Yaşlanan toplumların korkusu: Kalp yetersizliği

Ortalama yaşam süresi her geçen yıl artmaya devam ediyor. Bu artışın beraberinde getirdiği korkulardan biri de kalp yetersizliği hastalığıyla karşılaşmak!

Mayıs ayının ikinci haftası kalp yetersizliği farkındalık haftası… Kalp yetersizliği eskiye göre çok daha öncelikli bir konu oldu. Çünkü yaşlanan toplumların önemli sorunlarından biri de bu hastalık. Genel olarak toplumda görülme oranı yüzde 3 olmasına rağmen bu oran 70 yaş sonrası yüzde 10, 80 yaş sonrası yüzde 15-20’ye çıkıyor. Kalbin, vücudun oksijen ihtiyacını sağlayacak miktarda kan gönderememesi sonucu ortaya çıkan kalp yetersizliği, genellikle kalp kasının zayıflığı ile ilişkilendiriliyor. Hastalığın temel iki belirtisi ise vücutta sıvı birikmesine bağlı şişmeler ve nefes darlığı. Sıvı birikmesi vücutta doku ve organlarda meydana gelebiliyor. Akciğerlerde su toplandığında, özellikle sırtüstü yatıldığında daha belirgin hale gelen nefes darlığı ortaya çıkıyor. Bu sebeple kalp yetersizliği olan kişiler geceleri nefes darlığı ile aniden uykudan uyanabiliyor. Yorgunluk da hastalığın belirtileri arasında… Bu bilgileri öğrendiğimiz İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Zerrin Yiğit; kalp yetersizliğinin, 2030 yılına kadar toplum sağlığını tehdit eden boyutlara ulaşacağına da değiniyor.

Tanı gecikmemeli

Kalp yetersizliği bulunan hastaların 5 yılda yüzde 50’si kaybediliyor. Oysa kalp yetersizliği uygun tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalık. Erken evrede tanısı konulmuş olan hastalığın ilerlemesinin engellenebilme şansı yüksek. Tanı geciktiği zamansa kalp yetersizliğinde kalbe verdiği zarar durumuna göre iyileşme şansı azalıyor. Bu bilgileri paylaştıktan sonra Prof. Yiğit “İlerlemiş kalp yetersizliğinde ise bir yıllık yaşam beklentisi yüzde 50” diyerek erken tanının ne kadar önemli olduğuna çarpıcı bir örnek veriyor.

Kalbimizi koruyalım

Ülkemizde yaygın bulunan hipertansiyon, obezite, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, kalp damar hastalığı nedeniyle toplumuzun kalp yetersizliği gelişimi açısından yüksek risk altında olduğunu da Prof. Yiğit’den öğreniyoruz. Avrupa ve Amerika’da kalp yetersizliği yaş ortalaması 70’e kadar çıkarken, ülkemizde ortalama 62’ye kadar iniyor. Madem bizler daha erken yaşta kalp yetersizliği ile karşılaşıyoruz, kalp sağlığımızı korumaya özellikle dikkat etmemiz gerekiyor. Prof. Yiğit bu konuda da bilgilendiriyor: Sigarayı hayatımızdan ve etrafımızdan uzak tutmak, her gün 10 bin adım atmak ve yaşımıza uygun tempolu bir yaşamı standart haline getirmek, tuzu azaltmak, bilimin işaret ettiği sağlıklı yeme alışkanlıklarını edinmek baştan kalp sağlığımızı korumak için yapabileceklerimiz listesinde
yer alıyor.

Günlük işlerini yapamazlar

Prof. Yiğit “Kalp yetersizliği hastalar için önemli bir hastaneye yatış ve ölüm nedeni olmasının yanında hastaların yaşam kalitelerini de bozmaktadır. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde hastalar giyinme, duş alma gibi basit günlük işleri dahi yapamaz hale gelebilmekte, sosyal hayattan uzaklaşmakta hatta depresyona girebilmektedir. Bu yüzden hastaların olabildiği kadar erken dönemde tanı alması ve uygun tedaviye başlaması çok önemlidir” diyor. Ve ekliyor: “Kalp yetersizliği alanında yeni tedavi seçenekleri yüz güldürücü sonuçlar ortaya koymaktadır. Yeni tedaviler ile hastalığın ilerlemesi yavaşlatılırken, hastaneye yatış ihtiyacı azalmakta böylece hastalar daha uzun ve kaliteli bir yaşam sürebilmektedirler.”