SIĞINMACILAR

Ailelere bakabilecekleri kadar çocuk yapmaları tavsiye edilir. Devletler de bakabilecekleri kadar sığınmacı alırlar. Her ülke ne kadar sığınmacıya ev sahipliği yapabileceğini hesaplar. Onların barınma, beslenme, eğitim, sağlık ihtiyaçlarını ne ölçüde karşılayabileceğini kantara vurur. O miktarda sığınmacı alır.

Ülkemiz ise uçsuz bucaksız bir sığınma kampına döndü.

4 milyona yakın Suriyeli sığınmacıya şimdi de Afganlar eklendi.

Doğu sınırımızdan bölükler halinde yürüyerek geliyorlar.

Birkaç aile fotoğrafı dışında, tamamına yakını kadınsız, çocuksuz, eşyasız. Bunların ABD ile iş birliği yapan ancak Taliban’ın ilerlemesi üzerine kaçan iş birlikçi Afgan militanlar olduğu yaygın kanı. Anlaşılan, ABD ile İran arasında anlaşmaya varılmış. İran’ın izniyle sınırımıza kadar getirilip, oradan Türkiye’ye geçiriliyorlar.

Taliban’a karşı yıllarca kullanılmış bu militanlar ABD tarafından  yeniden örgütlenebilirler. Yeniden kullanılabilirler. Hangi amaçla, kime karşı mı? Onu da zamanla göreceğiz.

Bu gençlerin barınması, beslenmesi, geçimi nasıl sağlanacak? ABD ile bu konuda anlaşmaya varıldı mı? Onu da bilemiyoruz.

Bir tek şey biliyoruz...

Bu son gelenler Suriyeli sığınmacılardan daha büyük problem, daha büyük baş ağrısı olabilir.

SURİYELİLER

Yılların deneyimiyle sabit... Bir ülkeden kaçıp diğerine sığınan insanların en az yarısı o ülkede kalıcı oluyor. O yüzden Batı ülkeleri kaçakları sınır dışı edebilirse ediyor, edemediklerini kendi toplumuna uydurmak için uğraşıyor, bu yolda projeler uyguluyor. Aksi halde toplumsal tehlike doğar.

Bazılarımız göçün 10. yılında tehlikenin farkına vardı:

- İstemiyoruz, gitsinler, sınır dışı edilsinler, demeye başladı.

Bolu Belediye Başkanı daha da ileri gitti, sularına 10 kat zam yapmaktan söz ediyor.

Suriyeli göçmenlere yönelik popülizm ve faşizm kokulu söz ve davranışlar sonunda döner bizi vurur. Dedik ya, bu insanların çoğu artık Türkiye’de kalacak. Yurdumuzda doğanların sayısı 500 bini aştı. Şimdiden “Gitmiyoruz” diye gösteri yapmaya bile başladılar. Onları bu ülkeye düşmanlaştırmak sorunu çözmez, daha da katmerlendirir. Eğitim imkânı sağlayamadığımız her çocuk yarınlarda toplum için tehlike olur.

Göçmenlerle yaşamaya alışmalıyız. Yenileri için kapıları sıkıca kapatmalı, mevcutların içinden kalıcı olanları kabullenmeliyiz.

Bu büyük sorunu daha da büyütmemek için buna mecburuz.

SPORCU MORAL

Voleybol Milli Takım Kaptanı Eda Erdem’in parmaklarını kırmakla tehdit eden şahıs veya şahıslar hakkında şu dakikaya kadar şeklen dahi olsa bir soruşturma açıldığını duymadık.

Ülkenin gururu olan sporcuların sahaya şortla çıkıyorlar diye tehdit edilmesi kişisel suçun ötesinde ülkenin imajını da yere düşürecek bir densizliktir.

İğrenç tehditlere rağmen mücadeleyi sürdüren kızlarımıza saygımız ve sevgimiz sonsuzdur.

Göreceksiniz, önümüzdeki üç maçtan ikisini kazanacak ve  finale kalacaklardır.

Tabii moralleri biraz daha kırılmazsa...

CEVİZ

Cevizin faydalarını sorarsanız saymakla bitmez:

- Ceviz vücuda bakır, kalsiyum, demir, selenyum, çinko gibi mineraller sağlar. Büyüme, gelişme, sindirim gibi aktivitelere katkıda bulunur. Bağışıklık sistemini güçlendirir.

Ceviz sadece meyve değil aynı zamanda doğal ilaçtır.

Ara sıra bir iki tane yemek sağlığa yararlıdır.

Gelelim sadede...

Evde ceviz bitmiş. Kadıköy çarşısında kabuklu ceviz sorduk. “Kilosu 44 lira” dedi marketteki arkadaş.

Eve dönerken, Migros’un önüne plastik torbalara konulmuş ceviz yığınını gördük. Etiketine baktık: “Kilo 26 lira.”

Torbada geldiği ülke de belirtilmiş: Amerika.

Amerikalı çiftçi cevizi topluyor, limana taşıyor, gemiye yüklüyor. Türkiye’ye yolluyor, gümrük vergisi ödüyor, dağıtımcı ve perakendeci kârı ekliyor. Fiyat, bizimkinin adeta yarısı.

Ceviz ağaçlarını kestik, mobilya yaptık, sonuç bu.

TESPİT

Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu Dünya gazetesindeki röportajda diyor ki:

“Günümüz Türkiye’sinde dinin şekil olarak daha görünür olduğu, söylemlerimizde dini argüman ve atıfların arttığı doğrudur. Peki, dinin bu kadar çok gündemde olması, daha dindar bir toplum olduğumuz, yani dindarlaşmanın arttığı anlamına gelir mi? Bana göre gelmez. Aksine, bir çürümeye, din üzerinden meşruiyet arayışına ve kafa karışıklığına da işaret edebilir.”

Ağzından “Allah” lafını düşürmeyenlerin daha dindar olduğu algısını kırıyor Prof. Bardakoğlu.