ABD savaşta tempoyu kaybetti...
Bir ileri iki geri, dur - kalk derken hamlelerde tutarlı olamıyorsunuz...
Trump’tan bu defa çok iddialı bir hamle geldi...
Hürmüz Boğazı’ndan girip çıkan gemileri bloke edecek...
İran’a geçiş ücreti ödeyen gemilere izin vermeyecek...
İran’ın Körfez’den dışarı petrol satışını genel fiyatların yükselmesini önlemek için serbest bırakmıştı. Bu defa İran’ın petrol gelirini de bloke edecekmiş.
Eğer sözünü tutar ve uygularsa dünyada petrol fiyatları tahminlerin de ötesinde artışlar gösterecek.
Ekonomi uzmanları bir başka tehlikeye dikkati çekiyor...
Erenköy’de, Bağdat Caddesi’nin üst tarafında, Hamam Sokak civarında bir zamanlar geniş bahçeli köşkler, konaklar vardı.
Biz o dünyanın sonuna yetiştik.
60’larda ahşap köşkler birer birer yıkıldı.
Yerlerine 5- 6 katlı apartmanlar dikildi.
Yap sat dönemi başladı.
Ama henüz her şey bitmemişti…
Bahçeler duruyordu.
Her apartmanın önünde ya da arkasında; gül fidanlı, erguvanlı, sarı papatyalı küçük cennet parçaları seriliydi.
Küresel çılgın birkaç dakika olsun aklın sesini dinledi ve dünya bir cehennemin eşiğinden döndü. Korku dolu saatler Pakistan aracılığıyla alınan ateşkes kararıyla sona erdi. İran devleti, halkıyla, yönetimiyle, çoluğuyla, çocuğuyla direndi ve kazandı. Tarihe dirençli ve inançlı halkların topla, tüfekle, uçakla, füzeyle yenilemeyeceği gerçeğini kazıdı.
İran sadece topraklarını ve petrolünü savunmadı; aynı zamanda ulusal onurunu, çocuklarının geleceğini, kadınlarının iffetini, binlerce yıllık kültürel zenginliğini, büyük düşünür ve ozanlarının, Hafız’ın, Ömer Hayyam’ın, Şirazi’nin, Firdevsi’nin, ibni Sina’nın hatırasını da savundu.
Ezilen ülkelere cesaret verdi. İnsanlık tarihinde yeni sayfalar açıldı.
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
İsrail, Ortadoğu’nun mutlak gücü gibi davranamayacak.
ABD, her ülkeyi istediği gibi diz çöktürebileceği hayalinin sınırlarına çarptı.
Batı dünyasında ABD için “mutlak güç”
İran’ın dünya çapında ünlü film yönetmeni Cafer Pinhani, ülkesinde iki kez hapis yatmıştı. Üçüncü mahkumiyetinde ülkesinin dışındaydı. Geri dönmedi. Ancak geçen ay ABD’nin saldırısı üzerine dönmeye karar verdi. Türkiye üzerinden uçakla önce Van’a gitti, oradan kara yoluyla İran’a geçerek teslim oldu. “Ülkem saldırı altındayken ben bunu uzaktan seyredemem”, demişti son konuşmasında...
İran halkı ABD - İsrail saldırısı karşısında eşi zor görülür vatanseverlik örnekleri sergiliyor.
Molla rejimiyle kanlı bıçaklı İran Komünist Partisi TUDEH açıklama yaptı, rejimle kan davasının sürdüğünü ancak ülkenin kurtuluşu için mollalarla yan yana savaşacaklarını duyurdu.
İran halkı bombalardan kaçmıyor. Sınırlara koşmuyor. 90 milyonluk ülke aynı kaderi paylaşmak yolunda büyük bir dayanışma ve direnç gösteriyor.
Bu arada molla rejiminin halkla ilişkisi de dikkat çekici.
Savaşın başında öldürülen Dini Lider Ali Hamaney’in 4
Kosova ile Kosova’da yaptığımız milli maç başlarken seyirciler taşkınlık yapmış. Futbolcumuz Abdülkerim yana yakıla anlatıyor:
- İstiklal marşımız çalınırken ıslıkladılar. Bu bize çok dokundu. Anladık ki Türkün Türk’ten başka dostu yoktur...
Eğri oturalım doğru konuşalım...
Sevgili Abdülkerim kardeş, bugüne dek kim bilir kaç milli maça çıktın... Her birinde rakibin ulusal marşı çalınırken veya ölen biri için saygı duruşu yapılırken seyircimizin ıslıkladığını duymadın mı? Bunun bir futbol takımına değil resmen ulusa karşı saygısızlık olduğunu defalarca yazmadık mı? Peki siz futbolcular hiç seyirciye ulusal marşlara karşı saygılı olması yolunda çağrı yaptınız mı? Yetkililerin bir uyarısı oldu mu? Ben hiç duymadım.
Aynı gece Barcelona’da İspanya ile Mısır milli takımları karşılaştı. Tribünlerde Mısırlıları ve İslamiyet’i küçümseyici sloganlar atıldı. Kimi fanatikler “Zıplamayan Müslüman olsun” falan diye bağırdılar. Ertesi gün İspanya hükümeti ve Futbol Federasyonu olayı kınadı, seyircinin
Mahpushane nasıl bir yerdir. Uzun zaman yatanlar nasıl ruh halleri içine girerler?
Bir hapishane mektubu okuyoruz...
“Dışarıda bir sineği özlemek gelmez kimsenin aklına. Ama burada sinekler de özlenir. Birkaç gün önce kuşluk vakti pencereye bakan yatağıma oturmuş, dizimdeki çizgili deftere yeni romanımı yazıyordum. Gözüm bir an pencereye ilişti. Pencerede gençten bir sinek geziniyordu. Hasretle beklediğim bir misafir gelmiş gibi kalbim sevinçle attı. ‘Hey...’ dedim ona sitemle, ‘Nerelerdeydin şimdiye kadar? Hoş geldin.’ Beni duymadı, tasasız yolculuğuna devam etti.
Dikenli bir tele takılan bir ipliğin ya da bir gazete parçasının rüzgârda sallanması dışarıda kimsenin dikkatini çekmez. Ama rüzgârda değişik figürlerle dans eden bir iplik ya da bir kâğıt parçası F Tipinde büyük bir zenginliktir. Mahpus, hareket eden bir şey görmenin heyecanıyla durup o nefes kesen dansı uzun uzun seyreder.
Birkaç elma ve limon çekirdeği koydum pencerenin önündeki su dolu şişeye. Bakalım yeşerecekler mi? Ümitle
Hukukumuzda “Lekelenmeme hakkı” diye bir hak var.
Kişi ifade verirken veya gözaltına alınırken yapılan kamera çekimlerinin dışarı sızdırılması hak ihlalidir.
Hukuk kişiyi korur. Toplumun da bu bilinçle hukuku koruması hakkını araması gerekir.
KADIKÖY CAMİSİ
Kadıköylüler pazar günü Kadıköy’de inşa edilmesi için acele edilen camiden vazgeçilmesi için gösteri yaptılar.
Civarda ihtiyacı karşılayan 5 cami bulunduğunu hatırlattı Kadıköylüler.
Eski Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu ise şu görüşü belirtti:
“Bu alan dolgu alanı. Dolgu alanlarında; Kıyı Kanunu’na göre, emsali aynı amaçla ayrılan alanın yüzde 3’ünü, yüksekliği 5.50 metreyi aşmayan takılıp sökülebilir elemanlarla inşa edilen yapılar yapılabilir. Buraya toplam 34 bin metrekarelik inşaat yapılacak. Bu planla tüm alan imara açılıyor. Bu kıyı kanununa aykırıdır.”
Kimimizin Arif’in Barı, kimimizin Çiçek Bar, diye andığı Beyoğlu’ndaki o hoş mekan yıkılmış.
Mekanın sempatik garsonu Sanlı, enkazın fotoğrafını atmış sosyal medyaya...
İlk bakışta sıradan bir yıkıntı...
Toz toprak tahta parçası...
Ama ne çok şey var enkazın altında
Yıllara sığmayan geceler var
Dostlarla bitmeyen sohbetler
Anlatmakla tükenmeyen öyküler