DEPREM YIKAR MI!

Yerbilimci Prof. Şener Üşümezsoy’un “İSTANBUL DEPREMİ Nerede? Ne zaman? Kaç Şiddetinde” adlı kitabı deprem endişesi içinde yaşayanlara bilgi ve teselli veriyor.

Prof. Üşümezsoy’a göre, İstanbul’da gelecekte yaşanacak deprem birçok yerbilimcinin söylediği kadar yıkıcı olmayacaktır.

Ona göre, bugüne dek yapılan tespitlerin aksine kırılacak olan, Silivri-Çekmece arasında yer alan Kumburgaz Çukuru’ndaki 40 kilometrelik faydır.

Hocaya göre, bu fayın kırılması en çok 6.5 büyüklüğünde bir depreme yol açar. Bunun üzerinde bir deprem beklentisi gerçekçi değildir. Ancak bölgede başka bir tehlike vardır.

Beylikdüzü, Büyükçekmece, Haramidere, Avcılar gibi bölgelerde yapılar görece sağlam olmakla birlikte zemin kil taşı, çakıl taşı, kireç taşı gibi maddeler üzerine oturduğundan sağlam değildir. Ayrıca buraları yer yer heyelan bölgesidir. Özetle, riskli bölgelerdir.

Prof. Üşümezsoy, kendisinin de yaşadığı Kadıköy’ün durumuna da değiniyor kitabında ve diyor ki:

- Kumburgaz Çukuru’ndaki 6.5 büyüklüğündeki bir depremin Kadıköy’deki etkisi şiddet olarak 6 civarında olur. Buradaki zemin çok sağlam olduğundan, 500 milyon yıllık kayalardan oluştuğundan, Büyükçekmece ve Küçükçekmece bölgesindeki kadar büyük bir risk ortaya çıkmaz. Ancak Kurbağalıdere, Maltepe Deresi ve Cevizli’de zemin genç çökellerden oluştuğu için bu bölgelerin görece risk içerdiğini vurgulamalıyız.

EĞİTİM MAZİMİZ

“Cevdet Paşa Tarihi”nin son cildine ekli bir padişah fermanında aynen şöyle denmektedir:

“Cümleye malumdur ki, Muhammet ümmetindenim diyen (her kişi) önce dini akidesini öğrenecek, sonra da geçimini kazanmak için bir meslekte yetişecektir. Dini icapları öğrenmek, dünya işlerinin hepsinden (daha) önemli olduğu halde bir zamandan beri halkın çoğu analarının ve babalarının günahı olarak cahil kaldıkları gibi evlatlarını da cahil bırakmakta ve âleme rızk dağıtan Tanrı’ya güvenmeyerek hemen para kazanma hırsına düşüp çocukları beş altı yaşında okullardan alıp, çıraklığa veriyorlar. Zaferlere erişemeyişimizin başlıca nedeni halkın cehalete kapılmasıdır.”

Yani diyor ki, padişah efendimiz, “Sen dinini öğren, Tanrı senin rızkını verir. Meslek öğrenmen ikinci plandadır.”

Osmanlı geri kalmaktan böyle kurtulacağını sanıyordu. Oysa tam da bu yüzden geri kalıyordu.

NOT: Padişah çocuğun mesleki bilgiden değil dini bilgiden uzak kalmasına karşı çıkmaktaydı.

ÇOKLU

Demokrasilerde neden birden çok parti olması gerekir?

Çok partili rejimin faydası nedir?

Bülent Ecevit’le yıllar önce yapılmış bir röportaja takıldı gözümüz.

Ecevit diyor ki:

- İsmet İnönü, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra çok partili demokrasiye geçiş kararını verdiği vakit bunun başta gelen gerekçesi olarak “Demokrasiye geçersek yolsuzluklar daha kolay önlenir” demişti. Fakat bunun tam tersi oldu. Asıl çok partili demokrasiye geçildikten sonra yolsuzluklar arttı. Partiler birbirini denetlemek yerine  birbirinin yolsuzluklarını görmezden gelip aralarında bir denge kurma yoluna gittiler. Bir yolsuzluk ittifakı kuruldu.

Ecevit böyle diyor. Peki, halk bu düzenden memnun mu? Değilse bunu açıkça ifade etmeli. Eğer etmiyor, hırsızlık düzeninden bana da pay düşer             diye  hayaller kuruyorsa... Bu düzen böyle devam eder.

VEFAT

Bizim kültürümüzde ölenlerin arkasından kötü konuşmamak vardır. Hoca sorar:

- Merhumu nasıl bilirdiniz?

Cemaat hep birlikte cevap verir:

- İyi bilirdiiik...

Bendeniz şahsen kötü bilinen kişinin öldü diye kayıtlara “iyi” olarak geçmesine karşıyımdır.

Kişinin sağlığında yaptıkları unutulmamalı.

Hele de bu bir siyasetçi ise. Hayatta olduğu sürece yaptıkları aynen kayda geçirilmeli. İyilikleri de kötülükleri de gelecek nesillere aynen nakledilmeli.

Bu böyledir de... Şimdi yeni ve kötü bir âdet baş gösterdi.

Bunu dinci basın başlattı. Âdet toplumun diğer kesimlerine de sıçradı. Ölenin arkasından küfretmek, alay etmek, hakaret etmek neredeyse moda oldu. Oysa... Ölen bu kötü sözleri duymaz. Yakınları duyar, hak etmedikleri halde onlar incinirler. Ölenle ilgili diyeceğiniz varsa sağlığında yüzüne söylersiniz. Ölümünden sonra hakaret veya alay etmek zafiyettir. Çağdaş insana yakışmaz.

LÜKÜS

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın yeni kitabı “Ramazan Günlükleri 2” sosyal medyaya konu olacak yeni malzemeler içeriyor.

Cumhuriyet’te Sefa Uyar’ın haberine göre, Ali Erbaş bu kitapta, “dünyevileşmenin başta Körfez ülkeleri olmak üzere İslam ülkelerinde hızla ilerlediğini” belirtiyor ve: “Lüks ve israf Müslümanları esir almış, burnunun dibindeki fakir ve ihtiyaç sahiplerini göremez hale getirmiştir” diyor.

Bu noktada Başkan Ali Erbaş’a katılmamak elde değil.  Lüks ve israf ‘bazı ülkelerde’ gözleri o kadar köreltti ki lüks Mercedes’e binip dolaşan devlet memuru, başını camdan dışarı uzatıp önünden geçen fakir fukarayı artık göremiyor. Kendisinin Mercedes’e binmesini olağan hak görebiliyor.

Dünyevileşme böyle bir şey!