ŞEKER FABRİKASI

7 Nisan 2022

Yıllarca ABD’de sürgünde yaşayan, ülkenin değerli aydınlarından Prof. İlhan Başgöz (1921-2021) Turhal Şeker Fabrikası’nda 1940 yılında iki ay staj yapar. Başgöz gözlemlerini “Gemerek Nire, Bloomington Nire” adlı kitabında anlatır:

“Turhal’da, başka adaylarla beraber iki ay şeker fabrikasının lojmanlarında kaldık;  ahır temizledik,  inek sağdık ve bir güzel beslendik. Kahvaltıda tereyağı, süt, reçel, zeytin, peynir… Bunlar benim soframı tek tek ziyaret eden yiyeceklerdi. Her hafta  fabrika sinemasında bir film, bedava. Bu şeker fabrikasını görene kadar devlet fabrikalarının ne olduğunu bilmezdim. Fabrikanın bütün işçileri, sıcak sulu, merkezden ısıtmalı evlerde yaşıyorlardı. Fabrikanın büyük bir çiftliği vardı. Çalışanlara süt, yoğurt, tereyağı, sebze ve meyve çok ucuza bu çiftlikten geliyordu. Bir spor kulübü, bir sinema salonu, bir de sağlık kliniği vardı. O klinikte Dr. Ceyhun Atıf Kansu doktor olarak çalışıyordu. Aklımda yanlış kalmamışsa bir de işçiler için ilkokulu vardı. Bütün bunlardan başka, fabrika işçilerine bir paso verilirdi. Bununla senede 20 gün devlet demir yollarında bedava seyahat edebiliyorlardı. Bu, devletin sosyal politikasıydı. Onun için şeker herhalde biraz pahalıya mal oluyordu.”

TRENDE

“Hepimiz aynı gemideyiz” veya “aynı trendeyiz” muhabbetine ilişkin...

Efsane hocamız Seha Meray’ın anlattığı bir İspanyol öyküsü.

Barselona’dan Madrid’e giden tren bir istasyonda mola veriyor. Yolcular arasındaki İspanyol köylüsü farkında olmadan treni kaçırıyor. Perona gelince Madrid’den Barselona’ya giden treni kendi treni sanarak biniyor. Kompartımandaki yolcularla muhabbet sırasında onların Barselona’ya gittiğini öğreniyor. Kendi kendine mırıldanıyor:

- Şu teknolojiye bak... Ben Madrid’e gidiyorum. Onlar Barselona’ya. Ve hepimiz aynı trendeyiz.

SÜZME

Yazının devamı...

MONTRÖ HEYECANI

5 Nisan 2022

Günümüzde Türkiye’ye bölgede büyük bir stratejik avantaj sağlayan Montrö Sözleşmesi’nin Atatürk’ü, ona protokol kurallarını unutturacak kadar heyecanlandırdığını bilir misiniz?

Cumhurbaşkanı Atatürk, o heyecan içinde, Başbakan İsmet İnönü’yü uğurlamak için iki kez Yeşilköy Havaalanı’na bir kez Haydarpaşa Garı’na gitmiştir.

İnönü 17 Haziran 1936’da İstanbul’a gelir. O gün Florya’da Atatürk ile uzun bir görüşme yaparlar.

Ertesi gün, yani 18 Haziran 1936’da, Atatürk, İsmet İnönü’yü Yeşilköy Havaalanı’na kadar aynı araçla giderek uğurlar.

İnönü’nün acilen gelişi, dört gün sonra (22 Haziran) başlayacak olan Montrö Konferansı ile ilgilidir.

Bundan sonraki İnönü ziyareti 13 Temmuz’da olur. Montrö’de bazı sorunlar çıkmıştır. Florya’da bu konu görüşülür. Atatürk, geceyi Florya’da geçiren İnönü’yü, 14 Temmuz 1936’da öğleden sonra, yine Yeşilköy Havaalanı’na giderek ikinci kez uğurlar. Montrö şehrindeki görüşmeleri Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras başkanlığında bir heyet yürütmektedir. Atatürk ve İnönü görüşmeleri pürdikkat izlemektedir.

20 Temmuz 1936’da Boğazların Türkiye’nin egemenliğine geçişini sağlayan “Montreux Sözleşmesi” imzalanır. Atatürk, tekrar İstanbul’a gelen Başbakan İnönü’yü Florya’da ağırlar ve 22 Temmuz 1936 akşamı onu, bu kez trenle gideceği Haydarpaşa’dan Ankara’ya uğurlar. 

Belli ki bu son ziyaret Montrö antlaşmasını kutlamak amaçlıdır.

Yazının devamı...

EVLENME TEKLİFİ

2 Nisan 2022

Bir evliliğin mutlu başlayıp mutlu sürmesi için evlenme teklifinin yapıldığı yer ve bunun biçimi de önemliymiş. Gençler bu konuda titizmiş. Facebook dostumuz Reyhan Pütün İstanbul’u gezerken Karadeniz kıyısındaki Riva’da gördüğü uygulamayı aktarıyor:

“Riva’da sahil kenarına ‘pleksiglas’tan yapılmış, çevresi renkli ışıklarla donatılmış şeffaf küreler kurmuşlar. Bu neyin nesidir diye sormak için sahile kadar indik. İçine iki koltuk, bir masa, masa üstüne iki kadeh konulmuş, yere iki üç yumuşak yastık serilmiş ve ucuz tarafından bir müzik sistemi kurulmuş evcikler. Evlenme teklifi yapılan yer olarak kiralanıyormuş. Hem teklifini yapıyorsun hem Karadeniz’in hırçın dalgalarını seyrediyorsun. Bir buçuk saati 1.500 TL imiş. Şeffaf kulübe 60.000 TL’ye mal oluyormuş. ‘Bugün beş kişi var sırada abi’ dedi kulübenin işletmecisi delikanlı. Yani on günde masrafı çıkarıyor, on bin TL de artı yazıyor, yurdum insanın müthiş buluşları karşısında hayretler içinde kalıyoruz.”

NOT: Evlenme teklifi için Batı’da da parlak yöntemler var. Örneğin bir firma bu teklifin havada yapılması için özel uçak bile kiralıyormuş.

IZGARA

Bir Afrika hikâyesi...

Adamın biri büyük bir ineği kesti, ızgarayı yaktı ve kızına seslendi:

-Kızım, akrabalarımızı, arkadaşlarımızı, komşularımızı çağır, onlara güzel bir ziyafet çekelim.

Kız sokağa çıktı, bağırmaya başladı:

Yazının devamı...

SIRADAKİ ÇİN!

31 Mart 2022

ABD’nin yeni ulusal savunma stratejisini Pentagon hafta başında Kongre’ye gönderdi. Yeni stratejide ABD’nin karşı karşıya olduğu bir numaralı “tehdit” olarak Çin belirtiliyor.

Şu sırada gözler Rusya-Ukrayna savaşında. Tahminler o ki Rusya bu savaştan ne askeri ne siyasi yönden galip çıkamayacak. Dış politika uzmanı Prof. İlhan Uzgel, Putin için geleceği şöyle özetliyor:

“Putin bu hamlesiyle Batı’ya, NATO’ya can suyu vermiş oldu. Şu anki tabloya göre planladığı her şey ters sonuç verdi.

Putin bu savaşı kazansa da kazanmasa da artık iktidardan düşünceye dek yaptırımlar tam olarak kalkmayacak. Bundan sonra Batılı bir lider Putin ile görüşmeyecek. Putin yönetimi içeride daha baskıcı olacak. Avrupa Konseyi’nden çıkan karar sonucu Rusya’nın Batı bağı iyice azalacak. Yalnızca Doğu Avrupa ülkeleri değil, Batı Avrupa halkları da NATO’ya daha sıkı sarılacak, Avrupa’da NATO’nun ne kadar önemli bir savunma örgütü olduğu söylemi güç kazanacak.”

Ve anlaşılıyor ki Rusya’nın gündemden çıkmasıyla dünya huzura kavuşmayacak. Dünya bundan sonra sonu iyi bitmeyecek bir ABD-Çin çekişmesine sahne olacak. Çocuklarımız, torunlarımız yine gerilimli bir dünyada yaşayacak.

BAŞKENT

Televizyondaki bilgi yarışmasında tıp fakültesi öğrencisine sorulan soru şöyle:

“1924 anayasasında ve 1961 anayasasında Türkiye’nin başkentinin neresi olduğu yazar?”

Yazının devamı...

ARADAKİ KAÇAK

29 Mart 2022

Okurumuz Semih Kalkanoğlu yazıyor:

“Adana’da, Antalya’da çiftçiden kilosu 2 liraya alınan bir kilo kabak evimdeki soframa 25 liraya geliyor. Üreticiden kilosu 3 liraya alınan bir kilo domates evimdeki soframa 15 liraya geliyor. Üreticiden kilosu 4 liraya alınan patlıcan, evimdeki soframa 35 liraya geliyor.”

Semih Bey ayrıntılı hesap yapmış. Bir kilo kabağın taşıma masrafını, aracı kârını üzerine koymuş. Bir kilo kabak evimize 7 liraya ulaşıyor. Peki, neden 25 lira? Aradaki 18 lira kimlerin cebine gidiyor?

İşte bunun sırrı yıllardır çözülemiyor!

Yıllardır yeni hal yasası, üreticiden tüketiciye doğrudan pazarlama, kooperatifleşme gibi masallar dinleriz. Bunlar bir türlü gerçekleşmez. Çünkü üretici ve tüketici örgütsüzdür. Aracı-tefeci takımı örgütlüdür, siyaset üzerinde etkilidir.

Bir başka soru. Neden yeni bir tarım planlaması yapılmaz? Örneğin, neden İstanbul Ankara gibi illerin çevresindeki  topraklar daha çok sebze tarımına ayrılmaz? Geçmişte İstanbul’un ihtiyacı İstanbul çevresindeki tarlalardan karşılanırdı. Böylece akaryakıt masrafı büyük ölçüde önlenecektir. Bu tür konularda ziraat odaları, ziraat mühendisleri neden konuşmazlar!

KAYRA

Elimizdeki küçük mütevazı kitap “Cahit Kayra Anısına” adını taşıyor. Uzun yıllar devlette bürokrat olarak çalışmış, bakanlık yapmış, ömrünün en verimli dönemini ise son yıllarda kitap yazarak geçirmiş olan Cahit Kayra abimize bir veda kitabı bu. Onun dostları olarak bizler izlenim ve anılarımızı yazdık. Ölümünün birinci yılında bu kitap çıktı ortaya. Tarihçi Kitabevi kitabı yayımladı, biz dostları geçen hafta sonu Tarihçi Kitabevi’nde küçük bir toplantıda onu andık, selam, sevgi ve saygılarımı gönderdik kendisine.

Yazının devamı...

Eşit Hikâyeler

26 Mart 2022

Kadınların ve kız çocuklarının daha güçlenmesi... Eski alışkanlıkların, inançların, geleneklerin yontulması...

Kadınların günlük hayata eşit bireyler olarak katılması...

Toplumda cinsiyet eşitliğinin sağlanması... Milliyet gazetesi bu hedeflerin gerçekleşmesi için Birleşmiş Milletler iş birliğiyle proje ve kampanyalar düzenliyor. Geçen cuma günü de bu çabaların parçası olarak “Eşitlikçi Hikayeler Zirvesi”ni gerçekleştirdik.

Zirvede teknoloji, girişimcilik, kültür - sanat, spor gibi alanlarda başarılı olan kadınların deneyimleri paylaşıldı.

Bendeniz iş hayatında kadın farkını çok yakından gözlemledim. Biz erkekler çabuk sinirleniyoruz. Bir sorun ortaya çıktığında çatışmacı kişiliğimiz öne geçiyor, güce dayalı yaklaşımlara başvuruyoruz. Sinirlenmek çoğu kez yanlış kararlar almamıza yol açıyor. Kadınlar sorun ortaya çıktığında güçlerini değil zekâlarını kullanıyor. Olaya birkaç adım geriden bakıyor. Sakin ve iki taraflı düşünüyor. Fikirlerini sorduğunuzda da size akılcı yanıtlar veriyor, sizin aklınıza gelmeyen çözümler önerebiliyorlar.

Erkeklerin evde, işte, hayatın her alanında kadın aklına ihtiyacı var. Erkekler bunu anladıkları andan itibaren kadının üstünlüğü demeyelim de eşitliğini kabul ediyorlar. Onu yardımcı değil de ortak olarak benimsiyorlar. Erkekler her problemde kadın aklına başvursalar eminiz sorunlar iki kat hızla çözülecek, hayat kolaylaşacaktır.

CÜNEYT ARKIN

Cüneyt Arkın

Yazının devamı...

Soygun rekoru!

24 Mart 2022

Sessiz sedasız bir dünya rekoru kırdık. İki genç, bir bankadan tam 16 milyar lira çekerek hesaplarına geçirdiler, yaklaşık 700 bin lirasını harcadıktan sonra tesadüfen yakalandılar.

Haberi Hürriyet’te Musa Kesler imzasıyla okuduk...

İnanamadık... Telefon açıp Musa’dan ayrıntılarını öğrendik.

Biri diş atölyesinde, öteki benzincide çalışan iki kardeşten Emre Gezer polis ifadesinde olayı anlatıyor:

“Banka hesabımda para kalmamıştı. Hisse senedi hesabından ‘para çek’ yazan menüden para çekmek istedim. Miktar yazma kısmı çıktı. Kafama göre miktar yazdım. Her yazdığım miktar mevduat hesabıma geçiyordu. 60-70 kez bu işlemi tekrarladım. Her defasında talebim gerçekleşti. Hesabımda 16 milyar lira para birikti. Bu paralarla hemen cep telefonu aldım. Ardından bir galeriden BMW almak için 300 bin lira havale yaptım. ATM’den 40 bin lira nakit çektim. Durumu aile büyüklerimize anlattık. ‘Akrabamızdan, komşulardan kimin borcu varsa bize gelsin’ dedik. Borcu olan veya ekonomik durumu iyi olmayan akrabaların hesaplarına para havale ettik.”

Sözü geçen özel ve büyük banka, hesaplardan 16 milyar liranın çekildiğini dört gün sonra fark ediyor! Suç duyurusunda bulunuyor. İki kardeş, Emre ve Recep Gezer aynı gün masaj salonuna giderken araçlarının tesadüfen durdurulup aranması sırasında  yakalanıyorlar. Ve ardından inanılması güç bir yargı kararı: 16 milyar lirayı hırsızlayan iki kardeş mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakılıyor. Çünkü ceza yasası “bilişim yoluyla hırsızlık”ta tutuklama öngörmüyormuş! Cezası da zaten beş yıl falanmış. Peki, 16 milyar lira o banka için önemsiz bir rakam mıymış? Hayır. Düşünün ki bankanın geçen yılki net kârı 10.5 milyar lira.

Musa’nın tespitlerine göre... Bunlar amatör çocuklarmış. Eğer profesyonel hırsız olsalar 16 milyar çoktan uçmuş olacaktı. Şaka değil, günlük kurdan tam 1 milyar 80 milyon dolar ediyor. Bugüne dek en büyük banka soygununun Brezilya’nın Fortaleza kentinde yaşandığını ve hırsızların 71 milyon dolar çaldığını ekleyelim.

16 milyar lira dünya bankacılık ve hırsızlık tarihinde bir daha kırılamayacak bir rekor. Böyle bir rekorumuz da oldu sonunda.

Yazının devamı...