TONGUÇ’U ANARKEN

Köy Enstitüleri eğitim programını hazırlayıp yurt geneline uyarlayan ve yöneten büyük eğitimci İsmail Hakkı Tonguç (1893-1960) ölümünün 62. yılında saygıyla anılıyor.

İ. H. Tonguç’la ilgili anma törenlerinden biri de bugün (23 Haziran) saat 14.30’da Ankara’da Pembe Köşk bahçesinde İnönü Vakfı tarafından düzenleniyor. Anma programında Tonguç’un öz yaşamı, eğitim ve sanat felsefesi sözle, müzikle, sanatla anlatılacak.

Tonguç deyince onun demokrasi konusundaki kısa ama vurucu tanımı da akla gelir. 1950’lerde ülkemizdeki demokrasiyi tanımlarken demiştir ki:

“Demokrasinin iki çeşidi vardır. Biri zor ve gerçek olanı, öbürü de kolayı, oyun olanı. Topraksızı topraklandırmadan, işçinin durumunu sağlama bağlamadan, halkı esaslı bir eğitimden geçirmeden olmaz birincisi, köklü değişiklikler ister. Bu, zor demokrasidir ama gerçek demokrasidir.

İkincisi kâğıt ve sandık demokrasisidir. Okuma yazma bilsin bilmesin, toprağı, işi olsun olmasın, halk bir sandığa elindeki kâğıdı atar. Böylece kendi kendini yönetmiş sayılır. Bu oyundur, kolaydır.

Amerika bu demokrasiyi yayıyor işte. Biz demokrasinin kolayını seçtik, çok şeyler göreceğiz daha.”

Tekrar kaydedelim, bu sözler 70 yıl öncesine aittir.

LUMUMBA

Hafta sonunda Belçika’nın başkenti Brüksel’de hüzünlü bir tören vardı. Afrika’nın efsane liderlerinden Patrice Lumumba’nın tek dişi Egmont Sarayı’nda yapılan törenle ailesine teslim edildi.  

Kongo’nun seçimle işbaşına gelen ilk başbakanı olan Lumumba 1960 yılında bir hükümet komplosuyla devrilmiş, 

1961 yılında hapisten çıkarılıp ormanda kurşuna dizilmiş, üç gün sonra da Belçikalı polis şefi Gérard Soete tarafından mezardan çıkartıp testereyle parçaladıktan sonra sülfirik aside atılıp tamamen yok etmişti.

Soete sonraki yıllarda bir TV programında cinayeti itiraf etmiş, bu itirafa rağmen Soete hakkında 2000 yılında ölünceye kadar hiçbir dava açılmamıştı. Kızı ise 2016’da bir röportajda Lumumba’nın dişini göstermiş, bunun üzerine polis eve baskın yaparak Kongo liderinden arta kalan tek parçaya el koymuştu.

Belçika 1885-1960 yılları arasında Kongo’da akıl almaz cinayetler işledi, köleleşmek istemeyenlerin kollarını kesti, eğer adam kaçmışsa  ailesini yakalayıp ellerini kesti. . Böylece yaklaşık 10 milyon kişiyi katletti veya göçe zorladı. Buna rağmen Osmanlı’nın Ermeni tehcirini yıllardır diline dolayan Avrupalılar bir kez olsun bu katliamları dile getirmediler. Belçika parlamentosu  Osmanlı’yı soykırımla suçlayan bir kanunu da 2016 yılında kabul etti.

Lumumba’nın dişini ise yeni hatırladılar.

PIRLANTA

Genç evli arkadaşlarla çay bahçesinde sohbet ediyoruz. O sırada çiftlerden birinin telefonu çalıyor. Genç adam telefonda kısa bir şeyler konuştuktan sonra eşine dönüyor:

- Arayan Kapalıçarşı’daki kuyumcu idi, diyor.

- Aa, senin onunla bir samimiyetin var mıydı?

- Yoo... 

- Niye aramış?

- Hacca gidiyormuş, helallik istedi.

- Sen ne dedin?

- Hakkım geçtiyse helal olsun, dedim.

Genç hanım o zaman bize dönerek parmağındaki pırlanta yüzüğü gösteriyor:

- Geçenlerde ondan bu yüzüğü almıştık, diyor.

Bir kuyumcudan yüzük satın almışsınız. Adam aylar sonra telefonla arayarak helallik istiyor! 

Siz olsanız ne düşünürsünüz?

Bir dostumuz önemli bir hatırlatmada bulunuyor:

“İnsanın kendisine yapılan haksızlığı bilmeden helallik vermesi yanlışı yapana helallik kazandırmaz. Helalliği aldığını zanneden sadece kendini kandırır. Helallik isteyen hangi sebeple istediğini belirtmelidir.”

TAHRİK

Muğla’da üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’i öldüren sanığa “haksız tahrik” indirimiyle sadece 23 yıl hapis cezası verilmesi tepkilere yol açtı. Pınar Gültekin’in katili tahrik ettiğini, bunun tanığı olamayacağına göre, mahkeme nasıl tespit etti, bilinmiyor.

Geçmişte kadın katillerinin klasik bir mazereti vardı. Yargıcın karşısında hemen hemen aynı ifadeyi verirlerdi:

- Efendim beni tahrik etti.

- Ne dedi?

- Sen de erkek misin dedi.

Eskiden geçerli ifade buydu. Sanırız değişen ceza yasalarıyla birlikte bu ifade de geçerliğini yitirdi. Şimdi etkili ifade: ‘karına söylerim dedi’ şeklindedir.

SÖZLEŞME

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu geçen hafta sonu İzmir gezisinde iktidara gelince İstanbul Sözleşmesi’ni hayata geçireceklerini tekrar açıkladı.

6’lı masa ortağı Temel Karamollaoğlu ise şiddetli bir İstanbul Sözleşmesi muhalifi. Sözleşme yürürlüğe girdikten sonra kadına şiddetin 10 kat arttığını söylüyor.

Saadet Partisi Kadın Kolları da aynı fikirde. Kadınlar:

- Sözleşme, Erbakan Hocamızın tabiriyle “Elma şekerine bulanmış zehirdir” diyorlar.

Bakalım tartışma masada nasıl çözülecek!