Liderlik sırları

Atatürk neden büyük bir liderdi? O’nun liderlik sırları nelerdi?

Bir Amerikalı gazeteci soruyor:

- İşlerinizde nasıl başarılı oluyorsunuz?

Cevap:

“Ben bir işte nasıl başarılı olacağımı düşünmem. O işi başarmama neler engel olabilir diye düşünürüm. Engeller ortadan kalktıktan sonra iş kendiliğinden olur.”

Zor bir durum karşısında nasıl tavır almalı?

Mazhar Müfit Kansu’ya bunu anlatıyor: “Herhangi bir zorluk karşısında benim yaptığım iş şudur: Vaziyeti iyice belirlemek, sonra bu vaziyet karşısında alınacak tedbirin ne olduğuna karar vermek. Bu kararı bir kere verdikten sonra acaba yapayım mı yapmayayım mı diye tereddüt etmeden kararı uygulamak. Başaracağıma inanarak uygulamak.”

Celal Bayar anlatıyor: “Atatürk metodolojisinde duyguya yer yoktur; laboratuvara girmiş bir ilim adamı tüpteki oksijenle hidrojen arasında nasıl bir ayırım yapmaz, birinden birini kendine daha yakın görmezse, sosyal bilim laboratuvarına giren bir devlet adamı da doğru bir sonuca varabilmek için tüm duygularından sıyrılmak zorundadır. Atatürk işte bunu başarabiliyordu.”

Yakup Kadri Karaosmanoğlu O’nun derin bir muhakeme, isabetli bir görüş ve cüretli bir karar verme kabiliyetinin bulunduğunu ifade eder ve şöyle der:

“Vasıflarının yüzde 80’ini askerlik mesleğine borçludur.”

Planlı ve örgütlü hareket etmek, bilime kulak vermek Ata’nın önde gelen ilkeleri arasındadır.

Gençler, Prof. Hikmet Özdemir’in “Atatürk’ün Liderlik Sırları” adlı kitabında bu konuda pek çok bilgi bulabilir.

ZOR GÜNLER

Atatürk’e yakın isimlerden, yazar Yakup Kadri Karaosman-oğlu, bir gün O’na kendisini en yalnız ve çaresiz hissettiği dönemi sorar. Ne çocukluk günleri, ne savaşlar... Atatürk, en zor dönemi olarak, “işgal altındaki İstanbul’da kapı kapı dolaşarak insanları Milli Mücadele’ye ikna etmeye çalıştığı” günleri anlatır. İşgal İstanbul’unda esaretten kurtulmak için başkaldırmaya niyetli o kadar az kişi vardır ki...

Alev Coşkun “Samsun’dan Önce Bilinmeyen 6 Ay” adlı kitabında o günleri anlatır.

Kitaptaki çarpıcı öykülerden birinin kahramanı da yazar Refi Cevad Ulunay. Padişah yanlısı Ulunay, Mustafa Kemal Paşa’yı Şişli’deki evinde ziyaret eden ilk basın mensubudur. Ulunay, 4 Şubat 1919 tarihinde yaptığı röportajdan gazeteye döndüğünde, arkadaşları ne konuştuklarını soruyor, Ulunay:

“Şu sıralarda Anadolu’ya geçilir, orada teşkilat kurulur, milli mukavemet harekete geçirilirse Fransız’ı da, İngiliz’i de, İtalyan’ı da memleketten kovulur, vatan istiklaline kavuşur, millet de esaretten kurtulurmuş. Anladınız mı arkadaşlar. Bu adam deli değil, zırdeliymiş” diyor Atatürk için.

Yıllar sonra, Ulunay’a yanıldığı için pişman olup olmadığı soruluyor.

Ulunay’ın yanıtı:

- Hayır, ben haklıydım, herkes benim gibi düşünüyordu. O günlerde öyle düşünen tek adam oydu.

KUZEY

Emekli Tuğgeneral Eslen, Rusya-Ukrayna savaşında son durumu bizim için yorumluyor:

“Rus ordusu Ukrayna’nın en büyük şehri Kiev’i ele geçiremedi ve çekildi. İkinci büyük şehri Harkov’u da ele geçiremedi ve çekildi. Rus ordusu savaş alanında birçok generalini ve donanmanın prestijli savaş gemisi Moskva’yı kaybetti, ciddi bir prestij kaybı yaşadı. Ukrayna savaşı, Rus ordusunun sanıldığı kadar güçlü olmadığını kanıtladı. O halde? Mademki Rus ordusu sanıldığı kadar güçlü değilmiş, daha güçlü daha genişlemiş bir NATO’ya neden gerek var? Sormamız gereken asıl soru budur.”

General Eslen, Finlandiya ve İsveç’i NATO üyeliğine ikna eden ABD’nin amacının hem Baltık Denizi’ni hem Kuzey’deki Arktik ticaret yolunu kontrole almak olduğunu söylüyor. Arktik ticaret yolunun kontrole alınması Çin ile Avrupa ticaretini etkiliyor.

BEŞİKTAŞ

Ekranda Beşiktaş semtinin adının nereden geldiği tartışılıyor. Herkes aklına geleni söylüyor.

Beşiktaş adıyla ilgili inandırıcı bir izahı “Galatat Sözlükleri” adlı kitapta buluyoruz.

Fetihten önce Beşiktaş’ın adı “Kona Petro” imiş... Yani “Taş beşik”... Bir kilise rahibi Kudüs’ten bir mermer tekneyi alıp İstanbul’a getirmiş, kiliseye yerleştirmiş.

Taş beşik adı gide gide Beşiktaş olmuş. Bu taşın da oradaki kiliseden Ayasofya’ya taşındığı rivayet edilirmiş.