LAYIKLIK

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, “İnanç insan ile Allah arasında olsun, siyasetine yansımasın, adaletine yansımasın, yargısına yansımasın  istiyorlar. Bunun için ortalığı ayağa kaldırıyorlar” diye özetleyebileceğimiz sözleri birkaç gündür tartışılıyor.

Ali Erbaş, bu sözlerle laikliğe saygılı yurttaşları eleştiriyor.

Laiklikten vazgeçilmesini, siyasete, ticarete, adalete şeriat hukukunun egemen olmasını istiyor.

Laiklik malum; dinin siyasete, ticarete, adalete karışmadığı rejimin adıdır.

Devlet memuru Ali Erbaş bu çarpıcı sözleriyle Anayasa’ya karşı açıkça tavır alıyor.

Çünkü Anayasa’nın 24. maddesi:

“ - Kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı,

- Devletin sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuksal temel düzeninin, yani toplumsal ve kamusal alanın kısmen de olsa din kurallarıyla düzenlenemeyeceği...” konusunda açık ve kesin hükümler koyuyor.

Devlet memuru Ali Erbaş, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 6. maddesinde yer alan “YEMİN”e de aykırı hareket ediyor. Bakın Memur yemini hangi sözlerle son buluyor:

“... laik, bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilerek bunları davranış halinde göstereceğime namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.”

Bir devlet memuru olan Ali Erbaş yasal sınırları alabildiğine aşmış bulunuyor.

YUNANCA BİLİRMİŞ

Özgen Acar Cumhuriyet’teki yazısında Yunan Başbakanı Venizelos’un Atatürk’ü Nobel Barış Ödülüne aday gösterdiği mektubunu anlatıyor

Yunanistan’da 7 kez başbakanlık koltuğuna oturan ünlü siyasetçi Venizelos, Nobel’e aday gösterdiği mektubu 12 Ocak 1934’te Fransızca yazmıştı. Mektubunda Atatürk’ün barış yolundaki samimi çabalarını uzun uzun anlatıyordu.

Venizelos, 1930 yılında Ankara’yı ziyaret etmiş, Ankara Palas’ta verilen davette Atatürk ile “baş başa” görüşmüştü.

Özgen Acar yazısının burasında çok ilginç bir bilgi veriyor. Diyor ki:

“Atatürk, görüşmeyi mükemmel biçimde Yunanca yapmıştı. Bugün Türkiye’de, pek çok kişi, Atatürk’ün Yunanca konuştuğunu bilmez. Selanik doğumlu Atatürk, ilk tahsillerini Yunanistan’da yaptıktan 18 yıl sonra Türkiye’ye gelmişti.”

Atatürk’ün Yunanca bildiğini biz de ilk kez duyduk. Çok ilginç bulduk.

ALBAY

30 Ağustos haftasında Kurtuluş Savaşı’nın kahramanları arasında Albay Reşat Çiğiltepe’nin adı da anıldı.

Kimdir Albay Çiğiltepe? Büyük Taarruz sırasında stratejik Çiğiltepe’yi yarım saat içinde alacağını söylemiş, Atatürk’e telefonda söz vermiş, bu süre içinde alamayınca intihar etmiş komutandır. Çiğiltepe az sonra alınmıştır.

Geçen yıl Albay Reşat Çiğiltepe’nin adı, Ankara, Mamak’taki ortaokuldan silinmiş, okula Milli Eğitim Vakfı’na bağışta bulunan bir kişinin adı verilmişti. Atatürkçü Düşünce Derneği’nin eski adın iadesi için dava açtığı haberleri çıktı. Sonra konu unutuldu.

Aynı tarihlerde Cumhuriyet’in ilk Milli Eğitim bakanlarından Mustafa Necati’nin adını taşıyan Kültür Evi’ne şeriatı övmesiyle tanınan Nuri Pakdil’in adı verilmişti. O konuda da dava açıldığını duyduk, ama arkası gelmedi.

Cumhuriyet’i kuran parti CHP bu konularla ilgilenmiyor ne yazık ki...   

FARKLAR

Danimarka’da çalışan ve bu ülkeyi iyi tanıyan Doç. Erdal Kayacan ile yapılmış bir röportaj okuduk T24 sitesinde.

Röportajın bir yerinde, Kayacan, Asya ve Avrupa ülkelerini kıyaslarken şöyle diyor:

“Asya ülkelerinde devlet kararlarını toplum çoğu zaman sorgulamadan kabul ederken, İskandinav ülkelerinde neredeyse her devlet kararı toplum tarafından sorgulanıyor. Örneğin, Danimarka’da bir mahallede bir süpermarket açılacak ise Belediye tarafından o bölgede yaşayan herkese mektup gidebiliyor ve insanlara söz konusu projeye itirazları olup olmadığı soruluyor. Eğer bölge sakinleri projeye çoğunlukla ‘hayır’ diyorsa, o proje rafa kalkabiliyor.”

Türkiye’de değil market... Birahane, meyhane, diskotek gibi mekânlar açılırken dahi mahalle sakinlerine sorulmaz. Mahalle sakinleri de neden bize sorulmuyor diye dert etmez. Ancak bu yeni mekânlar yüzünden mahalle yaşanmaz hale gelirse akıllar o zaman başa gelir.

NELSSON

Transfer sezonu bitti. Gazetelere göre en yoğun transferi Galatasaray yapmış. Sarı kırmızılı kulüp transfere 25 milyon euro (250 milyon lira) harcamış. En pahalı futbolcu da yine Galatasaray’a gelen Victor Nelsson imiş. 22 yaşındaki Danimarkalı futbolcu için 7 milyon euro (70 milyon lira) ödendiğini GS kulübü başkanı Burak Elmas açıkladı.

Biz Nelsson’u Galatasaray’da iki maçta izledik. Ortada 70 milyonluk bir futbolcu göremedik. Zaten Danimarka’da da bugüne dek sadece iki kez A milli olmuş. Birkaç maçta da yedek soyunmuş. O kadar! Kim keşfetti bu değeri? 70 milyon nesine verildi? Yedek otursun diye mi alındı? Gel de merak etme!

GS iki yıl önce de yine 7 milyon euroya emekliliği gelmiş 33 yaşındaki Falcao’yu almıştı. Bu futbolcu iki yıldır ya sakat ya yedekte idi. Bu yıl 30 milyona elden çıkarıldı. Yanlış anlaşılmasın, GS 30 milyon almadı, gitsin diye kendisine 30 milyon lira tazminat ödendi. Transferler böylesine isabetli oluyor!