Lozan’dan bugüne...

Türkiye Birinci Dünya Savaşı’nın yenik ülkeleri arasından yenilgiyi kabul etmeyerek kurtuluş savaşına giren ve esaret zincirlerini kıran tek ülkedir.

Lozan, Birinci Dünya Savaşı’nın mağlubu bir ülkenin galiplerle eşit şartlarla imzalamayı başardığı tek antlaşmadır. Ünlü İngiliz tarihçilerinden Arnold Toynbee Lozan hakkında şunları söylüyor:

“Hemen hemen her konuda Türk ulusal istekleri, Lozan’da müttefikler tarafından kabul edilmiştir. Ve dünya tarihinde eşi olmayan bir olayla karşılaşılmıştır. Yenilmiş, parçalanmış bir ulusun, bu harabe içinden ayağa kalkması ve dünyanın en büyük ulusları ile tam eşit koşullar içinde karşı karşıya gelmesi ve Büyük Savaşın galiplerini dize getirerek her isteğini kabul ettirmesi şaşılacak bir şeydi.”

İNÖNÜ’NÜN DÜNYASI

Semih Kalkanoğlu elektronik mevzulardan daha çok siyasi sorunlara kafa yoran bir elektrik mühendisi. Titiz bir araştırmacı. Ana araştırma alanı Din ve Devlet ilişkileri. 1987 yılında yaptığı araştırmayla İnönü Vakfı ödülü kazanmış. Bu araştırmayı nihayet şimdi bastırabilmiş. Doğu Kitabevi’nden çıkan “İkinci Adamın Manevi Dünyası” adlı bu kitabı dikkatle okuduk. İçinde aslında inançlı bir adam olan İsmet İnönü’nün din ile devlet işlerinin ayrı tutulması, dinin politikaya alet edilmemesi, laikliğin korunması için gösterdiği çabalar, eyyamcı siyasetçilere karşı verdiği mücadeleler yer alıyor. İsmet İnönü’nün arşivlerde kaybolmuş birçok konuşmasını kitapta buluyoruz. 1966’da Ege gezisinde kendisine sık sık, “Aman efendim, burada şu tarikat özellikle güçlüdür, dini konularda fazla sert konuşmayınız” telkinleri yapılır. İnönü, tam tersine, sert konuşmalar yapar. 1966’da Uşak’ta adlarını vererek konuşur:

- Bunların işi din istismarıdır. CHP dinsizdir derler. Bunlar laik Cumhuriyet’in düşmanıdırlar. Adını söylemeden Müslümanları Müslümanlara düşman ederler.”

İnönü’yü ve toplumun eğilimlerini tanımak açısından okunması gereken bir kitap bu...

KART VİZİT

Antalya Korkuteli’nin İyi Parti İlçe Başkanı Cemal Tınkaz, İlçe Belediye Başkanı MHP’li Öner Niyazi İşlek’e bir soru yöneltmiş. Pazar yerleriyle ilgili söylentiler hakkında bilgi istemiş. Başkan İşlek bir zarfa cevap mektubuyla birlikte bir salatalık (hıyar) koymuş, cevabını o şekilde göndermiş.

Aklımıza çocukluğumuzda Kısıklı’daki çay bahçelerinde izlediğimiz İsmail Dümbüllü temsilleri geldi. Orta oyununun bir yerinde oyunun parçası olarak seyirciler arasından biri (tabii tiyatronun adamı) sahneye bir hıyar fırlatır... Dümbüllü hıyarı eline alır, o tarafa döner:

- Beyefendi kartvizitinizi düşürdünüz, diye seslenirdi.

Seyirci bunun kurmaca olduğunu anlamaz, anında kahkahayı basardı...

YERALTI

Amerikalı yazarın makalesi beni hayli endişelendirdi. Siz de paylaşacaksınız bu endişeyi sanırım. Diyor ki tarih uzmanı yazar:

- O dönemde yapılan bütün dini mabetlerin altında dehlizler, koridorlar, labirentler vardır. Ayasofya’nın altında da mutlaka vardır ama şimdiye dek bulunamamıştır.

Bu ne demek... Birilerinin Ayasofya’nın altında aramalara başlaması için davetiye değil mi?

SANSÜR

24 Temmuz aynı zamanda İkinci Meşrutiyet’in ilanıyla sansürün kaldırılışının da yıl dönümü. Günümüzde artık “sansürün kaldırılması için mücadele günü” olarak anılıyor.

Osmanlı’da çok hoş sansür öyküleri vardır.

Yazar Ahmet Rasim bir gün ünlü sansür memuru Hıfzı Bey’e şöyle dert yanar:

“Yazdığımız yazılarda zatıâlinizin çizeceğinizi bildiğimiz kelimeleri kullanmıyoruz. Biliyoruz ki vatan, millet, hürriyet, ihtilâl, cinnet, mecnun, yıldız, intihar, zehir vs. gibi birçok kelimeler yazılmaz. Fakat sansürden gelen provalarda her seferinde başka başka kelimeler, cümleler görüyoruz ki, çizmişsiniz. Bunları lütfedip söyleseniz de boş yere yazmasak ve sizi de yormasak.”

Hıfzı Bey’in cevabı:

“Onu ben de bilmem. Yalnız size şu kadarını söyleyeyim. Siz hangi yazınızı en çok beğenerek yazarsanız, oh, ne güzel oldu, derseniz, benim onu çizeceğimi biliniz.”

65’li

Ankaralı, 65 yaşındaki okurumuz Kızılay’dan Aşağı Ayrancı’daki evine gitmek üzere akşam 19.40 sularında durağa gelmiş. Yaklaşık 20 dakika otobüs beklemiş. Gelen otobüse binip 65 yaş kartını okutmak üzere cihaza göstermiş. Ve ekranda şu yazı çıkmış:

“Saat 20.00’yi geçtiği için geçersizdir.”

Okurumuz saatine bakmış, 20.04’ü gösteriyormuş. Ne anlatmışsa kâr etmemiş, halk otobüsü şoförü kendisini otobüsten indirmiş.

Pandemi döneminin zencileri artık bellidir: Biz 65’liler...

DAVET

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bugünkü kurultaya alınmayacak olan onur üyelerine birer mektup göndermiş. Mektupta diyor ki:

“Kurultay alanımıza pandemi dolayısıyla sadece delegeler alınacaktır. Onur üyeleri için de salonun dışına dev ekranlar yerleştirilmiş, pandemi kurallarına göre oturacak yerler ayrılmıştır.”

Ankara’da sıcaklık 40 derece. Onur üyeleri, neden kurultayı evlerinde izlemek varken Bilkent’e gitsin de sıcak altında dev ekrandan izlemeye çalışsınlar?

Bunun mantığı var mı? Bir dostumuz: Evet var, dedi.

“Çünkü onur üyeleri kurultaya alınmadıklarını belirterek dava açmaya hazırlanıyor. Kemal Bey bu mektubuyla mahkemede:

- Biz onları davet ettik, yer hazırladık ama gelmediler, demeye hazırlanıyor.”

Zekice bir mektup yani!