İran’ın dünya çapında ünlü film yönetmeni Cafer Pinhani, ülkesinde iki kez hapis yatmıştı. Üçüncü mahkumiyetinde ülkesinin dışındaydı. Geri dönmedi. Ancak geçen ay ABD’nin saldırısı üzerine dönmeye karar verdi. Türkiye üzerinden uçakla önce Van’a gitti, oradan kara yoluyla İran’a geçerek teslim oldu. “Ülkem saldırı altındayken ben bunu uzaktan seyredemem”, demişti son konuşmasında...
İran halkı ABD - İsrail saldırısı karşısında eşi zor görülür vatanseverlik örnekleri sergiliyor.
Molla rejimiyle kanlı bıçaklı İran Komünist Partisi TUDEH açıklama yaptı, rejimle kan davasının sürdüğünü ancak ülkenin kurtuluşu için mollalarla yan yana savaşacaklarını duyurdu.
İran halkı bombalardan kaçmıyor. Sınırlara koşmuyor. 90 milyonluk ülke aynı kaderi paylaşmak yolunda büyük bir dayanışma ve direnç gösteriyor.
Bu arada molla rejiminin halkla ilişkisi de dikkat çekici.
Savaşın başında öldürülen Dini Lider Ali Hamaney’in 4
Kosova ile Kosova’da yaptığımız milli maç başlarken seyirciler taşkınlık yapmış. Futbolcumuz Abdülkerim yana yakıla anlatıyor:
- İstiklal marşımız çalınırken ıslıkladılar. Bu bize çok dokundu. Anladık ki Türkün Türk’ten başka dostu yoktur...
Eğri oturalım doğru konuşalım...
Sevgili Abdülkerim kardeş, bugüne dek kim bilir kaç milli maça çıktın... Her birinde rakibin ulusal marşı çalınırken veya ölen biri için saygı duruşu yapılırken seyircimizin ıslıkladığını duymadın mı? Bunun bir futbol takımına değil resmen ulusa karşı saygısızlık olduğunu defalarca yazmadık mı? Peki siz futbolcular hiç seyirciye ulusal marşlara karşı saygılı olması yolunda çağrı yaptınız mı? Yetkililerin bir uyarısı oldu mu? Ben hiç duymadım.
Aynı gece Barcelona’da İspanya ile Mısır milli takımları karşılaştı. Tribünlerde Mısırlıları ve İslamiyet’i küçümseyici sloganlar atıldı. Kimi fanatikler “Zıplamayan Müslüman olsun” falan diye bağırdılar. Ertesi gün İspanya hükümeti ve Futbol Federasyonu olayı kınadı, seyircinin
Mahpushane nasıl bir yerdir. Uzun zaman yatanlar nasıl ruh halleri içine girerler?
Bir hapishane mektubu okuyoruz...
“Dışarıda bir sineği özlemek gelmez kimsenin aklına. Ama burada sinekler de özlenir. Birkaç gün önce kuşluk vakti pencereye bakan yatağıma oturmuş, dizimdeki çizgili deftere yeni romanımı yazıyordum. Gözüm bir an pencereye ilişti. Pencerede gençten bir sinek geziniyordu. Hasretle beklediğim bir misafir gelmiş gibi kalbim sevinçle attı. ‘Hey...’ dedim ona sitemle, ‘Nerelerdeydin şimdiye kadar? Hoş geldin.’ Beni duymadı, tasasız yolculuğuna devam etti.
Dikenli bir tele takılan bir ipliğin ya da bir gazete parçasının rüzgârda sallanması dışarıda kimsenin dikkatini çekmez. Ama rüzgârda değişik figürlerle dans eden bir iplik ya da bir kâğıt parçası F Tipinde büyük bir zenginliktir. Mahpus, hareket eden bir şey görmenin heyecanıyla durup o nefes kesen dansı uzun uzun seyreder.
Birkaç elma ve limon çekirdeği koydum pencerenin önündeki su dolu şişeye. Bakalım yeşerecekler mi? Ümitle
Hukukumuzda “Lekelenmeme hakkı” diye bir hak var.
Kişi ifade verirken veya gözaltına alınırken yapılan kamera çekimlerinin dışarı sızdırılması hak ihlalidir.
Hukuk kişiyi korur. Toplumun da bu bilinçle hukuku koruması hakkını araması gerekir.
KADIKÖY CAMİSİ
Kadıköylüler pazar günü Kadıköy’de inşa edilmesi için acele edilen camiden vazgeçilmesi için gösteri yaptılar.
Civarda ihtiyacı karşılayan 5 cami bulunduğunu hatırlattı Kadıköylüler.
Eski Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu ise şu görüşü belirtti:
“Bu alan dolgu alanı. Dolgu alanlarında; Kıyı Kanunu’na göre, emsali aynı amaçla ayrılan alanın yüzde 3’ünü, yüksekliği 5.50 metreyi aşmayan takılıp sökülebilir elemanlarla inşa edilen yapılar yapılabilir. Buraya toplam 34 bin metrekarelik inşaat yapılacak. Bu planla tüm alan imara açılıyor. Bu kıyı kanununa aykırıdır.”
Kimimizin Arif’in Barı, kimimizin Çiçek Bar, diye andığı Beyoğlu’ndaki o hoş mekan yıkılmış.
Mekanın sempatik garsonu Sanlı, enkazın fotoğrafını atmış sosyal medyaya...
İlk bakışta sıradan bir yıkıntı...
Toz toprak tahta parçası...
Ama ne çok şey var enkazın altında
Yıllara sığmayan geceler var
Dostlarla bitmeyen sohbetler
Anlatmakla tükenmeyen öyküler
Sonunda şebekenin mensupları birbirine düştü!
Donald Trump önceki gün yanında oturan Savaş Bakanı Pete Hegseth’e dönüp füzeyi fırlattı:
- Askeri müdahaleyi ilk sen istedin, müdahale edelim çünkü onların nükleer silaha sahip olmasına izin veremeyiz, dedin.
Hegseth, Başkan’ın suçu üzerine atmasına bir şey diyemedi, boş boş baktı.
Başkan savaştan kaçış yolu arıyordu...
★★★
İran’ın nükleer kapasitesini yok etmek!
ABD saldırısına gösterilen sebeplerden biri buydu...
İlber Ortaylı dostum kültürlü adamdı, bilge adamdı, herkesle barışıktı... Ama kendi bedeniyle barışık değildi... Hatta kavgalıydı denebilir...
Yaklaşık 6 ay önce Amerikan Hastanesi koridorlarında gördüm... Doktorlar peşinden koşuyor ona bir şeyler anlatmaya çalışıyorlardı. İlber onları dinlemiyordu. Beni görünce sevindi, doktorları hepten bırakıp benimle sohbete başladı.
Ertesi gün yakın dostu Celal Şengör'ü telefonla arayıp İlber'le konuşmasını onu doktorları dinlemeye ikna etmesini rica ettim. Sanırım arayıp konuştu.
İlber neden böyleydi?
Bir psikolog dostum tahminini aktardı:
"İnsan eğer hayatında güçlü bir anlam bulmuşsa...
Vücuttaki arızalar geri planda kalır.
Hatta bedenine sessizce içerler...
İran deyince... Büyükelçi deyince... Enis Bey’i anmadan geçemeyiz...
Enis Bey yani Enis Akaygen, Cumhuriyet döneminde yıldızlaşan bir diplomat, çok başarılı bir görev adamıdır.
1929 - 34 yılları arasında Atina’da büyükelçi olan Enis Akaygen, iki ülkenin yakınlaşması için büyük çaba sarf etmiş, 1931’de imzalanan Türk – Yunan dostluk antlaşması için yoğun çalışmalar yapmış, hem Ankara hem Atina’nın takdirini kazanmıştır. O kadar ki... Enis Bey 1934 yılında Tahran Büyükelçiliği’ne atandığında, Atina, İran’daki Yunan vatandaşlarının işlerini ve çıkarlarını Enis Bey’in izlemesi için Ankara’ya başvurmuştur. O sırada Yunanistan’ın İran’da kalabalık bir kolonisi vardır ama temsilciliği yoktur. Yunan kolonisinin işlerini İngiliz elçiliği izlemekte ancak yetersiz kalmaktadır.
Yunanistan’ın talebi kabul edilir. Enis Bey İran’daki Yunanların da temsilcisi olur. Bu görevi beş yıl sürdürür. Türk - Yunan savaşından sadece 12 yıl sonra Yunanistan’ın