ARIZALI SATIŞ

Bizim artık ekmek kızartmayan ekmek kızartıcısının serüvenini yazmıştık. Kadıköy’de Gürsey adlı mağazadan satın aldığımız ‘Fakir’ marka cihaz iki yıl garantiye rağmen dört ayda bozulmuş, telefonla aradığımız mağaza bizi servise yönlendirmişti. Servise ise taksiyle gidiş geliş 120 TL yazıyordu. İki kez gidiş geliş 240 lira. Telefon açtığımız Akyıldız adlı servis bir kötü haber daha vermişti. Eğer cihazdaki arızanın bizim hatamızdan kaynaklandığı anlaşılırsa onarım ücretini biz ödeyecektik. Bizim hatamız mı? Örneğin cihaza büyük dilim ekmek koymuş da bozmuşsak bu bizim hatamız oluyordu.

Garanti mekanizması hep böyle mi işliyor? Bir Arçelik bayisine uğrayıp konuştuk. Dediği:

- Bizden aldığınız cihaz bozulursa onu servise de götürebilirsiniz, bize de getirebilirsiniz. İsterseniz talep formu doldurursunuz servis gelir cihazı kapınızdan alır, kapınıza getirir.

Piyasada hemen her elektrikli eşya iki yıl garantili satılıyor. Ancak bu garanti mekanizması görüldüğü gibi markadan markaya farklı işliyor. Bunun bir standardı, kanunu, kuralı yok mu? Var elbet…  Ne var ki kimi firmalar, yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi, zahmete girmiyor, malı sattıktan sonra üzerine düşenleri yapmıyor veya zahmeti alıcıya yüklüyor.

ÖTEYAKA

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Mavi Marmara şehidi Çetin Topçuoğlu’nun ailesini ziyaret ederken dış politika konularına da ayaküstü değiniyor, Atina’ya şu mesajı gönderiyor:

“Yunan yöneticileri bizim Kuvayı Milliyeci olduğumuzu biliyorlar. O yöneticiler aynı zamanda rahmetli Ecevit’i de rahmetli Erbakan’ı da gayet iyi biliyorlar. Şimdi konuşsunlar. İktidara geldiğimizde o adalardaki silahların ne olacağını biz onlara göstereceğiz.”

Bu satırları okurken şunları düşündük...

CHP dış politikada bugünkünden farklı bir üslup ortaya koymayacak mı?

Dış politika iç politika malzemesi olmaya devam mı edecek?

CHP liderinden beklenen, Ege’deki sorunlarda haklılığımızı dünyaya anlatarak davayı önce diplomasi alanında kazanmak değil midir?

Henüz iktidar olmamış bir partinin “Sorunları iki halkın mutluluğu çerçevesinde çözeceğiz” gibi bir yaklaşım sergilemesi daha iyi olmaz mıydı?

Her fırsatta biz eski CHP değiliz diyen Kemal Bey’in ikide bir Kuvayı Milliye kavramına sarılması çelişki olmuyor mu?

SON SÖZ: CHP bir program hazırlayarak iç ve dış politika esaslarını kayda geçirmeli… Ege gibi sorunlarda da komisyonlar kurarak ayrıntılı dosyalar hazırlamalı diye düşünüyoruz.

ALDANMA

“Her yer dolu... Millet zamlara bana mısın demiyor... Herkeste para var. Millet krize meydan okuyor.”

Bu tür ayaküstü yorumlara sık rastlıyoruz. Gerçekten de kafe ve lokantalar hâlâ dolu. Sokaklar kalabalık. Çıplak gözle bakınca görünen manzara bu.

Peki, bunca pahalılığa rağmen bu neşe, bu canlılık nasıl oluyor?

Soruyu Orhan Bursalı Cumhuriyet’te sormuştu. Onun sütununa gelen, Fuat Yalçın imzalı şu mektup hayli aydınlatıcı:

“İstanbul’da sözü geçen lokantalar kaç adettir? 1000 alsak her gece 100 kişi gitse ve bu kişilerin haftada bir dışarıda yediğini varsaysak, ulaşacağımız sayı: 700.000 kişidir. İstanbul nüfusunun yüzde 3.9’una tekabül eder. Büyük bir kentte farklı gelir kesimleri olması mümkündür. Öte yandan, şehrimizde nüfusun yüzde 96’sı bu işin dışındadır.”

Ayrıca şu da var... Kentin yeme, içme, meyhane, kafe, bar hizmetleri belli noktalarda toplanmıştır. Kadıköy, Beşiktaş, Bakırköy, Taksim başlıca eğlence merkezleridir. Kent nüfusu belli merkezlere akınca ister istemez her gece oraları dolduruyor.

Ekonomiyi meyhanelerin doluluk oranına bakarak değerlendiremezsiniz.

SWIFT

Din adamlarının vaazları iyi niyetli kişileri doğruluk yolunda tutmaya yarar ama kötü niyetli kişilerin vaatle doğruluk yoluna girdiği hiç görülmemiştir.

***

İhtiyarlar gençlerle aralarındaki mesafeyi korumak için saygınlık, yüksek mevki veya büyük servet gibi şeylere ihtiyaç duyarlar; aksi takdirde toy gençlerin ihtiyarları küçümseme eğilimine hiçbir şey karşı koyamaz.

***

Bu dünyaya gerçek bir dehanın geldiğini şuradan anlayabilirsiniz: Bütün ahmaklar ona karşı birleşirler.

***

Kralların ellerinin en uzun noktalara kadar uzandığı yaygın olarak söylenir; keşke kulakları da o kadar uzak noktalara ulaşabilseydi.

(Jonathan Swift)