Erken seçim...

14 Ocak 2020

Erken seçim muhabbeti bazılarının hoşuna gidiyor. Zaman zaman çeşitli ağızlardan “Bu yıl erken seçim olacak, 2021’de erken seçim var” gibi kehanet saçılıyor.

Bu yıl erken seçim olur mu? Neden olsun! Erken seçim için çağrıyı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yapması gerekir ki... Erdoğan’ın makamını güvenoyuna sunması için sebep yoktur. Ülkeyi kendi kurduğu Cumhurbaşkanlığı kadrosu ve kendine bağlı yasama, yürütme organlarıyla sıkıntısız yönetiyor.

Erken seçim için bir başka ihtimal Meclis’in 360 milletvekilinin oyuyla kendini feshederek seçim kararı almasıdır. Rahatı hayli yerinde olan Millet Meclisi’nin kendisini feshetmesi için de mantıklı bir neden ufukta yoktur.

İktidar iddiası ve geniş tabanı olan bir siyasi parti elbette erken seçimi zorlayabilir. Ancak böyle bir ihtimal de görünmüyor. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu geçenlerde erken seçim çağrısı yapmayacaklarını açıkladı.

Dikkat edilirse, CHP bol bol eleştiri yapmakta ama “Biz iktidara gelirsek şunu şöyle yapacağız” gibisinden bir vaadi bulunmamaktadır. Çünkü ne bir iktidar programı var, ne ona uygun kadrosu, ne projeleri, ne niyeti...

CHP’de bütün faaliyet parti için iktidarı (ve yüzde 25’i) korumaya yöneliktir.

Mevcut iktidarın başlıca güvencesi de ana muhalefet CHP’nin bu bilinçli ve kasıtlı hazırlıksızlığıdır.

Diğer baskı gurupları da etkisiz ve suskun. Erken  seçim neden olsun!

Yazının devamı...

Kanal çalıştayı...

11 Ocak 2020

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Kanal İstanbul çalıştayı yararlı bir etkinlikti. Bilim adamlarının seslerini duyurması açısından yararı oldu. Ancak çalıştayın Kemal Kılıçdaroğlu ve Meral Akşener’in konuşmalarıyla başlaması ve bu şekilde siyasallaştırılması iyi olmadı. Her iki lider başka platformlarda görüşlerini ortaya koyabiliyorlar. Çalıştayı bilim adamları, finansçılar ve yöre insanlarının görüşlerine bıraksalar iyi olurdu.

***

Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kanal İstanbul’un güzergâhında 30 milyon metrekare (30 bin dönüm) arazi satıldığını söylüyor, bu rakamın yalanlanmadığına dikkati çekiyor. Arazi alanlar arasında bazı Arap ülkelerinin zenginleri de vardır. Satanlar ise Kanal’ın oradan geçeceğinden habersiz saf yöre halkıdır. Mera statüsündeki araziler küçük fiyatlarla el değiştirmiş, vatandaş zarara girmiştir. Arazisini satmayan kişileri de bir sürpriz beklemektedir. Arazilerin bugünkü fiyatı tespit edilmiş, yarın istimlak edildiği takdirde bugünkü fiyatın üzerine yıllık enflasyon değeri konularak ödenmesi karara bağlanmıştır. Kısacası, arazisi istimlak edilecek olanları da mutlu rakamlar beklemiyor.

Kanal İstanbul’a ve ÇED raporuna ilişkin sayısız eleştiri dinliyoruz. Dünkü çalıştayda da dinledik. Ancak bilimsel eleştirilere bilimsel cevap gelmiyor.

Bir ayrıntı

Karadeniz üzerine kitap yazmış olan bir denizci, Özkan Gülkaynak, Kanal’ın bin bir sakıncasından birini anlatıyor:

“Kanal İstanbul’un Karadeniz girişinde de sık sık kum taşınmaları nedeniyle ciddi derinlik değişimleri olacaktır. Çünkü yöre zaten kumluktur. Dip akıntıları ve kuzey fırtınalarıyla Karadeniz girişi sürekli sığlaşacaktır. Düzenli tarama/derinleştirme faaliyetleri bile gemi trafiğini rahatlatamaz. Kanal’a doğru Karadeniz’den ilerleyen bir gemi her fırtınadan sonra acaba derinlik şimdi nasıl paranoyasına mı düşecek? Haberini alsa bile günlerce buranın derinleştirilmesini mi bekleyecek?”

Bu noktada bizden soru: Kadıköy’de Kurbağalı Dere’yi 100 yıldır temizleyemeyen Türkiye 40 kilometrelik Kanal’ı nasıl temiz tutacak?

Yazının devamı...

Bir eşkıya ki...

9 Ocak 2020

Kasım Süleymani’nin Bağdat’ta ABD tarafından öldürülmesi üzerine Irak parlamentosu geçtiğimiz pazar günü olağanüstü toplanarak Irak’taki yabancı askerlerin ülkeyi terk etmesini öngören önergeyi kabul etti. ABD Başkanı Trump hemen yaptığı açıklamada Irak’ı terk etmeyeceklerini belirterek şu tehdidi savurdu: “Irak’ta devasa ölçüde pahalı bir üs inşa ettik. Milyarlarca dolara mal oldu. Harcamalarımız için geri ödeme yapılmadığı sürece çıkmayız. Çıkmamızı isteyenlere, daha önce görmedikleri ağır yaptırımlar uygularız. İran yaptırımları bile bunun yanında hafif kalır.”

Şu mantığa, şu küstahlığa bakar mısınız? Sanki o üssü Irak’ın menfaatleri için inşa etmişler de şimdi terk etmek için parasını istiyorlar. Emperyalizm denen uluslararası eşkıyalık böyle bir şey olsa gerek. Bilvesile, ülkemize binlerce Amerikan askerinin kabulünü öngören 1 Mart tezkeresini reddetmekle ne büyük bir tehlikeyi bertaraf ettiğimiz ortaya çıkıyor. Maazallah o tezkere kabul edilmiş olsaydı, Irak’ın bugün yaşadığını büyük olasılıkla biz de aynen yaşıyor olacaktık.

Ve kafaları kurcalayan bir başka soru... Biz de bir gün İncirlik’i boşalt, Kürecik’i terk et dersek, “Biz o üslere milyarlarca dolar para harcadık, verin paramızı terk edelim. Yoksa size ağır yaptırımlar uygularız” gibisinden tehditle karşı karşıya kalabilir miyiz?

Uyandırmadı...

Depremlerin kayıplarını azaltmak için dünyanın hassas bölgelerine uyarı istasyonları kuruluyor. Deprem hafif titreşimlerle başladığı için bu uyarı sistemleri sayesinde elektrik ve gaz hatları ilk beş on saniyede devreden çıkarılıyor. Kayıplar azaltılıyor. Kandilli Rasathanesi yetkilileri iki yıl önce açıklama yapmış, erken uyarı istemi için Marmara Denizi’nin dibine 15 adet sismometre yerleştirildiğini bildirmişlerdi. İGDAŞ’a kurulan risk azaltım sistemi sayesinde 8-10 saniye öncesinden gaz akışı otomatik kesilecekti. Benzer sistem, Marmaray tüp tünel ve Avrasya Tüneli’ne de kuruldu. Deprem sırasında tren, tüp geçide girmeden otomatik olarak duracaktı...

Ne var ki 26 Eylül’de meydana gelen 5.8 büyüklüğündeki Silivri depreminde uyarı sistemlerinin hiçbiri çalışmadı. Ne gaz, ne elektrik kesildi. Yerbilimci Dr. Oğuz Gündoğdu bunun sebebini soruyor. Kandilli’den cevap bekliyor.

S 400 göreve..!

İran intikam füzelerini önceki gece yarısı saat 01.20’de tam General Süleymani’nin öldürüldüğü saatte ateşledi. Amerikan medyası ateşlenen 15 füzeden 12’sinin Irak’taki Ayn el Esad ve Erbil üslerini vurduğunu bildirdi.

Yazının devamı...