ZOR GÖREV

Cumhuriyet, sadece bayramlarda camlara bayrak asarak veya 29 Ekim’lerde sosyal medyada “Cumhuriyet’i çok seviyoruz” diye mesaj atarak mı savunulur? Bu kadarı yeter mi? Elbette hayır. Cumhuriyet’i savunmak güç ister, kararlılık ister, inanç ister, ilke ister.

Prof. Barış Doster, “Cumhuriyet Nasıl Savunulur” adlı yeni kitabında Cumhuriyet’in nasıl savunulacağını anlatıyor.

Diyor ki:

“. Cumhuriyet; ulusal bilinçle, Türkiye’nin bağımsızlığı, bütünlüğü, egemenliği ve siyasal birliğine toz kondurmayan politikalarla savunulur.

. Laikliğe kararlılıkla sahip çıkılarak savunulur.

. Emperyalizme karşı mücadeleyle savunulur.

. Hukuk devletiyle, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığıyla, hukukun üstünlüğüyle, kuvvetler ayrılığıyla savunulur.

. Üretim ekonomisiyle, planlamayla, kamucu  halkçı iktisat politikalarıyla savunulur.

. Akıl ve bilimi önceleyerek savunulur.

. Çağdaşlığa sahip çıkarak savunulur.

. Ehliyete, liyakate değer vererek savunulur.

. Örgütlü emekle savunulur.

. Kadın  erkek eşitliğiyle savunulur.”

Görüldüğü gibi... Cumhuriyet’i sevmek ve savunmak yurttaşlara zor görevler yüklüyor.

DEMİR PEŞİNDE

Tarihçi ve yazar Mehmet Burak Çetintaş ramazan günlerinde Silivri Kabristanı’ndaki aile mezarlığına gidiyor, etrafına çekidüzen veriyor. Mermer mezarlar 6x8 metre boyutlarında ve iki metre yüksekliğinde olup çepeçevre demir parmaklıkla korunmuştur. Amaç hayvanların girip mezarları eşelemesini önlemektir.

Aile üyeleri arife günü kabristana bayram ziyareti yapıyorlar. Bu defa ne görsünler? Kabristanı çevreleyen bütün demirler yok olmuş. Demirleri çalanlar kesmek ve sökmek için saplandıkları mermerleri de parçalamışlar.

Mehmet Bey aceleyle mezarlık yöneticilerini arıyor. Aldığı yanıt:

- Mezarlıkta mesai saatleri dışında bekçi bulunmuyor. Olay mesai saatleri dışında olmuş. Maalesef gören olmamış.

Mezarlıklar Müdürlüğü Güvenlik Şefi söz arasında diyor ki:

- Demirin kilosu 10-12 lirayı geçince parmaklık, kapı ne varsa götürmeye başladılar. Hatta gece mezarlık duvarlarına kamyonla çarpıp demirleri yerinden oynatıp, sonra söküp götürüyorlar.

Bir emekli büyükelçi anlatıyor. Gece İstanbul’un göbeğindeki apartmanın demir kapısını çalmışlar.

Kimi caddelerde rögar kapaklarının çalındığını gazetelerde okuyoruz.

Altın ve gümüş gibi, demir de kıymete bindi günümüzde.

Demiriniz varsa altın ve gümüş gibi onu da korumaya alacaksınız!

Çünkü hırsızlar takipte!

SEYİRCİ

Kayserispor-Trabzonspor Türkiye kupası yarı final maçını izliyoruz. Gözler topla birlikte sahaya atılan maddelerde.

Madde ara sıra bir futbolcunun kafasına gelip, onu yere düşürüyor. Ne hakemin fazlaca umurunda ne de sahada görev yapan güvenlik güçlerinin. Sadece bir kez anons yapılıyor: “Ayıp oluyor çocuklar, bir  daha yapmayın” tadında bir anons. Maç kaldığı yerden devam ediyor. Üstelik Kayserispor güzel de futbol oynuyor. Böyle vahşi bir seyirci desteğine ihtiyacı yok. Ama anlaşılan sahaya madde atmanın başka bir keyfi var. Veya bu da bir spor sayılıyor!

MADIMAK

Sivas’ta 33 aydının yakıldığı Madımak Oteli bilim ve kültür merkezine dönüştürülmüş, girişine de yaşamını yitirenlerin adlarının yer aldığı bir anı köşesi yapılmıştı.

Bu arada nasıl olduysa olmuş, o anı köşesine oteli yakanlar arasında yer alan Ahmet Alan ve Hakan Türkgil adlı saldırganların adları da konulmuştu.  Bir başka yara da böyle açılmıştı.

Neyse ki yıllar sonra hata düzeltilmiş.

Sivas Valiliği iki saldırganın adını onur köşesinden çıkarmış.

Olumlu bir adım atılmış.

Tabii böyle duyarlı konular baştan doğru düşünülse de doğru adımlar atılsa daha iyi olur.

DANIŞMA

Büyük İskender uzun yıllar yanında bulunan danışmanını bir gün yanına çağırmış:

“Seninle yollarımızı ayırıyoruz” demiş.

“Neden?” diye sormuş yardımcısı.

“Bunca yıldır yanımdasın” demiş İskender, “Bir tek hatamı eleştirmedin. Hatalarımı görmüyorsan cahilsin, görüyor da söylemiyorsan hainsin.”