İçerideki ve dışarıdaki altın

8 Ekim 2020

İçerideki tatmini bulamadıkça dışarıdakilerle tatmin olmak mümkün olmayacak gibi görünüyor. Bu durumu çok iyi anlatan bir hikâye paylaşmak istiyorum.

Bilge bir kişi iki farklı altın olduğundan bahseder. Ve sonra şöyle devam eder;

Bu iki altından birisi içerideki altın, diğeri ise dışarıdaki altındır. Dışarıdaki altına sahip olmak için çok çalışırız. Çünkü büyük bir altına sahip olmak için ortaya altın koymak yani çok çalışmak gerekir. Hayatımızın çoğu dışarıdaki altına sahip olmak için geçer. Öldüğünüzde ise dışarıdaki altınları yanınızda götüremezsiniz.

İçerideki altın ise ona ne kadar verirseniz size aynısını verir. Günün birinde içerideki altını kaybedeceğim diye üzülmeye gerek yoktur. İçinizdeki altının ortaya çıkması affetmekle ilgilidir. Birisiyle aranızda herhangi tatsız bir durum oluştuğunda onu affedip affetmekle ilgilenmek yerine deneyim sırasında öğrenmeyi alarak yola devam etmek en doğrusudur. Af etmenin, kendini affetmek dışında merhametle de ilişkisi vardır.

İçerideki altının neler olduğunu bu hikâyeden az çok anlamış olmalısınız. İçerideki altının nasıl çoğaltabileceğimizle ilgili iki küçük hikâye daha paylaşmak istiyorum.

İlk hikâye bir anne ve çocuğuyla ilgili. Bir kadının genç bir oğlu varmış. Çete savaşları sırasında oğlu çete üyesi bir başka çocuk tarafından öldürülmüş. Mahkemede ölen çocuğun annesi, katil çocuğun suratına bakarak ‘’seni mutlaka günün birinde öldüreceğim’’ demiş. Katil olan çocuk, hapse girmiş. Hapiste olduğu sürece ne bağlı olduğu çete üyeleri ne de ailesi onu ziyarete gelmiş. Ziyarete gelen tek kişi ölen çocuğun annesi olmuş. Her ne şartlarda olursa olsun kadın çocuğu ziyaret etmeye devam etmiş. Katil olan çocuk cezasını tamamladıktan sonra, ölen çocuğun annesi tarafından evlat edinilmiş. Ve eve geldiğinde ölen çocuğunun odasında yaşamaya başlamış. İlerleyen günlerde kadın, “mahkeme sırasında seni öldüreceğimi söylemiştim sana hatırlıyor musun? Sen artık tamamen değiştin, başka bir insan oldun’’ demiş.

İkinci hikâye ise şöyle gerçekleşmiş; Ailenin biri çocuklarına büyük destek vermişler. Ne isterse onu yapmışlar. Çocuk ileriki yaşlarına geldiğinde kendisine pozitif olarak yapılan her şeyi bir kenara bırakarak ailesiyle ilgili sadece bir gün yanağına atılan tokadı hatırlıyormuş

Kıssadan hisse, negatife odaklanmak, gerçeği fazlasıyla abartmaktan kaynaklanır. Bu yüzden negatife odaklanmamak için kendimizi eğiterek içerideki altını harekete geçirmeliyiz.

Yazının devamı...

Mutluluğa götüren şey

30 Eylül 2020

Mutlu olmak istiyorsanız şu gerçeği baştan kabul etmelisiniz.

''Zaman zaman deneyimlediğiniz depresyon, üzüntü vb. gibi her bir duygunun bir sebebi vardır. Nirvana’ya eriştiniz diyelim, depresyon ve üzüntü, zihninizde hala yükselmeye devam edecektir. Çünkü her duygu, zihninizde bir sebebe bağlı olarak yükselir. Nirvana’ya erişmiş olan haliniz her duygunun bir sebebi olduğunu çok iyi özümsemiş olacağından zihninde her ne yükselirse yükselsin konuyu fazla abartmayacaktır. '' Özetle başımıza her ne gelirse gelsin, konuyu çok fazla abartmaktan gelir.

Bir çoğumuz sevmek ve sevilmek ister. Bunun için de yapılması gereken tek şey, sevginin yükselmesi için sebep yaratmaktır. Sevme düşüncesinin gerisinde daha iyi hissetme niyeti varsa, bu niyetten çok fazla mutluluk çıkmaz. Sevme düşüncesinin gerisinde başkalarına daha faydalı olma niyeti olduğunda ise bu niyetten mutlaka mutluluk çıkar.

Şu an bu iki farklı niyeti ayrı ayrı kendini sevmek düşüncesinin arkasına koyarak kendini sevme düşüncesine odaklandığınızda ne demek istediğimi kolayca anlayabilirsiniz. İsterseniz zihnin muhakeme etme becerisi kullanarak bu durumu birlikte analiz edelim.

Kendini iyi hissetmek niyetiyle kendini sevmeyi seçtiniz diyelim; İnsanın doğası gereği, kişinin kendisini iyi hissetmesi birden fazla şarta bağlıdır. Hepsini bir araya getirmek mümkün olamayacağından tam ve sürekli bir iyi hissetme hali söz konusu olamayacaktır. Dışarıdaki şartlar an ve an sürekli değiştiğinden, kafanızdaki şartlar aynı kaldığı sürece sizin için değişen bir şey olmayacaktır. Nirvana’ya ulaşsanız dahi bu durum değişmeyecektir. Aradaki fark; Nirvana’ya ulaşmış haliniz bu durumu hoşgörüyle karşılamasıdır. Nirvana’ya ulaşmış haliniz, kafasında var olan imajın hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini çok iyi bilir. Zaten bu yüzden de Nirvana seviyesindedir. Ve zihnin bu yapısı sayesinde kendisini sürekli iyi hissedecektir.

Diğer alternatif olan kendisini sevmek için başkalarına daha faydalı olması gerektiğini bilen bir kişi ise başkalarına faydalı oldukça, an ve an kendisinden memnun olacaktır. Bu ilişkiden fayda gören kişiler ise derin bir şükran duygusu içinde olacaklar. Şükran hissiyle çevrili olma hali, kişinin sevildiğini hissetmesiyle sonuçlanacaktır. Laf aramızda bu alternatif için Nirvana’ya ulaşmaya gerek yoktur. Hemen şu an bunu yapmaya başlayabilirsiniz

Faydalı işler yapmayı nazik ve kibar olmak şeklinde tanımlarsak, sadece sevdiğiniz insanlara değil, hayatınızda var olan tanıdığınız, tanımadığınız tüm insanlara karşı nazik olduğunuz da sevgi konusunda geleceğiniz mertebeyi tahmin etmeyi size bırakıyorum. Bu dünyada herkesin nazik olmak ya da nazik davranma kapasitesi vardır. Kullanıp kullanmamak kişinin seçimine bırakılmıştır. Bu da evrenin sunduğu başka bir nazikliktir.

Tatmin dolu ya da memnuniyet verici bir an, diğerlerini göz etmekten ve onların daha mutlu ve sağlıklı olmalarını dilemekle mümkündür. İsterseniz şimdi tanıdığınız, tanımadığınız dünya nüfusunu oluşturan 7,59 milyar insanın mutlu ve sağlıklı olmasını dileyin ve zihninizin bu dileğe karşı aldığı tavırla yükselen hisse dikkatinizi verin.

Yazının devamı...

Sen olmadan asla

23 Eylül 2020

Şu sıralar mutluluklar kısa, acılar uzun sürüyor gibi görünebilir. Fakat bu çok yanlış..

Çekilen acı ve ıstırabın faydalı bir tarafı vardır. Bir şeylerin yapılması gerektiğini hatırlatırlar. Bazen de kendimize yok yere acı ve ıstırap yaratırız. Mesela tartışmaların çoğu, ‘’Ben daha haklıyım’’ fikrinden kaynaklanır. Bazen haksız olduğumuzu bile bile haklı olduğumuz konusunda ısrar ederiz. Bunun sebebi korkudur. Evimize tanıdığımız bir kişi geldiğinde ‘’Ooo hoş geldin’’ deriz. Bunun tam aksi evimizde tanımadığımız bir kişinin dolaştığını fark ettiğimizde ise polis çağırırız. Polisi çağırmak konusunda haklı nedenlerimiz olsa da evin içinde dolaşan kişinin aynı kişi olma olasılığı vardır. Aradaki farkı yaratan korkudur.

Kontrolü korkuya verdiğimizde neler olur? Doğal olarak acı çeker, üzülürüz. Korkular, kontrolümüzün dışında ortaya çıkarlar. Geminin kaptanı biz olmalıyız. Bunun için de zihnin doğasını anlamak önemlidir.

Zihnin doğası basit anlamda şöyledir; Düşünceler ve ona bağlı olarak ortaya çıkan tüm duygular gelir ve giderler, tıpkı gökyüzündeki bulutlar gibidir. Depresyon gelir, gider. Acı gelir, gider. Birilerini kıskanırız, bir süre sonra kıskançlık duygusu gider. Üzüntü gelir, eninde sonunda o da mutlaka gider. Hiçbiri kalıcı değildir. Fakat siz her zaman oradasınız.

Bir an aydınlanmış olduğunuzu varsayın; depresyon, üzüntü, neşe ve coşku yine yakınlarda bir yerde olacaktır. Aradaki fark şu olacaktır;

Aydınlanmış haliniz depresyon, üzüntü ve neşe ve coşkuyla kendisini ilişkilendirmeyecektir. Depresyon, üzüntü her neyse hepsinin var olma nedeni vardır. Neden yaratıldığı sürece zihinde yükselmeye devam ederler. Aydınlanmış haliniz duygular yükseldiğinde, bunun bir sebebi olduğunu bildiği için bu duyguları çok fazla abartmayacak, mesut mutlu bir şekilde hayatına devam edecektir.

Bu konuda başka bir örnek verecek olursam; Elektrik yoksa televizyonunuzu çalıştıramazsınız. Siz olmadığınız sürece düşünceler de olmayacaktır. Duygu ve düşüncelerin var olabilmesi için size ihtiyaçları var. Bu da onları kolayca kontrol edebileceğiniz anlamına gelir. Bazen belki de yükselen duygu ve düşüncelerle ilgili bir şey yapmamalıyız, geçip gitmelerine izin vermeliyiz. Onlara takılmadığımızda hayat çok daha güzel olabilir

Çevremizdeki her şey zihnin bir ürünü. Her şey bir düşünce ile başladı. Bu yüzden düşünceler çok kuvvetli. Ağzımızdan hangi laf çıkarsa çıksın, düşünce kaynaklıdır. Düşüncenin gerisinde ne var? Zihnimizde her ne yükseliyorsa o. Yükselenler her ne ise bize aitmiş gibi görünse de onları yaratan bir sebep olduğu için kendimizle ilişkilendiremeyiz.

Yazının devamı...

Mutluluk zihninizde

16 Eylül 2020

İşten eve döndüğünüzde eşiniz ya da anneniz ‘’Günün nasıl çekti tatlım?’’ diye sorduğunda şöyle bir yanıt verdiğinizi düşünelim. ‘’Bugün çok enteresan bir şey oldu. Daha önce suratıma bile bakmayan direktörüm, günaydın dedikten sonra bir de hatırımı sordu? Sonunda beni fark etti. Çok mutluyum’’

‘’Mutluluğun’’ Peşinde isimli yazımın içeriği ile bu örnekten de anlaşılacağı gibi kendimizin için yapabileceğimiz en iyi şey, mutluluğumuzun ya da mutsuzluğumuzun kontrolümüzün dışındaki bir takım olay ve insanların elinden almak olacaktır.

Mutluluk ve mutsuzluk ikisi de zihnin bir seviyesidir. Mutluluk, zihnin her ne olursa olsun dışarıda olanlardan etkilenmediği sükûnet ve huzurun olduğu zihin seviyesidir. Bu yüzden zihni, bu tarz bir mutluluk seviyesine getirebilmek için zihinsel aktivite yapmak gerekir.

Zihinsel aktivitenin kaynağı dışarısı değildir. Bunun için de tıpkı kas geliştirir gibi meditasyon yaparak zihni pozitif seviyeye getirme aktivitesi yapmak gerekir. Pozitif seviyede kalma anlarını biriktirdikçe belli bir zaman sonra pozitif seviyeyi hayatımıza yansıtmak giderek kolaylaşacaktır.

Huzur ve sükûnetin var olduğu bir hayata adım atmak isterseniz küçük adımlar şeklinde zihinsel aktivite yapmaya başlayabilirsiniz. Mesela günde 3 ya da 5 dakika kadar. İstersiniz şimdi şu an birlikte minik bir uygulama yapabiliriz.

Birkaç derin nefes alın. Nefes alıp verirken nefesin bedeninizdeki hareketini izleyin. Bu hareket nefes alırken burnunuzdan içeriye doğru giren serin hava şeklinde ya da diyaframın hareketiyle karnınızın yükselmesi şeklinde olabilir. Nefes alıp verirken bu hareketlerden herhangi birine zihninizle odaklanarak izleyin.

Nefes verirken şu an hayatınızda var olan karmaşanın siyah bir duman şeklinde dışarıya çıktığını hayal edin. Hayal ederken gerçekten karmaşanın çıktığını hissedin. Nefes alırken de iç huzurunuzu temsil eden pas parlak ışığın bedeninizden içeriye girdiğini hayal edin. Pas parlak, saf bir ışık. Bu şekilde bir süre devam ettikten sonra iç huzurun içinizde bir yerden geldiğini hayal edin ve yine bu hayali sanki gerçekmiş gibi hissedin.

Bu hissi sürekli hissedilmek için neye ihtiyacınız olduğunu artık biliyorsunuz. Bu 3 dakikalık uygulamaya devam etmek ve gerçek mutluluğa doğru küçük adımlar atabilirsiniz. Ya da her zamanki gibi mutluluğunuzu dışarıdan out source etmeye devam edebilirsiniz. KARAR SİZİN..

Yazının devamı...

Düşünce ve hislerin gücü

1 Eylül 2020

Duygu ve hislerin birçok davranışın arkasındaki itici güç olduklarını düşünürsek hislerin ortaya çıkma mekaniği anlamak çok önemlidir. Neden mi önemli? Çünkü bilgimiz dahilinde olan hislerin çoğunun zihinde yaratılmış olma ihtimali çok fazla.

Bir şeyden korktuğumuzda kalbimiz çarpmaya başlar, ağzımız kurur, cildimiz solgunlaşır ve kaslarımız kasılır. Bu duygusal tepki otomatik olarak bilinçsizce gerçekleşir. Beynimizde bu tür fiziksel değişikliklerin olduğunu farkına vardığımızda, hisler ortaya çıkar. Korku hissini deneyimleriz. Bir şeylerden korktuğumuzda, korktuğumuz şeyin illa fiziksel olarak yanımızda olması gerekmez. Tek bir düşünce dahi korku hissini ortaya çıkartabilir. Bu süreç yararlı hisler için de geçerlidir.

Zihinde yaratılan yararsız hislerin sıklık derecesi fazlaysa sürekli bir şeyler olacak ya da birileri bir şeyler yapacak diyerek kendimizi koruma altına alırız. Hayattan keyif alamamaya başlarız. Zihin etkilendiğinde otomatik olarak fiziksel beden de etkilenir. Fiziksel rahatsızlıklar başlar. Bir şeylerin sürekli tehdit oluşturduğunu düşünmekten güzel şeylerin varlığını unuturuz.

Pandemi dönemi bu tür anlara çok iyi bir örnek. Son zamanlarda corona virüse yakalananlar, yakalanmayanlar şeklinde ayrımcılık yapılmaya başlandı. Bu dönemde kendimize biraz faydalı olmak istiyorsak başkalarına karşı nazik olmalıyız. Başkalarına nazik ve şefkatli davrandığımızda ve/veya diğerlerine karşı nazik ve şefkatli düşünceler içinde olduğumuzda zihin rahatlar, buna bağlı olarak fiziksel sağlığımız bozulmaz. -Bilimsel çalışmalar, şefkat hissinin fiziksel sağlığı olumlu yönde etkilediğini gösteriyor.- Önünde sonunda bir şekilde corona virüse yakalanacağız. Ortada bir şey yokken dahi "Her an bir şeyler olabilir’" şeklindeki düşünceler, korku hissini yaratabilir. Bu şekilde başta akıl sağlığımız olmak üzere fiziksel sağlığımız da tehlike girebilir. Bu yüzden de zihnimize çeki düzen vermeli ve zihnin rasyonel tarafını (muhakeme yapma) geliştirmeliyiz.

Zihin nasıl kolayca negatifi seçiyorsa pozitifi de seçme kapasitesi vardır. Bunun için kontrolü ele almak gerekir. Zihnin nasıl çalıştığı en ince ayrıntılarıyla öğrendiğimizde gerçek kontrolü elde etmiş oluruz. Fakat bunun bir bedeli var. Mevcut bakış açınızı değiştirmeye, koşulsuz şefkat göstermeye hazır hissetmeniz gerekir. Bu da şu ana kadar bildiğiniz ve yaşadığınız her şeyin zıddını bilmek ve yaşamak anlamına gelir. Diğerleri farklı bir şeyin peşinden koşarken onların peşinden gitmemek egonuzu incitecek fakat kalbinizin daha da genişleyecek olması şüphe götürmez. Daha fazla barış ve sükûnet istiyorsak Tibetli kutsal lider Dalai Lama’nın söylediği gibi fiziksel hijyene verdiğimiz çabayı, zihinsel hijyen için de göstermeliyiz.

Mutlu bir zihnin neler yapabildiğine Stephen Hawking’i vermek istiyorum. Stephen Hawking, kuantum fiziği ve kara delikler üzerine çok kapsamlı çalışmalarıyla tanınan bir dahi. Bir sürü fiziksel kısıtlamaları olduğu halde yaratıcı fikirler ortaya attı. Zihni mutlu olmasaydı yaratıcı fikirler ortaya çıkmazdı. Bunu kendi deneyimlerinize bakarak da anlayabilirsiniz. Çok öfkeli olduğunuzda bırakın yaratıcı fikirler üretmeyi, kendi sağlığınızı korumak için gerekli önlemleri dahi alamayabilirsiniz. Zihinde öfke var olduğunda, öfkeden başka bir şeye odaklanmak zorlaşır. Öyle değil mi?

Hepimiz hayatlarımızı daha iyi hale getirme ve yönetme gücüne sahibiz. Dışarıdaki düşmanlar zihniniz de mutluluk yaratmadıkça yok olmayacaklar.

Zihni mutlu hale getirmeyi ise bizden başkası yapamaz…

Yazının devamı...

Duygu ve hisler aynılar mı?

24 Ağustos 2020

Duygular ve Hisler.. Günlük yaşamda bu terimleri, birbirinin yerine kullanırız. Duygu ve hislerin, dünyayı nasıl yaşadığımız ile nasıl ilişkide bulunduğumuz üzerinde çok güçlü etkileri vardır. Nörobilimciler duyguları, vücudun belirli uyaranlara karşı gösterdiği karmaşık tepkiler olarak tanımlıyorlar. Temel duygular içgüdüsel ve herkes için ortak olsa da, duygular, kişinin mizacı ve deneyimleriyle şekillenir. Aynı zamanda kişiden kişiye ve durumdan duruma değişirler.

Duygu ve hisler birçok davranışın arkasındaki itici güçtürler. Ne yazık ki, birçoğundan bir haber yaşıyoruz. Özellikle de korku temelli algıların yönlendirdiği duygulara göre yaşadığımızı ve bu yaşadıklarımıza göre kararlar aldığımızı düşünürsek bu tarz bir yaşam bayağı korkutucu. Örneğin aramızın iyi olmadığı bir arkadaşımızla görüşmek zorunda kalacağımızı düşünmek, öfke hissini tetikleyebilir. Ve bu öfke hissini deneyimlerken yapacağımız seçimlerin öfkeden etkilenme olasılığı çok fazladır. Ya da kocasından dayak yiyen ve en sonunda boşanmaya karar veren kadın, kocasından bahsedildiğinde, kocasını görme olasılığı olmamasına rağmen korku hissini deneyimleyebilir. Peki, bu konuda neler yapabilir?

Duygular ve hisler arasındaki farkı anlayarak ardındaki düşünce ve eylemleri bulabilir, yapacağımız seçim ve deneyimleri daha özgürce belirleyebiliriz. Aralarındaki farkı öğrenmek, düşünce ve davranışlarımızı otomatik olarak değiştirmemizi sağlayacaktır. Duygularımızı anlayarak, bilinçli eylemlere yönelerek tekrarlanan düşünce, davranışlarımızı değiştirebiliriz. Bu şekilde denge ve huzuru bulabilir, amaç ve hedeflerimizi daha doğru belirleyebiliriz.

Yazımın bundan sonrasında duygu ve his arasındaki farklarla ilgili yaptığım araştırmalar sonrasında bulduklarımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Eminim kendi deneyimlerinize bakarak daha fazlasına sizler de bulabilirsiniz.

Duygu bir isim, duygu bir fiildir.

Hisler bilinçli olarak deneyimlenir. Duyguların bilinçli veya bilinçsiz olarak tezahür eder.

Bir duygu, psikolojik bir deneyim / farkındalık halidir. Bir his, duygunun kendisine dair bilinçli farkındalıktır.

Duygu genellikle önce gelir ve evrenseldir. Hisler ise mizaç ve deneyimle şekillenir. İki kişi aynı duyguyu hissedebilir ancak bu duyguyu farklı şekilde isimlendirebilirler.

Yazının devamı...

Nefes ve akışta olma hali

28 Temmuz 2020

Nefes alıp verirken kullanılması gereken tek kas Diyaframdır. Bazen o kadar enteresan durumlarla karşılaşıyoruz ki inanamazsınız. Nefes alıp verirken sırt kaslarını, belini, boynun, göğsünü kullanan hatta popo kaslarını kullananlar dahi olabiliyor. Nefes alıp verirken diyafram kasının dışındaki kaslardan yardım aldığınızda solunum sisteminizi kapatmış olursunuz. Bunun hayatınıza yansıması şöyle olur;

Kendinizi akışta olma halinden uzaklaştırmış olursunuz.

Diyafram kasınızı kullanarak nefes alıp verdiğinizde nefesiniz karnın alt bölgesindeki pübik bölgeye kadar derinleşir. Nefes, pübik bölgeye kadar derinleştiğinde karın yükselir. Bu süreci biraz daha detaylandıracak olursam;

Diyafram göğüs ve karın boşluğunu birbirinden ayıran fibröz bir kas dokusu tabakasıdır. Kaburgalar kalbi ve akciğerleri içine alan bir kafesin üst kısmını oluştururken, diyafram bu kafesin tabanı olarak görev yapar. Önden bakıldığında diyafram kas lifleri ile alt altı kaburgaya tutunan bir kubbe görünümündedir. Diyaframın kas lifleri nefes aldığınızda kasılır ya da sıkılaşır ve diyaframın kubbe biçimini düzleştirir. Bu düzleşme kubbenin en üst merkezi noktasını karın boşluğuna çeker ve karnın kabarmasına yol açar. Diyafram karna doğru çekilirken karın boşluğunun hacmini küçültür ve karın duvarı istirahat halindeyken pasif olarak dışa doğru hareket eder.

Nefes verirken yapılması gereken tek şey, gevşemektir. Dışarıya doğru solunduğunda, diyafram ve onu destekleyen kaslar gevşetilmiş olur. Bu kas gevşetme süreci, havanın serbest bırakılması sırasında tıpkı hava ile dolu bir balonu söndürürken olduğu gibi içerdeki hava basıncında azalmaya neden olur.

Diyaframınızı kullanıp kullanmadığınızı anlamak için küçük bir deney yapabilirsiniz.

Sırtüstü yere uzanın ve bacaklarınızı rahatça, ayak parmaklarınız dışarı bakacak şekilde açın. Kollarınızı, avuçlarınız dışa doğru ve parmaklarınız gevşek bir şekilde bedeninizin yanına uzatın. Gözlerinizi hafifçe kapatın. Şimdi bir elinizi göğsünüzün üzerine, diğer elinizi ise diyafram bölgenize (göğüs kafesinin hemen altına) yerleştirin. Her zamanki gibi nefes alırken, dikkatinizi nefesinize verin. Her nefes alışverişte hangi elinizin inip kalktığına dikkat edin. Eğer karnınız nefes alırken dışa, nefes verirken içe doğru hareket ediyorsa, diyaframla nefes alıyorsunuz demektir.

Nefes çalışmaları sırasında kişinin diyaframını kullanıp kullanmadığını tespit ettikten sonra nefes alırken nefesin nerede durduğuna, aşağıdan yukarıya nereye kadar devam ettiğine bakarız. Bu bilgiler negatif enerjilerin kaynağının ne olduğu konusunda bizi aydınlatır. Nefes alışınız alt karna inmeden göğüs bölgesinde kalıyorsa korkular tarafından yönetildiğinizi gösterir. Ya da alt karından yukarıya göğse ulaşmıyorsa geçmiş üzüntü ve kırgınların unutamadığınız, affetmekte zorlandığınızı gösterir.

Yazının devamı...