Raylarda ölüm

11 Şubat 2021

Çorlu’da 2018 yılında meydana gelen tren kazasında eşini ve oğlunu kaybeden Mısra Öz Sel, sosyal medyada ‘kamu görevlilerine hakaret’ ettiği suçlamasıyla hâkim karşına çıkarıldı. Acılı anneye 8 bin lira para cezası verildi. Mısra Öz Sel, Çorlu’da 25 günahsız insanın hayatını yitirdiği tren kazasının gerçek sorumlularının yargıdan kaçırılmasına karşı hukuk mücadelesi veriyor. Suçu budur.

***

Cumhuriyet tarihinin muhterem simalarından biri de Genel Müdür ve Bakan olarak Demiryolları’nı 8 yıl yöneten Behiç Erkin’dir. Erkin, “Hatırat” adlı kitabında 1957 yılında meydana gelen Ispartakule tren kazası sorumlularının yargıdan kaçırılması üzerine şunları yazar:

“Ben 1920-1928 seneleri arasında demiryollarını idare ederken, ihmale hiç tahammül edemezdim. Aldığım ve aldırdığım tertibat sayesinde bu 8 sene içerisinde hiçbir yolcu telef olmamış ve yaralanmamıştır. Alelhusus, 1922 büyük taarruzu sırasında Yunanlıların tahrip ettikleri demiryollarının ilk tamiri, iki metre boyunda ray parçalarıyla yapılmış ve demir köprüler  gelinceye kadar ahşap köprülerle hat işletmeye almış iken, bu sırada dahi bir kaza kaydolunmamıştır.”

Cumhuriyet yıllarında yönetici kadrolar ciddi ve sorumluluk sahibi insanlardı. Savaş içinde bile demiryollarında ölüm olmaması dünyaya örnek olacak niteliktedir.

MANŞET

TV ekranlarında önceki gece manşet Muharrem İnce’nin CHP’den istifasıydı. Bu sakız artık günlerce çiğnenir. Aynen Ümit Özdağ’ın İyi Parti’den ihracı gibi.

Önceki akşam Habertürk’te 4 konuşmacıdan biri CHP Milletvekili Murat Emir idi. Emir stüdyoya Muharrem İnce’nin istifasını konuşmaya geldiğini ancak diğer konuşmacıların konuyu ısrarla CHP-HDP ilişkisi gibi konulara kaydırdığını söyledi. Bundan yakındı. Takdimci hanım “Ben konukların ne söyleyeceğini önceden bilemem” dedi. Doğruydu. Ancak çağırılan isimlerin ne söyleyeceği daha önce ekranlarda söylediklerinden belliydi. Hem takdimci hem Murat Emir onların sözü nereye getireceğini kolayca tahmin edebilirdi.

Yazının devamı...

Anılar... Anılar... Bergman’ın peşinde

6 Şubat 2021

İsveç’in dünyaca ünlü film yönetmeni Ingmar Bergman 2007 yılında öldüğünde Türkiye’de onun anısına yazı yazan bir veya iki sinema yazarı çıktı. Bir de ben... Sinema duayeni Atilla Dorsay da biraz garip karşılamıştı onca adam dururken Bergman’ı benim yazmamı. Oysa pek de ilgisiz sayılmazdım konuya.



Yıl 1965... Ankara’da Mülkiye’nin birinci sınıfında sıkkın geçiyor günler. Baskın Oran’dan Mahir Çayan’a, Yusuf Küpeli’den Hasan Celal Güzel’e, Ömer Madra’dan Halil Ergün’e, Nabi Şensoy’dan İlber Ortaylı’ya, Osman Birsen’den Murat Karayalçın’a, Cem Duna’dan Uluç Gürkan’a... Sonradan ünlenecek bir yığın genç adam o yıl birinci sınıfta cıvıltılı bir kadro oluşturmuşuz. Ama herkes derslere sardırmış durumda. Hayat monoton. Kimi akşamlar Orçun’la birlikte Fransız Kültür Merkezi’ne takılıyoruz. Güzel filmler geliyor. Derken, bir Bergman Haftası başlıyor. İlk film Yaban Çilekleri. Ne lezzetli bir film. Sonra diğer Bergman filmleri: Yedinci Mühür, Sessizlik, Kadınların Bekleyişi... Bir yandan da film senaryoları, Bergman incelemeleri okuyorum. Okudukça başka bir dünyanın bizi çağırdığını duyumsuyorum. Zaten öyle okulu bitirip de büyükelçi, kaymakam, maliyeci falan olacak tipte adam değilim. Bizi gelecekte masa başı işlerin beklediğini düşündükçe sıkıntım artıyor. Nitekim sene sonunda sınıfta çakıyorum. Orçun, “Ben Paris’e gideceğim” diye tutturuyor. Ne var baba Paris’te? Sinemacı olacağım. Bendeniz durur mu? “Ben de İsveç’e gidiyorum.” Hayrola? Sinemacı olacağım.

Yazının devamı...

Cahit Abimiz...

2 Şubat 2021

Bir tarih sayfası daha kapandı, Cahit Kayra ağabeyimiz 104 yaşında aramızdan ayrıldı...

Bürokrat, milletvekili, bakan, tarihçi, yazar... Bir ömre birçok marifeti sığdıran çok yönlü bir yurtsever idi Cahit Abimiz. Anlatmaya sayfalar yetmez.

Tarihçi Kitabevi’nde 100’üncü yaşını kutlarken yaptığı kısa konuşmada “5 yıl daha yaşamak istediğini” söylemişti bizlere... Yaşayacaktı da... Ömrünü maalesef pandemi ve 65 yaş yasakları kısalttı. Onun alıştığı bir yaşam temposu vardı. Sabahları yürüyüşe çıkar, dönüşte biraz dinlenir, gazeteleri okur, yazı masasına oturur. Akşam 17:00 sularında evden çıkar, Tarihçi Kitabevi’nin yolunu tutardı. Orada akşamları memleket meseleleri konuşulurdu. Cahit Ağabeyin en büyük özelliği dinlemeyi sevmesiydi. Herkesi dinler, kendi söyleyeceğini en sona bırakırdı. Kitaplarını yıllarca Tarihçi Kitabevi bastı ve yaydı. Kitabevi sahibi Necip Azakoğlu ve eşi Nevin Hanım, Cahit Bey’in koruyucu melekleriydi, bir gün olsun yalnız bırakmadılar.

Ne diyorduk, evet... Pandemi ve 65 yaş yasakları Cahit Ağabeyin yaşam temposunu bozdu. Ev hapsi keyfini kaçırdı. Kadıköy’de doğmuştu, Kadıköy’ü gezemez oldu. Birkaç ay önce evden çıkarken düşüp ayağını kırdı. Ameliyat sonrası böbrek sorunları başladı.

Yaşamaktan umudu kesti. Ardında güzel kitaplar, unutulmaz anılar bırakarak sonsuzluğa uçtu. Nur içinde yatsın...

ABDİ İPEKÇİ

Milliyet’in efsane Genel Yayın Müdürü Abdi İpekçi, katlinin 42. yılında Zincirlikuyu’daki kabri başında anıldı. Kızı Nükhet İpekçi 42 yıldır sorduğu soruyu dün de tekrarladı:

“Bu cinayeti örgütleyenler, emir verenler, oyuncular, yardımcı oyuncular, gizleyenler, şahitler, görevi kötüye kullananlar nerede? İpuçları nerede? Yok edilmiş bilgilerin izi nerede? Kaçırılmış ve yeşil pasaportlarla devlet görevlisi olarak dolaştırılmışlar nerede? Ve hatta dosyalar nerede?” 

Yazının devamı...

35 yıl oldu!

26 Ocak 2021

Bu gazetede ilk yazımız 26 Ocak 1986 tarihinde yayımlandı. Bugün 35 yıl tamamlanmış oluyor. Bana Cağaloğlu’ndaki binada, rahmetli Turhan Selçuk’un uzun süredir kullanmadığı odayı vermişlerdi. Odaya girince ilk izlenimim temizlik görevlisi hanımların nasıl da güler yüzle ve şevkle çalıştıkları olmuştu. Ardından, Milliyet okurlarının “Hoş geldin” mesajları geldi. Henüz tanışmadığım Halit Kıvanç’ın gönderdiği kocaman çiçek. Camekânlı odamın önünden selam vermeden gelip geçen Haldun Taner’in ilk yazımın yayımlandığı gün kapıdan eğilip, “İyi bir başlangıç yaptınız Melih beyefendi” diyerek yüreklendirişi. Tanıyan tanımayan gazete çalışanlarının “Hayırlı olsun” dilekleri... Bunlar hiç unutamadığım ilk izlenimler.

Gazete köşeleri uzun süre çeşitli desteklerle ayakta kalabilir. Bu sütunun desteği yıllar boyunca okuyucuları oldu. Bunca yıl bize onların uyarıları, teşvikleri, beğenileri, eleştirileri yol gösterdi. Biz bu sütunlarda onların sesi olmaya özen gösterdik, onlar bize soluk verdi.

Amacımız dün neyse bugün odur: Okura aydınlatıcı bilgiler vermek, okuma zevkini kamçılamak, biraz güldürmek, biraz düşündürmek.

Demokrat, laik, çağdaş, yurtsever çizgide yürümek. Ve her koşulda... Halkın ve ulusun çıkarlarını savunmak.

Bu sütunun ilke ve görevleri hep bunlar oldu.

35 yıldır bu ilkelerden sapmadık.

Yazdığımız yaklaşık 9 bin köşe yazısı. 35 yılın özetidir.

Bu süreçte bize destek olan okurlarla birlikte tüm Milliyet yöneticilerine ve başta

Yazının devamı...