Pop gibi pop

Harun Kolçak’ın bir grup sanatçıyla yeniden yorumladığı şarkılarından oluşan “Çeyrek Asır” adlı albüm, Türk popunda unuttuğumuz tatları hatırlattı

Harun Kolçak’ın “Çeyrek Asır” adlı albümünü dinliyordum. Yaşar’dan Bedük’e, İrem Derici’den Kubat’a, Aşkın Nur Yengi’den Işın Karaca’ya konuklarıyla şarkılarını yeniden yorumluyor Harun Kolçak. Albüm son dönemde Türkçe pop albümü kategorisinde karşıma çıkan en güzel en temiz, en net albüm.

Benim iflah olmaz bir Türk popu dinleyicisi olmadığım malum. Ama her Türk gibi benim de içimde bir yerlerde gizlenmiş bir popçu var illa ki. Böyle zamanlarda ortaya çıkıyor.

Laf olsun diye yapılmış düzenlemeler, efektler yok. Solistlerin Harun Kolçak ile yorumları bir yana, bu albümün Umut Kuzey ile birlikte prodüktörü ve müzik direktörü İskender Paydaş’ta bitmiş olay. Her şarkıyı ayrı ayrı ele alıp her birine uygun düşeceğine inandığı ayarları vermiş. Mesela “Gir Kanıma” bir kulüp şarkısı olarak gayet iyi. Bedük’ün downbeat electronica soul sularındaki “Sensiz Olmam”ı, Tuğba Yurt’un yer aldığı “Deli Et Beni”nin 80’ler synthesizer tonlarıyla zenginleşen dans sound’u zevkle dinleniyor. Yaşar’ın yer aldığı “Hak Etmedim Ayrılığı”, 90’ların klasik pop sound’unu hak ediyor, birkaç ince ayarla bu da yakışmış. “Müptelayım Sana”da (Umut Kuzey ile birlikte) Türkçe rock sound’u gayet güzel.

Kaliteli ve özenli

Şarkıları tek tek burada anamasam da hepsinde bir kalite ve özen gördüm. Düşünülmüş, emek harcanmış, basalım alta ritmi geçelim denmemiş, çok belli.

Harun Kolçak şarkıları dinlerken insan tabii şunu düşünmeden de edemiyor: “Nerede o eski poplar, nerede o eski şarkılar...”

Zaman zaman yeri geliyor, üzerimize vazife olmasa da burada kendimizce Türk popu nasıl kurtulur tadında yazıp çiziyoruz. Sanırım Türk popu eski ve yenilerin bir arada çalışması, eskilerin geleneği ve ustalığı devretmesiyle düze çıkacak. Ne yeni nesil Amerika’yı kendi keşfetti sanmalı ne de önceki tecrübeli müzik adamları gençlerde iş yok tavrına girmeli.

Eskilerin beste ve melodi zenginliği, yenilerin sound ve “janra” anlayışıyla tamamlanınca ortaya özgün işler çıkacak belli ki.

Şu ara dinlemeniz gereken 5 şarkıPop gibi pop

- “Catcher in The Rye” - The Dandy Warhols: Nisanda yayınlanan son albüm “Distortland”den. Yeni kliplendi.

- “311215” - Shura: 80’leri hakkıyla yaşatmasını bilen genç Shura’dan bu defa içli, hisli, moody titreşimler.

- “Let Me Get There” - Hope Sandoval: Mazzy Star’ın sesi her zaman hüzünlü, her zaman duygulu. Nefis sonbahar ruhu.

- “Don’t Touch My Hair” - Solange: Madem sonbahar, o halde Solange’ın taze albümündeki Sampha’lı bu şarkıya bir uğramak şart. Hatta albümde biraz kalmanızı tavsiye ederim, adı “A Seat
At The Table”.

- “21 Moon Water” - Bon Iver: Sonbahar seslerinden skeç yapmış Bon Iver. Ressamın boyalara saldırdığı gibi notalara, seslere saldırmış.

MASA ÜSTÜNDEN NOTLAR

- Kabak ve Lin Records etiketiyle yayınlanan bir albüm geçenlerde masama düştü. Ülkü Aybala Sunat’ın Eylül Biçer prodüktörlüğündeki bu ilk albümünün adı “Artiz Kahvesi”. Gitar vokal ağırlıklı 13 şarkıdan ibaret. Çağıl Kaya, Çağlar Süalp, Volkan Topakoğlu, Erdem Göymen, Tamer Temel, Ercüment Orkut, Bulut Gülen albüme katkı sağlayan müzisyenler. Sunat, Biçer’le Jeff Buckley şarkıları söylediği bir proje yapmıştı. Kendi müziği de aynı yoldan gitmekte. Raflarda, internette rastgelirseniz kulak verin.

- Sony Music “Yolculuk Şarkıları” adında bir derleme yapmış. Groove Armada’nın “Paris”iyle başlamasını, George Ezra, Internet gibi hip isimleri barındırmasını, Hooverphonic, Jamiroquai gibi nicedir anmadığımız sevdiklerimizle karşılaşmayı sevdik. Ancak Men At Work’ten “Down Under”, Boney M’den “Daddy Cool” ne alaka arkadaşlar?

- Britney Spears’in kariyerinin sanırım büyük bölümü geri dönüşten oluşuyor artık. Amerikan popunun klasik şarkı yapılarını kullanan Spears’in müziği bugün pop tarihini değiştirmekten uzak. Ancak çağdaşlarına göre müzikal açıdan gözardı edildiği de aşikar Spears’ın.