın. Uninvited Jazz Band ile tanışın ve “lindi hop” dansı yapın. Swing’in tadını çıkarın. Kriz keyfi! n

Heyecanlandıran şeyler

* Dolabın kapısını açınca önceki günden kalan kuşbaşılı pideyle göz göze gelmek.
* Gerry Mulligan’ın “Butterfly With Hiccups” plağını koymak, ayakları uzatıp dinlemek.
* Topluca oynanan müzik trivia oyunlarındaki en ucubik soruları doğru bilmek. Misal: “Aşağıdaki grupların hangisinde ikiz kardeşler vardır?” (Doğru yanıt haftaya...)
* Apartmanın önünde yaşayan asabi sokak köpeklerinin önünden geçerek eve girmek (acaba ne zaman ısıracaklar keyfi!).
* CD rafları yerinden oynayınca yere düşen “The Avalanches” albümüne bir kişisel arkeolojik bulgu olarak yaklaşmak ve oturup yeniden dinlemek.
* “Malta Şahini”ni izlerken her sefer aynı sahnede uyuyakalmak (çok heyecanlı!).

Orhan Gencebay samimiyse bu konuya eğilsin lütfen

Robinson...

RobInson Crusoe Kitabevi hem pahalı hem müşteriye karşı anlamsızca kibirli bir yerdi. Bir soru sorarsınız 10 dakika yanıt gelmez, kimse yüzünüze bakmaz. Bunca sene ayakta kalması bile mucize bana kalırsa. Dekoru dışında inanılmaz bir özelliğine tanık olmadım. Dünyanın en nadide eserlerini falan da görmedim raflarında. Her yerde bulabileceğiniz yerli yabancı kitaplar vardır. Veya ısmarlarsınız haftalar sonra getirirler. Büyük bir marifet değil internetten sipariş devrinde. Zor durumdaymış. Hayatına devam etmesi için kitapseverlerin düzenlediği kampanyayı saygıyla karşılıyorum, takdir ediyorum. Ama doğrusu Unesco’nun dünya mirası listesine girecek bir yer değil Robinson. Kitabevleri kapanmasın ama gerçekler de konuşulsun.