Yeni fikirler eski tartışmalar

Okuduğunuz gazeteyi elinize alın, bir de dünyayı…

Dünya inanılmaz bir hızla değişiyor. Peki, gazeteniz?

Bir gazeteyi “belirleyici” hale getiren şey nasıl bir misyona sahip olduğudur. Ancak bu durum tek başına bir “gelecek” vadetmez. Onu geleceğe taşıyacak güç hem gazetenin hem de okurlarının dünyaya bakışı ve ileriye dönük düşüncelerinde gizlidir. Tam da bu nedenle sizi ve gazetenizi benzerlerinden ya da diğerlerinden ayırt etmek için nasıl bir vizyona sahip olduğunuzu da bilmeniz gerekir…

Bizim açımızdan bakıldığında ise şöyle söylenebilir; köklü bir geçmişiniz varsa, geleceğiniz de önünüzde duruyordur.

Pek çok araştırma medyadaki yeni eğilimleri de belirlemiş durumda. Buna göre; “Tarafsızlık” kavramını sorgulayan, kendine özgü yayın politikalarını açıkça sergileyen medya kuruluşlarının sayısı artıyor. Geçmişte farklı toplulukları buluşturan medya, artık homojen kitleler içinde daha güçlü bağlar kurmaya odaklanıyor. Fakat bu durum çok önemli bazı tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Araştırmalara göre; küresel haberleşme araçlarıyla yaratılan yeni hal ‘devrim’ niteliğinde gelişmelerin yaşanmasına yol açıyor. Bilgiye erişim ve bilgiyi yaymak kolaylaşıyor. Analitik ve sorgulayıcı tüketim giderek yaygınlaşıyor. Vatandaş gazeteciliği ön plana çıkıyor.

Ama aynı zamanda bilgi kirliliği, manipüle edilen haberlere ve dezenformasyona karşı okur bilinci arttıkça doğru ve güvenilir kaynak arayışı ve tüketim ihtiyacı da artıyor. Bu durum yazılı basının da yeniden şekillenmesini kaçınılmaz kılıyor.

Örneğin Wall Street Journal gibi gazeteler artık sadece okuru aboneye dönüştürmüyor, aboneleri de üyelere dönüştürüyor. Böylece okurla arasında duygusal bir bağ kurarak “ruhsuz bir alışveriş” algısının ötesine geçiyor.

The Guardian sorunu olduğu gibi okura aktarmak yerine o sorunu bir kampanyaya dönüştürerek değişim ve iyileşme sürecine katkıda bulunmaya çalışıyor. Ya da kimi platformlar haber sahte mi gerçek mi adı verilen format üzerinden okurlarına farklı biçimlerde ulaşarak güvenli gazetecilik alanlarını genişletiyor.

Bugün biz küresel haberleşme araçlarıyla yaratılan ‘devrim’ niteliğindeki gelişmeleri titizlikle takip etmeyi sürdürüyorsak, bu okurlarımızın dijital ortamda yaratılan bilgi kirliliğine karşı; doğru, güvenilir kaynak arayışlarını gördüğümüz içindir.

Evet, geleceği bir gazeteyle yakalamak isteseniz, dünyayı nasıl yorumlardınız?

Ve ileriye dönük nasıl bir gazete hayal ederdiniz?

İPEKÇİ FOTOĞRAFININ HİKAYESİ…

60 yıl önce….

Yıl 1959. Vatan Gazetesi sahibi Ahmet Emin Yalman ve iki yazı işleri müdürü hakkında, hapis cezası ve gazetenin kapatılması kararı nedeniyle Beynelmilel Basın Enstitüsü bir beyanname yayınlar. Beyannamede 1954 yılından sonra yürürlüğe giren kanun hatırlatılarak “Basın hürriyetine kâfi derecede hürmet edilmediği” ifadelerine yer verilir.

Yeni fikirler eski tartışmalar


19 Aralık 1959’da Milliyet, söz konusu haberi birinci sayfadan “Türk basın rejimi protesto ediliyor” başlığı ile manşetine taşır. Ancak o gece 2.45’te söz konusu habere neşir yasağı getirildiği basına tebliğ edilir. 


Yeni fikirler eski tartışmalar


Ertesi gün, yani 20 Aralık 1959’da söz konusu haberin yasak nedeniyle çıkartılmış olduğunu göstermek için, aralarında Milliyet’inde olduğu bazı gazetelerden bir kolaj hazırlanır. Ve bu karar “Polis sabaha kadar gazeteleri bekledi” başlığıyla yayımlanır.

Yeni fikirler eski tartışmalar


Haberde şu ifadeler yer alır:

 “Polis neşir yasağına uyulup uyulmadığını gayet sert usullerle kontrole tabi tuttu. Sabaha karşı 2.45’de verilen neşhir yasağı yüzünden bazı gazeteler dün beyaz çıktı. Bu neşhir yasağının gece yarısı verilmesi ve gazetelerin dağıtılmış olması yüzünden, gazeteler bu tebliğin neşredildiği yeri kazımak suretiyle yayınlamışlardır.”

Abdi İpekçi’nin elinde tuttuğu gazete işte o gazetedir.

O tarihi günü bu fotoğrafla belgelemiştir.

Daha önce de basında birçok defa kullanılan bu fotoğraf Milliyet’in 70. yıldönümü nedeniyle özel kapağımızda da yer aldı.

Sorun şu ki, Milliyet’te çalışıp da bu fotoğrafın hikayesini bilmeyen olabilir mi?

Buna rağmen kimi meslektaşlarımız, Abdi İpekçi fotoğrafını bizim sansürlediğimiz şeklinde bir algı yaratarak, kamuoyunu yanıltmaya çalıştı. Özür dilemelerini beklemiyoruz ama tarihte yer almış bir olayı çarpıtmak doğru olana sessiz kalmak, bize değil geçmişe yapılmış bir haksızlıktır. 

Şimdi biz soralım.

Hangisi kötü şaka? Geçmişi bilmeyen, bilmediğini öğrenmeye çalışmayan bir gazeteci mi? Yoksa tarihi bir fotoğrafı yine manşetine taşıyan bir gazete mi?