Boşanmanın çocuklara etkisi

11 Ağustos 2021

Aile; toplumu oluşturan en önemli temel birimdir. Aile; aynı zamanda çocuklar için sevgi, şefkat ve temel bakım gibi ihtiyaçlarının karşılandığı bir ortamdır.

Öte yandan evlilik; kadın ve erkeği birbirine bağlayan, aynı zamanda çocuklar için de statü sağlayan yasal bir ilişkidir.

Çiftlerin, farklı nedenlerden dolayı anlaşamaması neticesinde kurulan evlilik ilişkisinin mahkeme kararı ile sona erdirilmesi olayı da boşanma olarak tanımlanmaktadır. Ebeveynlerin boşanması, çocuklarda psikolojik ve sosyal boyutlarıyla alınması gereken bir etki alanı oluşturmaktadır.

Öfke Problemleri, Depresyon, Özgüven Eksikliği…

Anne ve babanın boşanması sonrasında çocuklar üzerinde duygusal, sosyal ve davranışsal etkiler artabilir. Zamanında destek alamayan çocuklarda; öfke problemleri, depresyon, güvensizlik, kaygı bozuklukları, özgüven eksikliği ve sosyalleşme gibi sorunlar yaşanabilir.

Özellikle boşanma sürecini takip eden zamanlarda çocuklar üzerindeki psikolojik etkiler daha ağır seyredebilir. Bu dönemde yaşanan olumsuzluklar nedeniyle çocuklar, yalnız kalma korkusu, kayıp duygusu gibi sorunlarla baş başa kalabilir.

Boşanma sonrasında duygusal destekten yoksun kalan çocuklar, okul başarısından, sosyalleşme aşamalarına kadar birçok alanda akranlarına oranla fazlaca olumsuzluklarla karşılaşabilir. Duygusal destekten mahrum kalan çocuklar, sosyal çevrelerinde dışlanmış hissine kapılabilir ve bu durum onların sosyalleşme becerilerini zayıflatabilir.

Boşanma Sonrasındaki Yeni Düzen Çocuklara Anlatılmalı

Yazının devamı...

Sınav kaygısı nedir?

21 Haziran 2021

Normal Seviyede Kaygı Fayda Sağlıyor!

Sınav kaygısı, sınav durumlarıyla doğrudan ilişkili olan bir kaygıdır. Sınav kaygısı, sınav zamanlarında meydana gelen, yüksek sıkıntı ve endişeye neden olan psikolojik bir durumdur. Kişilerin çoğu katılacakları sınavlardan önce kaygı ve korku yaşar.

Aslında aşırı olmayan normal ölçüde yaşanan sınav kaygısı sağlıklı bir duygudur ve kişiyi psikolojik ve fizyolojik açılardan hedefe yönelik daha güçlü tutar ve ortaya daha iyi bir sonucun çıkmasına yardımcı olur. Fakat bu kaygı ve korkunun düzeyinin aşırıya kaçması, kişiyi olumsuz yönde etkileyerek, yaşanan durumla başa çıkamamasına, performansının düşmesine ve konsantrasyonunun bozulmasına sebep olabilir.

Bu kaygı kişide çeşitli ölçülerde fiziksel, bilişsel, davranışsal ve duygusal semptomlara sebebiyet verebilir. Sınav kaygısını aşırı seviyelerde yaşayan kişi, ister çocuk isterse yetişkin olsun, kesinlikle psikolojik bir destek almalıdır.

Kaygının çok fazla olması ya da kaygının hiç olmaması istenen bir durum değildir. Kaygının kontrol edilerek orta düzeyde bir kaygı yaşanması çocuğa başarıyı getirecektir.

Psikolojik ve Fizyolojik Semptomlar Yaratıyor...

Sınav kaygısı, öğrenilen bilgilerin sınavda hatırlanmasına, etkili bir şekilde kullanılmasına engel olan kaygı durumudur. Öğrencilerin sınava yüklediği anlam, sınavla ilgili sahip olduğu şemalara bağlı olarak sınav kaygısı oluşabilir.

Sınav kaygısı kişilerde, psikolojik ve fiziksel olarak çeşitli semptomlar yaratabiliyor.

Yazının devamı...

Ergenlik dönemi psikolojisi

27 Mayıs 2021

Ergenlik dönemi insan yaşamında çocukluk çağı ile yetişkinlik çağı arasında önemli bir geçiş dönemini kapsar. Ergenlik dönemi hem fizyolojik hem psikolojik olarak birçok değişimin yaşandığı bir dönemdir. Bu dönem, ergen bireyler için bir kimlik oluşturma evresi olarak da adlandırılabilir.

Bu dönemde anne-babaya bağımlı olan çocukluk dönemi gitmiş, birey olma, kimlik kazanma çabası içinde olan, ani öfke ve sevinç duyguları gösteren, abartılı tepkiler veren, arkadaş çevresinin daha ön planda olduğu bu yüzden paylaşımın aile ile daha az arkadaşlarla daha fazla olduğu, dağınıklığın, tembelliğin, sakarlığın görüldüğü adeta bağımsızlık savaşının yapıldığı bir dönem gelmiştir. Anne-babalar özellikle bu dönemde çocuklarıyla iletişime çok önem vermelidirler.

Çocuklarının kişilik özelliklerine, bireysel olma çabalarına saygı göstermeli, yine çocuklarına rehberlik etmelidirler. Ergenin davranışlarını saygısızlık olarak almamalı, kişiselleştirmemeli ve empati kurmalıdırlar.

Ergenlik dönemi hem bireyler için hem de aile için zorlayıcı olabilir. Ergen bireyler bu dönemde; bedensel, sosyal, duygusal ve cinsel olarak farklı bir sürece girdiğinden dolayı bir kimlik sorunu yaşanabilir.

Ailelerin Tutumu Çok Önemli

Ailelerin ergen bireylere karşı tutumu oldukça önemlidir. Ergenin sağlıklı şekilde benlik gelişimini tamamlayabilmesi için sağlıklı sınırlara ihtiyacı vardır. Sağlıklı sınırlar; çocukla olan bağı koparmadan, iletişimi güçlendirerek ona bireyselleşebilmesi için gerekli imkanı sağlar. Bu geçiş döneminde ergen bireylerin çok iyi analiz edilmesi ve bu doğrultuda duyarlı bir davranış sergilenmesi olası sorunların önüne geçecektir.

Ergenlik döneminde bireyler, kendilerini tanımlamakta zorluk çekebilirler. Yetişkin olma yolunun başlangıcı olan bu dönemde aynı zamanda birtakım psikolojik sorunlar yaşanabilir. Bu dönemde; kaygı bozukluğu, dikkat eksikliği, depresif bozukluklar, duygu durum bozuklukları ve obsesif kompulsif bozukluk gibi birçok psikolojik sorunlar görülebilir.

Ergenlik dönemi, hormonal ve zihinsel gelişimin devam ettiği bir dönem olduğundan duygusal iniş çıkışlar ve patlamalar sıklıkla gözlemlenebilir. Aynı zamanda bu dönemde risk alma davranışı gibi durumlarda sergilenebilir.

Yazının devamı...

Çocuklarda öfke nöbetlerinin nedenleri

30 Mart 2021

Merhabalar Sevgili Okurlarım,

Ebeveynlerin çaresiz kaldıkları dönemlerden biri de çocuklarının öfkeyle karşılaştıkları ve başa çıkamadıkları durumlardır. İstekleri yerine getirilmediğinde, bazı çocuklar; bağırma, vurma, ağlama gibi yöntemlere başvurabiliyorlar.

Çocuklar, istedikleri yerine getirilmediği zamanlarda, hayır cevabını almak istemeyebilir ve bunu öfke yoluyla belirtebilirler.

Hayal Kırıklığı, Zorlanma, Engellenme…

Öfke en temel insani duygulardan birisidir. Öfke; hayal kırıklığı, engellenmişlik, zorlanma, çaresizlik gibi birçok durumda ortaya çıkar. Öfke, belirli dozlarda normal olarak kabul edilebilir. Çocukların küçük yaşlardan itibaren öfke duygusunu yaşadıklarını görürüz.

Çocuklarda 1 yaş civarında ise öfke nöbetleri görülebilir. Bu dönem, çocukların ilk adımlarını attığı, çevreyi keşfettiği, bağımsızlık hislerini tanımaya başladığı dönemlerdir. Bu dönemde çocuklardaki ısrarcı ve “hayır” cevabını kabul etmeyen yapı, engellemelerle karşılaşırsa öfke nöbetleri de kaçınılmaz olabilir.

Peki, aileler bu durumda neler yapabilir? “Çocuğum her istediğini yapmalı ve onu hiç engellememeli miyim”, “Çocuğum neden öfkesini kontrol edemiyor?” gibi sorular akıllarda oluşabilir.

Çocuklardaki dil gelişiminin artması öfke durumunun azalmasında etkili olabilir. Dil ve konuşmanın, istediklerini ifade etmede etkin bir araç olduğunu keşfeden çocuklar, öfkelerini kontrol etmeye başlayabilirler.

Yazının devamı...

Çocuklarda duygusal gelişim

26 Kasım 2020

Merhabalar Sevgili Okuyucularım,

Bir kişi, olay ya da nesnelerin, bireylerin iç dünyasında oluşturduğu etki, tepki ve izlenime duygu adını veriyoruz. Sağlıklı bir bireyde düşünce ve akıl yürütme süreçleri kadar, duygu ve duygusal süreçler de oldukça önemlidir.

Bireylerin yaşamları boyunca aklı kullanmaları kadar önemli bir diğer konu da duygularını doğru kullanabilmeleridir.

Duygular, çocukların ve yetişkinlerin önceliklerini belirlemelerine, bu öncelikleri planlamalarına yardımcı olur. Duyguların kullanılması ve açığa vurulması bireylerde doğruluk ve gerçeklik akışının sağlanmasını kolaylaştırır. Bundan dolayı duygular ve onların ifade ediliş biçimi sağlıklı bir psikoloji için hayati önem taşır.

Duygular, Dış Dünya ile Bağlantımızı Sağlıyor

Duyguların iletişim kurma, biyolojik ve güdümsel olmak üzere üç temel görevi vardır. Duygularımızı tanımamız, anlamlandırmamız ve doğru bir şekilde yorumlamamız sosyal hayatımızdaki ilişkileri düzenler.

Duygulara yönelik ipuçlarını tanımak ve yorumlamak, duygularımızın iletişim özelliğini yansıtır. İç ve dış dünyalarımız arasındaki bağlantıyı sağlayan duygularımız sayesinde, neşeliyken yüzümüz güler ya da öfkeliyken suratımız gerilir. Bu sayede duygularımız vücudumuzu hazırlayarak biyolojik görevini yerine getirir.

Duyguları tanımak, bireyleri gelecekteki benzer duygulara da hazırlar. Herhangi bir durum karşısında olumlu ya da olumsuz duygu tepkisi veren birey, ilerleyen yıllarda benzer olaylara karşı uygun tepkiler vermeyi öğrenir. Bu anlamda duygular, güdümsel (harekete geçirici) görevlerini yaparak gelecekteki duygulara öncülük ederler.

Yazının devamı...

Çocuklarda özgüven eksikliği

23 Temmuz 2020

Değerli okurlar, günümüzde sıkça rastladığımız durumlardan biri olan ‘’Özgüven Eksikliği’’ hakkında neler biliyoruz?

Özgüven Kavramında Aile Faktörü

Her anne-baba ve bebek arasında bir bağlanma oluşur. Bebekler, daha çok vakit geçirdiği kişi ile değil, ihtiyaçlarını karşılayan kişi ile arasında sağlıklı bir bağ geliştirir. Bağlanma her ne kadar 0-2 yaşları arasında gerçekleşse de, etkileri çocuğun hayatı boyunca devam eder.

Çocuklar büyüdükçe, yeni şeyler keşfetmek isterler ve sorgularlar. Bu süreçte aileyi büyük bir sorumluluk bekler. Çocuklarımızın sorguladığı, keşfetmek istediği bu dönemde onların sorularını cevapsız bırakmamamız gerekir.

Zamanla yeni davranışlar öğrenen çocukların benlik duyguları da artar. Yeni davranışlar kazanmaya başlayan çocuklara karşı ailelerin tutumu oldukça önemlidir. Ailelerin çocuklarına karşı tutarlı ve kararlı davranmaları yerinde bir davranış olacaktır. Çocuklara karşı aşırı koruyucu ya da katı tutumlarda bulunmak, onlarda yetersizlik hissini pekiştirebileceği için özgüvenlerinin zedelenmesine neden olabilir.

İsteklerine Olumsuz Yaklaşmayın!

Yeni davranışlar kazanarak gelişimlerini sürdüren çocuklar, farklı davranışlar geliştirebildikleri gibi birden fazla konuda da aileleriyle iletişim kurmak ve onay almak isterler.

Çocukların isteklerine karşılık verilmesi konusu aileler tarafından sıklıkla merak edilir. Ailelerinden isteklerde bulunan çocuklara karşı doğru bir üslup seçmek gerekir. Ailelerin çocuklarının isteklerine karşı gösterecekleri davranışlar, çocukta özgüven gelişimini doğrudan etkileyecektir.

Yazının devamı...