Beslenmenin mutlulukla ilgisi olmalı

5 Aralık 2020

Her ısırıkta daha mutlu ve sağlıklı olmanıza yardımcı olabilecek, ruh halinizi iyileştirdiği kanıtlanmış pek çok yiyecek var. Uzman diyetisyen Ezgi Pekgöz’den bu besinleri ve yararlarını dinledikBir tabak patates kızartması veya şekerli atıştırmalık kötü bir ruh halini geçici olarak hafifletebilir ama uzun vadeli mutluluğu sağlıklı yiyeceklerde aramak gerekiyor.

Yemek deneyimini psikolojik yönleriyle irdeleyen ‘comfort food’ terimi ilk kez ABD’de bir gazetede yayımlanan makalede çıkıyor karşımıza. Buna göre mutsuz ya da duygusal olarak stres altında olduğumuz zamanlarda daha yüksek kalorili ve iyi anıları hatırlatan yiyecekler seçmeye meyilliyiz. Sonraki çalışmalar ise ‘comfort food’ seçiminin erkekten kadına ve yaş aralıklarına göre farklılıklar gösterdiğini; erkeklerin çorba ve biftek gibi sıcak yemekler tercih ederken, kadınların çikolata ve dondurma gibi hem daha tatlı hem de sonrasında temizlik gerektirmeyecek atıştırmalıklara yöneldiklerini gösteriyor.

Triptofan içeren besinler

Beyinde mutluluk hormonu olarak bilinen serotoninin oluşumunda etkili olan, triptofan aminoasidini içeren besinler mutluluğu artırmada rol oynuyor. Ay çekirdeği bunlardan biri. 1 avuç içi kadar ay çekirdeği yemek bile yüzünüzde gülümsemeye yol açabilir. Ayrıca birçok meyvede triptofan var. Özellikle de muz ve incirde bulunuyor.

Yeşil yapraklı sebzeler

Sebzelerden ise brokoli, karnabahar, ıspanak gibi yeşil yapraklı sebzeler ve kabuğuyla pişirilmiş patates bu hormonun salgılanmasında etkili.

Somon, sardalya ve uskumru

Somon, sardalya, alabalık ve uskumru gibi yağlı balıklar, beyin fonksiyonu, serotonin ve dopamin iletişimi için önemli olan uzun zincirli Omega-3 yağları içeriyor. Deniz mahsulleri aynı zamanda beyin işlevinin hemen hemen her alanında yer alan bir çinko kaynağı. Araştırmalar, bu balıkları tüketmenin, genç kadınlarda (çoğu yeterince çinko tüketmeyen) öfke ve depresyonu azalttığını gösteriyor.

Yazının devamı...

Koronavirüs ve diyabet

21 Kasım 2020

Prof. Dr. Alper Sönmez’e diyabetli hastaların taşıdığı riskleri ve salgın sürecini nasıl yönetmeleri gerektiğini sordukTürkiye, Avrupa’da diyabetin en sık görüldüğü ülke. Şu an dünyayı saran Kovid-19 salgınıyla mücadele ederken ülkemizdeki diyabet sorunu kritik önem taşıyor.

Hayatımızdaki tüm normallerin değiştiği pandemi sürecinde, diyabet özellikle ülkemiz için kritik bir gündem. Diyabet hastalarının Kovid-19’a yakalanma ihtimallerinin daha fazla olmasının yanı sıra diyabetliler bu hastalığı olmayan kişilere göre Kovid-19 enfeksiyonunu daha zor atlatabiliyor. Daha uzun süre hastanede yatma/yoğun bakımda kalma ya da Kovid-19’a bağlı ölüm söz konusu olduğunda da daha riskli durumdalar. Diyabetli hastaların önemli bir kısmının pandemi yüzünden hekimlerine ulaşamadıklarını anlatan Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Alper Sönmez, “Bu yönde bizlerin de yaptığı araştırmalar pandeminin hareketsiz yaşama, kilo alımına neden olarak diyabet kontrolünü bozduğunu gösteriyor” diyor.

Kritik olan kan  şekeri seviyesi

Kan şekerinin kontrol altında olmasının önemini vurgulayan Sönmez, her diyabet hastasının aynı riske sahip olmadığının altını şöyle çiziyor: “Tip 1 diyabet hastaları arasında kan şekeri daha yüksek olan Tip 1 diyabetliler daha büyük risk altındayken; Tip 2 diyabet hastaları arasında uzamış diyabet süresi olan, insülin kullanan, eşlik eden obezite, hipertansiyon gibi hastalıkları olan, kalp komplikasyonu gelişmiş olanların daha yüksek risk taşıdıklarından özellikle dikkat etmeleri gerekiyor.”

Kan şekeri seviyesi öyle kritik ki, Prof. Dr. Sönmez, verilerin, diyabet tanısı olmadığı halde, başvuru sırasında kan şekeri yüksek olanların daha riskli olduğunu gösterdiğini söylüyor. Mesajı ise net: “Kan şekerinizi ne kadar kontrol altında tutarsanız Kovid-19 olma riskiniz de olduğunuz zaman daha ağır zarar görme ihtimaliniz de azalır.”

Kan şekeri düzeyini kontrol altında tutmak içinse daha hareketli olmak, adım sayımızı artırmak ve aşırı kalori alımından kaçınan bir yaşamı tercih etmek çok önemli. Sokağa çıkma kısıtlamaları olan 65 yaş üstü kişilere yaşam alanları uygunsa, bahçeleri varsa, kısıtlamalara uyacak şekilde bu durumu mutlaka değerlendirerek adım atmalarını öneren Sönmez, “Ev ortamında da olsa kendimize hareketli bir yaşam kurmalıyız” diyor. Peki, tüm bu riskler varken, diyabet hastaları nelere dikkat etmeli? Şu sıralar kan şekerlerini, tansiyonlarını daha yakından takip etmeleri; kilo fazlalığı olanların daha sağlıklı beslenmeleri çok önemli.

Kovid geçirenlerde diyabet riski 

Prof. Dr. Alper Sönmez, “Kovid geçiren hastalarda diyabet sıklığının arttığını gösteren çalışmalar okumaya başladık. Diyabetlilerin Kovid riski olduğu gibi, Kovid geçirenlerde diyabet gelişme ihtimali de artabiliyor” diyerek, yakın zamanda karşılaşabileceğimiz çok önemli bir sorunun altını çiziyor. Bunun sebebi olarak; tedavide kullanılan ilaçların bunda kolaylaştırıcı bir etkide bulunabileceği veya bu virüsün pankreası da etkileyebileceği belirtiliyor.

Yazının devamı...

“Kadın hekimin olduğu her yerde varız”

7 Kasım 2020

Öğrencilere eğitim desteği veren Kadın Hekimler Eğitime Destek Vakfı (KAHEV) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Demet Orhan Başer’den çalışmalarını dinledimTürkiye’de ve dünyanın farklı noktalarında çalışan kadın hekimlerin, ülkemizdeki çocukların eğitimine destek olma ve burs sağlama amacıyla kurduğu bir vakıf KAHEV. Vakfın tohumları, 14 bin kadın hekimin yer aldığı “Doktor Anneler” isimli dışarıya kapalı bir Facebook grubunda atılmış. Bir öğrenciye burs vermek için yapılan paylaşımın altında 25 kadın hekimin bir araya gelip ayrı bir grup kurmasıyla başlayan hareket, altıncı ayda bursiyer sayısı 400’ü aşınca beş kurucu hekimin 2018’de vakfı kurmalarıyla sonuçlanmış. Vakıf, halen ilkokul, lise, üniversite düzeyinde 1300 öğrencinin eğitimine destek sağlıyor; okulların boyanması, tadilatıyla kütüphaneden robotik laboratuvarlara kadar katkılar sunuyor. KAHEV Yönetim Kurulu Başkanı, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı Dr. Demet Orhan Başer geçen hafta doktor ve bursiyerlerle Siirt’in Kurtalan ilçesi Akçagedik köyündeki ilkokulu boyadı bu hafta sırada Hasankeyf’te Yakaköy İlkokulu var.




“20 yaşında kadın ve anne olan hastama bir ateş düşürücüyü ‘Akşam bir ölçek ver’ dediğim zaman hastanın okuma yazması yoksa, ilacın adını okuması için birine muhtaçsa benim görevim burada bitmiyor, benim karşımdakinin eğitimini de artırmam lazım” diyerek bu yola çıktığını anlatıyor.

Kadın hekimlerden  kalıcı bir miras

Yazının devamı...

Çocuk fenomenlerin videolarına dikkat

31 Ekim 2020

Çocuk fenomenlerin videoları çocuğunuzun sağlığını bozuyor olabilir. Yeni bir araştırma, popüler YouTube kanallarının çocukları sıklıkla sağlıksız gıda ve abur cubur reklamı yağmuruna tuttuğunu ortaya koydu.Amerikan Pediyatristler Akademisi’nin resmî yayın organı Pediatrics dergisinde, hafta başında yayımlanan bir araştırma, çocuk sosyal medya fenomenlerinin milyonlarca kez izlenen videolarındaki sağlıksız besin “reklamı” tehdidine dikkatleri çekti.

Çocuk sosyal medya fenomenleri ve sağlıksız gıda yerleştirmeleri üzerine olan çalışmada araştırmacılar, çocuk influencer’ların YouTube kanallarını inceleyerek videolarında markalı/markasız hangi yiyecek-içeceklerin gösterildiğini ve bunların besin kalitesini ele aldı.

Toplamda 418 videoyu inceleyen uzmanlar, 179’unda bir yiyecek-içeceğin görüldüğünü videolarda en sık yer verilenlerin sağlıksız besinler olduğunu ortaya koydu.

Videolarda yer verilme sıklığına göre ortaya çıkan sıralama şöyle: Sağlıksız markalı ürünler (örneğin hamburger zincirleri), sağlıksız markasız ürünler (örneğin bir hot-dog), sağlıklı markasız ürünler (mesela meyveler) ve son sırada sağlıklı markalı ürünler (örneğin bir markanın yoğurdu). Araştırma, çocuk fenomenlerin videolarına sağlıksız olan çok sayıda yiyecek-içeceğin yerleştirildiği sonucuna ulaşırken, yetkili kuruluşların, çocuklara yönelik olan bu kanallardaki ürün yerleştirmeler üzerine yönetmeliklerini güçlendirmeleri gerektiğine vurgu yaptı. Bu videoların milyonlarca kez izlendiğine işaret etti.

Aileleri sakınca görmüyor

İngilizce çocuk anlamına gelen “kid” ile influencer kelimelerinin birleştirilmesiyle yaratılan “Kidfluencer”, sosyal medyanın çok takipçili çocuk influencer’larını tarif etmek için kullanılıyor. Ağırlıklı olarak bir oyuncağı inceledikleri, hediye açtıkları ya da oyun oynadıkları videoları paylaşan kidfluencer’ların içerikleri milyonlarca tık alıyor. Örneğin 9 yaşındaki Ryan Kaji’nin kanalı Ryan’s World’ün 27 milyon abonesi var.

Fenomenlerin videolarında patates kızartmasından milkshake’lere, çeşitli markaların fast-food ürünlerinden gazlı, şekerli içeceklere kadar birçok sağlıksız ürün en popülerler arasında. Uzmanlar ABD’nin en önemli sorunlarından olan obeziteye dikkat çekmelerine rağmen, çoğu aile çocuklarının YouTube’da çocuk fenomenlerin oyuncaklarıyla oynadığı videoları izlemesinde, bu gizli tehditten haberdar olmadıkları için bir sakınca görmüyor.

Sinsi ve etkili bir yöntem

Yazının devamı...

Fonksiyonel tıp denildiğinde ne anlamalıyız?

24 Ekim 2020

Günümüzde adını sıkça duysak da çoğumuzun neleri kapsadığını ya da farklı yanlarını net bilmediği bir alan fonksiyonel tıp. Bu hafta, iç hastalıkları uzmanı Dr. Erkan Sarıyıldız’la fonksiyonel tıbbı ele aldıkÖncelikle tıbba bir alternatif mi yoksa destekleyici mi? Fonksiyonel tıbba dair yanlış algılardan biri “alternatif” olduğu yönünde. Oysa Dr. Erkan Sarıyıldız, fonksiyonel tıbbın alternatif değil, bütünleştirici olduğunun altını çiziyor. Konunun uzmanıyla beraber çalışıyor, yani jinekolojik bir hasta geldiğinde, hastanın tedavisi kesilmeden fonksiyonel tıp yaklaşımıyla tedavisi destekleniyor.





Hedef kökü iyileştirmek

Günümüzdeki hekimlik pratiğinin hastalık odaklı yaklaşımı dolayısıyla ortaya çıkmış bir alan; hastalığın bir sonuç olduğuna vurgu yapıyor. Şöyle ki, fonksiyonel tıp bir ağaç şemasıyla tasvir ediliyor. Hastalıklar o ağaçtaki dallar, yapraklar. Haliyle bir ana yapıya, köke ihtiyaç var. Kök sorunu ürettikçe yaprak, dallar oluşuyor. Dolayısıyla kökün iyileştirilmesi lazım. Sarıyıldız’ın vurguladığı da bu: “Fonksiyonel tıp kök nedenlere odaklanan bir bakış açısı. Bu kök nedenlere odaklandığınızda, yüzeydeki hastalığın ismi önemini yitiriyor. Sorunu oluşturan temel alanı iyileştirdiğinizde yüzeydeki her şey zaten değişmeye başlıyor.” Bu açıdan bakıldığında, Dr. Sarıyıldız da kişiye damar sertliği ya da diyabet hastası değil, enflamasyon hastası dediğini söylüyor.

Yazının devamı...

Menopoz bir hastalık değil

17 Ekim 2020

18 Ekim Dünya Menopoz Günü vesilesiyle, tüm dünyada kadınların ve dolayısıyla toplumların sağlığı için önemli bir dönem olan menopozu masaya yatırdıkBir kadının ömrünün ortalama üçte birini menopoz döneminde geçirdiğini düşünürsek, menopozun bireysel sağlık ve toplum sağlığı açısından önemini anlayabiliriz. Uluslararası Menopoz Topluluğu (IMS) ve Dünya Sağlık Örgütü de hem kadınları menopoz hakkında bilgilendirmek hem de toplumsal, kültürel ya da kişisel engelleri aşmak üzere diyaloğu desteklemek adına 18 Ekim’i Dünya Menopoz Günü olarak kabul etti.

Dünya Sağlık Örgütü, menopozu yumurtalıkların aktivitelerini kaybetmeleri sonucu adet döngüsünün kalıcı olarak kesilmesi olarak tanımlıyor. Kadınların aylık adet kanamalarının doğal yolla bitmesi ve yaklaşık 1 yıl boyunca adet görülmemesi “menopoz” diye adlandırılıyor. Bu süreçte kadınlık hormonu olarak bilinen östrojen hormonu da eksiliyor. Menopoz tedavi gerektirmeyen, doğal bir süreç. Fakat menopoza bağlı yaşanan problemler kadınların yaşam kalitesini düşürebiliyor.

Görülen şikayetler

Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği “Menopozdaki Hastaya Notlar” kısmında “Menopoz öncesi dönemde adet dönemi aralıkları uzayıp kısalabilir ve öncesine göre daha kısa sürebilir” derken menopozda sıcak basması, gece terlemesi, uyku problemleri, vajina kuruluğu, bir konuya yoğunlaşmada güçlükler, unutkanlık şikayetlerinden biri veya birkaçı birçok kadında görülür” diye hatırlatıyor. Bazı kadınlar çok hafif belirtilerle bu dönemi atlatabiliyorken bazen de tedavi gerektirecek kadar yoğun sorunlar yaşanabiliyor. Dolayısıyla rutin doktor kontrollerini aksatmamak, gerekli tetkikleri yaptırmak yine çok önemli.

Nelere dikkat etmeli?

Bu süreçte sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite, yağ oranının artmasının önüne geçmek; zinde ve enerjik hissetmek gibi faydalarının yanı sıra depresyona karşı da etkili oluyor. Menopoz sonrası kemiklerde zayıflama problemleriyle karşılaşmamak adına yeterli kalsiyumun ve D vitamininin alınması ve kontrollü tuz tüketimi dikkat edilmesi gereken diğer noktalar. Menopoz şikayetleriyle baş edebilmek için alkol tüketimini azaltmak önerilirken sigaranın şikayetleri artıracağına da dikkat çekiliyor.

Menopozu etkileyen faktörler

Yazının devamı...

Sinsi hastalığa karşı Nobellik buluş

10 Ekim 2020

2020 Nobel Tıp Ödülü, Hepatit C virüsü çalışmalarına verildi. Bu önemli buluş ışığında, konunun uzmanı Prof. Dr. İftihar Köksal ile Hepatit C’yi ve enfeksiyon hastalıklarını konuştuk.

Hepatit C virüsünün keşfine önemli katkıda bulunan bilim insanları Harvey J. Alter, Michael Houghton ve Charles M. Rice, bu çalışmalarıyla 2020 Nobel Tıp Ödülü’ne değer bulundu. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji uzmanı Prof. Dr. İftihar Köksal da bu keşfi, Hepatit C virüsünün keşfedilmiş, genomunun çözümlenmiş olması tedavi için çok büyük bir aşama olarak nitelendiriyor. “Viral genomun çözümlenmesinden sonra Hepatit C virüsünün varlığından haberdar olduk” diyen Köksal, bundan sonra yaşanabilecek gelişmeleri şöyle değerlendiriyor: “Bu çok önemli bir buluş. Çünkü bir hastalığın etkenini tespit etmemiz demek, o hastalığın tedavisi için ilk adımların atılmış olması demektir. Bundan sonraki aşamada aşı çalışmaları önem kazanacaktır. Henüz Hepatit C’ye ait bir aşı bulunmamakla birlikte, yüzde 100 tedavi edecek ajanlar bugün biliniyorsa bu tamamen Hepatit C virüsünün keşfedilmiş olmasının bir sonucu.”

Virüsün ana bulaş yolunu ortaya çıkardı

Hepatit C virüsünün keşfedilmesinin, bu hastalıktaki ana bulaş yolunun ortaya konulması bakımından da çok büyük önem taşıdığına işaret eden Prof. Dr. Köksal, “Bugün vakaların geçmişine baktığımızda, bunların en az yüzde 95’inin kan ve kan ürünleri yoluyla bulaştığını görüyoruz” bilgisini veriyor. Bu kişilerin Hepatit C’nin bilinmediği dönemlerde, geçmişte ameliyat geçirmiş/kan nakli yapılmış/kan ürünü verilmiş kişiler olduğunu gördüklerini paylaşan Köksal, “Tanıdan tedaviye ve bulaşma yollarına kadar, insan sağlığını her boyutuyla etkileyen, gerçekten de ödülü hak eden bir yaklaşım” diye ekliyor.

Sinsi, belirti vermiyor

Yıllar önce Hepatit B’yi bulan bilim insanı da Nobel Ödülü’ne layık görülmüş, Hepatitlerin önemini buradan da anlamak mümkün. Prof. Köksal da “Karaciğer kanserinin ve buna bağlı ölümlerin en önemli sebebidir Hepatit B ve C. Siroz ve karaciğer kanserine yol açabilir. Karaciğer nakillerinin önemli bir sebebi de yine kronik hepatitlerdir” diye kaydediyor.

Peki, Hepatit B’den aşıyla korunmanın mümkün olduğu, Hepatit C de tedavi edilebildiği halde, neden hâlâ çok sayıda insan hayatını kaybediyor? Prof. Köksal, insanların rahatsızlıklarının farkında olmadıklarını söylüyor: “Viral hepatitler klinik olarak çok sinsidir, belirtisiz seyreder. Hastalar uzun yıllar kendilerini çok sağlıklı hisseder ama günün birinde ileri karaciğer yetmezliğiyle karşımıza gelebilir. Onun için biz tarama testlerini çok önemsiyoruz. Özellikle risk gruplarının, Hepatit B için aşılanmamışsa, mutlaka test yapılmasını öneriyoruz.” Aile içi bulaşın da çok kolay olduğuna dikkati çeken Köksal, Hepatit C’nin cinsel yolla da bulaştığını ve anneden bebeğe geçme özelliğine de sahip olduğunu belirtiyor ve Türkiye’de sosyal sigortası olan kişilerin tedavi giderlerinin tamamen ücretsiz olarak karşılandığını da hatırlatıyor.

Yazının devamı...

Başarı uzanan eli görmekte

3 Ekim 2020

Berko İlaç’ın kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Eczacı Berat Beran ile Diyarbakır’dan İstanbul’a; eczacılıktan ilaç sanayisine, ulusal çaptan uluslararası arenaya uzanan yolculuğunu konuştuk ve başarı için, size uzanan eli görebilmenin sırrını öğrendikEczacı ve iş insanı Berat Beran “Henek” kitabıyla girdiği edebiyat dünyasında, şimdi Doğan Kitap etiketiyle yayımlanan “Nenem, Babam ve Ben” kitabıyla yer alıyor. Beran’ınki Diyarbakır’dan İstanbul’a; eczacılıktan ilaç sanayisine, hatta uluslararası arenaya uzanan bir yolculuk öyküsü aslında. Girişimcilik üzerine ilerlemek isteyenler için özellikle anılar ve ders niteliğinde mesajlar barındıran kitabında da ilk bölümde nenesi ve babasını, ardından da kendi hikâyesini paylaşıyor ve “Benim onlardan farkım eğitimdi” diyor.
Eğitimle dünyası değişiyor

Diyarbakır’da fakir bir mahallede büyüyen, mülayim bir çocuk olduğunu anlatan Beran, “Yaradılıştan gelen karakterimi de eğitim tamamladı. Maarif Koleji benim dünyamı değiştirdi. Çatalı-bıçağı, tabağı, masada yemek yemeyi orada öğrendim” diye devam ediyor. Hem kolej hem üniversite eğitiminin zorlu geçtiğini, Diyarbakır Ulu Cami önündeki bir eczanede mesleğini yürütmeye başladığını belirten Berat Beran’ın azmi dikkat çekici: “Ben çok zor şartlarda eczane açtım. Eczaneye girdikten üç gün sonra, ‘Ben bu yerin adamı değilim’ dedim kendime. Bunu dediğim gün evimde sofra bezi yoktu, gazete kâğıdı üzerinde yemek yiyordum… Bir şeyler üreteyim dedim. Herkesin aldığı bir haşere ilacı vardı; ismi yok, belli bir şişesi yok… O ürünü ilaç şişesine koydum, etiket koydum, bir isim verdim. İşte markalaşmak… Diyarbakır’da onu satmaya başladım. Mardin’e, Batman’a, Siirt’e, Van’a gitmeye başladım. Küçük bir laboratuvar tuttum ve bu işi yapacağıma inandım…” Beran’ın böyle başlayan imalat hikâyesi farklı ürünler ve farklı bir şehirle devam ediyor. Zorluk anları, düşüşler yaşasa da kitap boyunca umudunu yitirmeyen bir karakter olduğunu gösteriyor. Bana da “Ben yapıştım hayata” diyor.



Yazının devamı...