Mindfulness gerçeğine gel!

21 Mart 2021

Mindfulness tekniği hayatımızı tamamen değiştirecek, iyi hissettirecek mistik bir araç olarak görülür. Maalesef mindfulness, böyle bir şey değildir. Söylendiği gibi bir çırpıda kendimizi iyi hissetmemizi sağlamaz.

Kendinizi iyi hissetmek için çok çalışmanız gerekir.

Bazen de sıkıntılı bir durumu geçiştirmek için kullanılabilecek etkili bir ilaç olarak düşünülür. Bu da tamamen yanlıştır.

Mindfulness tekniğiyle ilgili başka bir yanlışlık ise rahatlama tekniği olarak görülmesidir. Şimdiye kadar Mindfulness’i deneyenleriniz varsa tam olarak sizi rahatlatmadığını fark etmiş olduğunuza eminim. Amaç rahatlamak ise başvurabilecek bir sürü teknik vardır. Mesela bunlardan bir tanesi de yogadır.

Diğer bir yanlışlık ise, uygulama sırasında düşüncelerin tamamen gideceği varsayılır. Düşüncelerinin tamamen gitmediğini fark edenler hayal kırıklığına uğrar ve uygulamayı bırakırlar :((

Tüm bu yanlışlara rağmen bir sürü insan mindfulness’in peşinden koştuğu için siz de oralarda kendinize bir yer edinmek istersiniz. Bu tekniğin kaynağı, Buddha olmasına rağmen bu uygulamayı bizler kadar sahiplenmemiştir.

Fakat mindfulness tekniğinin binlerce yıl evvel bulunmuş güçlü bir teknik olduğu tamamen doğrudur. Mindfulness’in yaptığı tek şey, hayatımıza insafsızca hükmeden, sert ve şiddete meyilli hale getiren bilinç altında var olan duygu ve düşüncelerin neler olduğunu fark etme becerisini kazandırmaktır. Budist öğretiler, bu kazanıma ulaşmak için 9 aşamadan geçilmesi gerektiğini anlatırlar. 9 aşama bittikten sonra bir şeylerin daha da kötüye gittiğini düşündüren durumlar olabileceği söylenir. Bu durumu güçlü bir motivasyonla spora başlayarak, eve döndüğünüzde bazı kaslarınızın ağrımasına benzetebilirsiniz. Spor yaptıktan sonra kaslarınızın ağrıması sizi rahatsız etmez. Çünkü bu iyiye işarettir. Zihninize çalışırken de aynı durum söz konusudur. Uygulamalarınız sırasında bir şeyler kötü gittiğinde, bu iyi bir şeylerin de başladığına işarettir.

Bana göre zihinde olanlara dikkat etmek hayatımızda olması gereken

Yazının devamı...

Kelimeler ve çağrıştırdıkları

28 Şubat 2021

İnsan bedeninin mekaniği gereği kendi kendisini kısıtlayabilen bir yapısı vardır. Bunlardan bir tanesi hatta belki de en önemlisi, herhangi bir düşünceye takılı kalmaktır. Belli bir düşünce ve onun bağlantılı olduğu duyguya takılı kaldığınızda akıl ve kalbinizi tam kapasite kullanamaz hale gelirsiniz.

Örneğin, haksızlığa uğradığınıza dair bir düşünceye takıldınız diyelim. Haksızlığa uğrama düşüncesinin besini çaresizlik duygusudur. Çaresizlik duygunuz çok güçlü ise, sürekli haksızlığa uğradığınızı hissettiren bir şeyler olur ya da öyle olduğunu zannedersiniz. Çaresizlik duygusunun güçlü olduğu nereden anlaşılır?

Haksızlığa uğradığınızı düşündüğünüz halde diğer insanlar sizinle aynı fikirde değillerse çaresizlik duygunuzun çok güçlü olduğundan emin olabilirsiniz. Böylesi güçlü bir düşüncenin ömür boyu sizinle kalma riski vardır. Peki, bu neden bu kadar çok önemlidir?

Çünkü anılara verdiğimiz anlam nasıl bir insan olduğumuzu belirler. Bu anlam negatif enerjilerle besleniyorsa dünyaya ve insanlara karşı bakış açımız da negatif olacaktır.

Mesela kızınız, oğlunuz ya da çok sevdiğiniz bir dostunuzla birlikteyken, zihin son derece sakindir. Yoldan çıkaran arzu ve istekler ortaya çıkmaz. Kötü alışkanlıklara ayıracak zaman bulamazsınız. Peki, o zaman ne yapacağız?

Sevgiyi attıracağız. Böylesi önemli bir şeyin hayatınızdaki varlığı ya da yokluğu, sevginin çağrıştırdıklarıyla ilgilidir. Sevgi konusunda bir şeyler istediğiniz gibi gitmiyorsa cevap, sevginin sizin için çağrıştırdıklarında saklıdır. Zaten bu yüzden Buddha’sı, Yunus Emre’si, Mevlana’sı, sürekli ‘’sevin hep sevin’’ demişlerdir.

Sevgi gibi başka bir önemli kelimeden daha bahsetmek istiyorum. Bu kelime, Affetmek. Diyelim ki, affetmenin çağrıştırdıkları size karşı yapılan haksızlıkları sineye çekmek olsun. Haksızlığa uğradığınıza inandığınız tek bir olayın yükünü hayatınız boyunca taşırsınız. Bu durumu değiştirmek isterseniz, affetme ve affetmemenin size çağrıştırdıkları üzerinde değişiklik yapmanız gerekir. Değişiklik yapmadığınız takdirde nelerin olacağı nettir. Kin, nefret, öfke. Bunlarla beslenerek aydınlanmayı başarmış birine rastlayamazsınız.

Affetmek ve sevgi basit kelimeler gibi görünseler de çağrıştırdıkları, sizi daraltabilir de ferahlatabilir de. Meşhur karma lafı var mesela…

Yazının devamı...

Yeni alışkanlıklara doğru

15 Şubat 2021

Pandemi sayesinde birçok yeni alışkanlıklar edindik. Bazılarını da geride bıraktık. Artık karantina olacak diye marketlere koşuşturmuyoruz. Eğlence hayatı sona erdi diye karalar bağlamıyoruz. Olanı olduğu gibi kabul ederek evdeki zamanımızı en iyi şekilde geçirmeye çalışıyoruz. Bu yazımda size yeni bir alışkanlık önerim olacak. İnşallah sizi buna ikna edebilirim.

Bu alışkanlığın adı ‘’şimdide kalmak’’. Şimdi de kalmak, söylendiği gibi sadece sessiz bir yere giderek, bağdaş kurup içinize dönmek anlamına gelmez. Bu alışkanlığı hayatınıza alabilmek için her neyi yaparsanız yapın, sadece onunla birlikte kalmanız yeterli olacaktır. Kar yağıyorsa karla birlikte kalın. Koşarken koşmayı deneyimleyin. Bir yere giderken varmayı deneyimleyin. Bir önceki gün birisi size yalan söylediyse, boş verin takılmayın ona. Bu dünyada yalan söylemeyen bir insana rastlayamazsınız, herkes yalan söyler…Anda kalın, yalan söyleme anının geçmişte kaldığını hatırlatın kendinize. O sırada tam yanınızda size bir şeyler söyleyen birisi varsa onunla birlikte kalın. Bunu yaparken zihninize düşen düşünceleri takip etmeyin.

Nil Karaibrahimgil’in ‘’Benden sana’’ isimli şarkısında söylediği gibi birilerinin sadece 10-15 dakika süren konuşmalarına ölünceye kadar kafa yormayı bırakın. Süre sonu gelmiş yiyecek paketlerini nasıl hemen çöpe atıyorsanız, geçmişi de geleceği de çöpe atın ve anınızın keyfini çıkarın. Düşüncelere dalarak hayal kurmak çok güzeldir. Gerçek şu ki, hayaliniz gerçekleştiğinde o an olduğunuz kişi, bu hayali çekici bulmayabilir. Hayaller o kadar oynaklar ki, televizyonda gördüğümüz herhangi bir reklam, gazetedeki bir haberle birlikte an ve an sürekli değişir. Güvenebileceğimiz tek an, şu an!

Pandemi süreci, her şeyini birbirine bağlı olduğunu şahane bir şekilde gösterdi. Ne kadar çok paramız olursa olsun hepsi bir gün değişebilir. Dolayısıyla her neye sahip olursak olalım, sadece ‘’ben mutlu olayım’’ kavramı gerçekçi değil. Diyelim ki, pandemi başlamadan önce iş kıyafetlerine bir sürü para harcadınız. Her şey düzeldiğinde tekrar tam zamanlı olarak işe döndüğünüzde, onca para harcadığınız kıyafetlerin modası geçmiş olacak.

Şu anın gerçeklerine odaklanmak ve bu gerçeklere göre yaşamak en zekice bir seçim olacaktır. Zihninizde kötü şeyler olduğu gibi güzel şeyler de olacak. Şimdide güzel olanla kalmayı seçin, bırakın güzel olan, zihninizi şifalandırsın. Kötü, güzel olduğu için var. Güzel de kötü olduğun için var. Fakat sizin tercihiniz güzelle birlikte olmak olsun.

Mesela yarından itibaren bir süreliğine nazik ve sevgi dolu olmaya odaklanın. Geçmiş ve gelecekle ilgili zihninizde belirecek onca düşüncelere rağmen nazik ve sevgi dolu düşünceler yaratmaya ve sadece onlara konsantre olmaya var mısınız?

Nazik ve sevgi dolu olduğumuzda hiç kimseye zarar vermemiş oluruz. Üstüne üstlük daha çok seviliriz. Nazik ve sevgi dolu olma hali gerçekten hissedildiğinde bizi tanımayanlar dahi sever. Nasıl mı?

Hayatınızdan bir örnek vererek bunun nasıl olacağını size ispatlayabilirim. Diyelim ki asansöre bindiniz. Bir sonraki katta kapı açıldı ve içeriye çok hoş kadın/erkek girdi. Kıyafeti son moda ve şık olmasına rağmen onun yanındayken kendinizi çok rahatsız hissettiniz. Başka bir anda ise asansöre sizinle birlikte üzerinde normal bir pantolon ve bir tişört olan başka bir insan bindi. Bu insanın enerjisi diğerinden o kadar farklıydı ki onu tanımadığınız halde içinizden ona gülümsemek hatta selam vermek geçti. İşte nazik ve sevgi dolu olma enerjisi böyle bir şeydir. Sevgi ve nezaket dolu insanlar çok güzel olmadıkları halde gözünüze güzel görünürler.

Yazının devamı...

Sevdiğin şeyleri yap!

8 Şubat 2021

Bazı anlamlı sözler vardır. Okurken insanın kalbine dokunur. Hemen yakınlarımızla paylaşmak isteriz. Bu tarz sözlerin arasından, en çok sevdiklerim ‘’Aşkla yap’’ ve ‘’Her şey güzel olacak’’dır. Bir de ‘’Sevdiğin Şeyleri Yap’’ sözü var tabii.

Severek yapacaklarınızın neler olabileceğini düşünmeksizin ‘’Sevdiğin Şeyleri Yap’’ sözüne odaklandığınızda, sözün enerjisi hemen kalbe iyi gelir, zihin aniden sakinleşir. Sevdiğimiz şeyleri yapmak, şifa çalışması yapmaya benzer. Sevdiğimiz şeyleri yaparken suçluluk hissi yok olur, acı ve ıstırabın üzerimizdeki gücü kaybolur. Dışarısı güzelleşir, kötülükler rahatsız edici olmazlar. Kısaca çok sevilesi bir insan haline geliriz.

Ne kadar çok istesek de sevdiğimiz şeyleri yapmaya çok fazla zaman ayıramıyoruz. Dışarıya adım atar atmaz, bir sürü meydan okumalarla karşılaştığımızda bu niyet kendiliğinden yok oluyor. Gerçek şu ki dışarıda gördüğümüz her şey zihnin bir yansıması. Bu yüzden zihnin gerisinde nelerin olduğunun, başka bir deyişle niyetin farkında olmak çok önemlidir. Maalesef çoğu zaman niyetin farkında olmuyoruz.. Halbuki niyet, hayatımızın her anında bizimle birlikte. Örneğin odamıza girmek için adım attığımızda gerisinde mutlaka bir niyet vardır. Kitap okumaya karar verdiğimizde, onun da gerisinde niyet vardır. ‘’Neden bu kadar çok tepki verdim, hiç gerek yoktu’’ nun gerisinde ise daha başka bir niyet. Bu niyetlerin sahip olduğu enerji frekansı çok ince olduğundan fark etmekte zorlanırız. Niyetimizi fark ettiğimizde hayatımızın kontrolü de biz de demektir. Bunun için zihnin gerisindekilerin dışarıya yansıdığı gerçeğiyle yaşamayı öğrenmeliyiz.

Bildiğiniz gibi zihnin gerisindekinin dışarıya yansıması yeni bir şey değil. Kuantum bilimi bu konuyu detaylı olarak açıkladı. Yine de anlamakta zorlanıyoruz. Yaşantımızı yanlış bir gerçeklik üzerine yapılandırıyoruz. Dışarıdakilerin zihninizin bir yansıması olduğunu basit bir uygulamayla size ispatlayabilirim.

Yazının devamı...

Aman zihin uçmasın

26 Ocak 2021

Takıntı seviyesinde olsa da elimden geldiğince zihnime çalışırım. Daha doğrusu ailemden sonraki en büyük projem, zihnim diyebilirim. Zihnin uçmasına izin vermemek gerekiyor. Zihin uçtuğunda ne mi olur?

Gerçeklerden uzaklaşırız. Olabilecek dediklerimizle, inandıklarımız yaşayan kavramlardır. Hepsi değişime tabidir. Şu anda kalarak değişimin kaçınılmazlığına odaklanmak, uçmayı başka bir deyişle sahip olamadıklarımız ile olamayacaklarımızla ilgili endişelenmeyi bırakmak en akıllıca olandır.

Sahip olamadıklarımız için endişelenmek, korku paketine dahildir. Korku pişmanlıklara sebep olur, gücümüzü kaybettirir. Kime ya da neye inanacağımız, gerçekte olanlardan bağımsız nasıl hissedeceğimizi belirler. Nasıl hissettiğimiz, o anki gerçeğimizi başka bir deyişli nasıl bir insan olduğumuzu belirleyendir. Örneğin öfkeli bir insan olmanıza sebep olan geçmişte size karşı yanlışlık yapan kişiden çok ona karşı olan öfkenizle birlikte olma arzunuzdur. Sürekli olarak öfkelendiğiniz kişiyi düşündüğünüzde, tek kazanımız içinizdeki öfkeyi geliştirmek olacaktır. Korkunun bu anlamda sizi yönetmesine izin vermemek için değişimin varlığını iyice içselleştirmek (*) gerekir. Yaşamınızı şu anda hissettiklerinize göre, başka bir deyişle gerçek olmayan söylentilerden uzak tutarak şekillendirdiğinizde kendinizi öfkenin vereceği güçten daha güçlü hissedersiniz. Gerçekten anda kaldığınızda, yapılabileceklerle, yapılamayacaklar daha net görünürler. Yapabileceklerinizle yapılabilecekler netse doğal olarak da kendinizi daha güçlü hissedersiniz. Şu anda olanlardan farklı konulara odaklandığımızda enerjimizi boşa harcamış oluruz.

Bu yüzden de zihnin uçmasına izin vermemeliyiz. Topraklanmak çok önemli. Elimizde olan tek şey şu anda neler hissettiğimiz. Ve belki de güvenebileceğimiz tek şey. Şimdi de neler oluyorsa ona uygun hareket etmeyi alışkanlık haline getirmeliyiz. Biliyorum bunu yapmak hiç de kolay değil. Fakat şu anda gerçeklerle birlikte olmanın sizi daha güçlendireceği kesin. Zira iç gücünüzle şu andayken bağlantıya geçebilirsiniz.

Şimdi dilerseniz gözlerinizi kapatın ve bugün bu anlamda iç gücünüzün ortaya çıkmasına izin verip vermediğinize bakın. Yanıt olumluysa bir sürü onunla birlikte kalın. Olumsuzsa kendinize şu soruyu sorun;

İç gücünüzün ortaya çıkmasına ne zaman izin verdiniz?

Yazdıklarım aklınıza yattıysa belli bir süre kendi kendinize şunları söylemeye var mısınız?

Değişimin bu anlamda varlığını özümsemek ve her gün kendi kendimize bunu hatırlatarak Gerçeğin doğasını anlamaya başlayabildiğim için şükrediyorum.

Yazının devamı...

Korkutuculuğa son ver!

18 Ocak 2021

Değişimin varlığını bilmenin ötesine geçtiğimizde başka bir deyişle değişimi gerçekten hissetmeye başladığımızda yaşam çok zor olmayabilir. Bunun için aklımızı değişim gerçeğine açmak gerekiyor. Aklın açık olması derken neyi kast ettiğimi basit bir uygulamayla anlatmak istiyorum.

Şimdi gözlerinizi kapatın. Hayatınızda olduğu için şükrettiğiniz bir insanı hayal edin. Seçtiğiniz bu insan şu sıralar hayatınızda olan bir kişi olsun. Şimdi, şu anda o kişinin hayatınızda olduğu düşüncesine zihninizi açın. Nasıl hissettiniz?

Şimdi de hayatınızda olduğu halde onu kaybedeceğiniz düşüncesiyle birlikte onunla olduğunuzu hissedin. Nasıl hissettiniz?

Kötü hissettiniz, öyle değil mi? Hatta bu kötü his, o kişinin hali hazırda hayatınızda olduğunu unutturmuş bile olabilir. Akıl, gerçeği saptırarak bu tarz oyunlar oynar. Elimizde olanı kaybedeceğimizi ya da elimizdekilerin sürekli elimizde kalacağını düşündürtür. Aslında bu ikisi de gerçek değildir. Bu yüzden de elimizde var olanın şimdi, şu an var olduğu, gelecekte bu durumun değişebileceği gerçeğiyle birlikte yaşamak yapılacak en akıllıca şey olacaktır.

Bu tarz bir bakış açısı, elimizde var olanların tadını çıkartmamızı sağlar. Sahip olduklarımızın kıymetini bilmeye başlarız. Kıymetini bilmek ile varlığından dolayı şükretme düşüncesi, günün birinde sahip olduklarımızı kaybedebileceğimiz düşüncesiyle baş etmemize yardımcı olur. Gerçeği bu anlamda bilerek yaşamak, kim olduğumuzu ve sahip olduklarımızın neler olduğunu bilerek hayatımızı şekillendirmemize ışık tutar. Peki, Sonuç ne olur?

Beklentiler azalır. Acıyla da, sevinçle de birlikte olmak kolaylaşır.

Buraya kadar paylaştıklarım aklınıza yattı ise size bir uygulama önerim olacak. Her gün geçmiş yıl hayatınızda nelerin değiştiği, aynı kalmadığı gerçeğiyle şimdi de kalmaya 5 dakikanızı ayırın. Zihniniz, bu gerçeği beş dakika süresince izlesin. Zihin bu deneyimi tekrarlar halinde izlediğinde değişimin pozitif tarafıyla karşılaşmaya başlarsınız. Bu uygulamaya, şu anda sahip olduklarınızdan ve kim olduğunuzdan memnun olma pratiği ismini verebiliriz.

Bu uygulamanın modern dünyada uygulanması en zor olan uygulamalardan biri olduğunu çok iyi biliyorum. Çünkü sürekli daha fazla tüketmeye teşvik ediliyoruz ya da kendi kendimizi buna teşvik ediyoruz. Bunu yaptığımızda daha mutlu olacağımızı düşünüyoruz. Bu düşünceye nasıl geldik, o bile belli değil.

Yazının devamı...

İçselleştirmek lâzım!

11 Ocak 2021

Zengini, fakiri, genci, yaşlısı, hiçbirimiz için yaşam eskisi gibi değil. Neyse ki tüm dünya hep birlikte aynı tecrübeyi yaşıyoruz. Kısaca hep birlikte aynı gemideyiz. Kovid, bakış açımızı dramatik bir şekilde değiştirmiş olsa da aklın (zihnin) oyunlarından korunmakta fayda var. Akıl (zihin), acıyla karşı karşıya kaldığında kendisini savunmaya geçer. Hemen şimdi olmasa da ileride bir tarihte acı ve ıstıraplı deneyimi sanki olmamış ya da hafif atlatmışız gibi gösterecektir. Daha fazla acıya maruz kalmamak adına unutmak ya da olanları hafifletmek doğal bir tepkidir. Fakat acıyı unutarak yok ettiğimizde acı yok olacağına daha derine iner. Bu ne anlama gelir?

Kovid’in yarattığı şiddetin acısı, geçmiş acılarla birleşir. Çektiğimiz acıyı başta kendimiz olmak şartıyla etrafımızdaki insanlardan çıkartırız. Kendimize ve diğerlerine karşı acımasızca davranırız. Acımasızlık, acımasızlığı getirir.

Aklın bu yapısı her insanda mevcuttur. İyi bir şeyler olabilmesi için elimizden geleni yapsak ortak bilinçten etkileniriz. Acıyı hissetmemek adına olanları unutmak için şiddetli bir istek duyarız. Unutmak, bu konuda bir şeyler yapabilme özgürlüğünü elimizden alır. Gerçek şu ki, acıyı unutmanın kendisi, acıyı getirir. İşte bu noktada içselleştirmek, başka bir deyişle öğrendiklerimizi geleceğe taşımak önemlidir. Bunun için gerçeğin doğasından faydalanmanızı tavsiye ederim. Bu nasıl mı olacak? Şöyle olacak;

Önce acı ve ıstırabın varlığını cesaretle kabul etmeliyiz. Başka bir deyişle acıyı hafifletme ya da yokmuş gibi davranma isteği olmamalıdır. Acıdan kurtulma niyetimiz hep bizimle olmalıdır. Sonrasında içselleştirme sürecini başlatırız. Peki, nasıl içselleştireceğiz?

Olanları unutmadan, yok saymadan bir kenara bırakırız. Geleceği bilgece yapılandırmak için elimizdeki tek güç şu anın gücüdür. Bunun içinde, şu andaki gerçeğin doğasına odaklanırız. Bu nasıl olacak derseniz, size basit bir uygulama önerim var. Bu uygulama çok basit görünebilir, hatta ‘’aman sende’’ diyerek uygulamayı bir kenara atabilirsiniz. Yapmamanızı öneririm. Denemeden neler olacağını bilemezsiniz.

Biraz sonra paylaştıklarımı okumanızı ve sonrasında rahatsız edilmeyeceğinizi düşündüğünüz bir zamanda uygulamanızı tavsiye ederim. Başlamadan önce birkaç derin nefes alıp verin ve okuduklarınızı bilfiil zihninizle birlikte bedeninizde deneyimleyin.

‘’ Gözlerinizi kapatın ve zihninizi bedeninize nefesinize odaklayın ve Ayaklarınızı fark edin, annenizin karnından çıktığınızda minicik ayaklarınız, şimdilerde kocamanlar. Doğduğunuzdan beri koşulsuz olarak size hizmet ediyorlar. Kalbiniz, annenizin karnına düştükten 2 hafta sonra meydana geldi ve o günden bu yana, bedeninizdeki hücrelerinize bir an bile ara vermeden kanı pompalıyor. Bunun için de sizden herhangi bir yönlendirme de almıyor. Akçiğeriniz, mideniz onlar da aynı şekilde sizden yönlendirme almadan çalışmalarına devam ediyorlar.

Beyniniz, hücrelerden oluşan tüp şeklindeki yapının 21-28.nci gününde kapanmasından sonra oluştu. Hücreler farklılaşarak beyin hücresi haline geldi. Ve zamanla büyüyerek olgunlaştı. Nasıl bir insan olduğunuzdan bağımsız olarak değişim ve gelişimlerine an ve an devam ediyorlar.

Yazının devamı...

Hepimizin aradığı bu değil mi?

30 Aralık 2020

Yeni başlangıçlar için pazartesi günü ya da herhangi bir mevsimin gelmesini bekleriz. Bana göre en verimli başlangıçlar yeni yılda yapılanlardır. Yeni yıl yaklaşırken, mutlaka yeni yılda gezip görmek istediğim yerler (bu sene bu başlıkta zorlanacağım kesin), içselleştirmeyi düşündüğüm konular, katılacağım eğitimler için hedef listesi hazırlarım. Yıl boyunca bu listeyi referans alarak hayatımı şekillendiririm. Zihninizin en çok sevdiği sağa, sola, oraya, buraya götürme alışkanlığından kendinizi korumak ve huzur içinde kalmak istiyorsanız siz de kendinize hedef listesi yapın.

Hedef listesinin gücünden faydalanmak isteyenlere küçük fakat kaplama alanı geniş bir hedef önerim olacak. Bu hedefi, ben de 2021 yılı hedef listeme ekledim. Hedefin ismi ‘’ Esneklik’’ Bir başka deyişle bu sene, tolerans gösterme kapasitemi geliştirmek istiyorum. Göreve odaklı bir yapım var. Kolayca sorumluluk alabiliyorum. Bir şeyi aklıma koyarsam ondan vazgeçmiyorum. Bu yapı çok faydalı gibi görünse de bazen aşırı tutunma halini de beraberinde getirebiliyor.

Zihnin bir şeylere tutunma hali güçlendikçe, hem kendinize hem de çevrenizdekileri bir şeyleri empoze etme halini de beraberinde getirir. Empoze etme hali güçlendiğinde sadece bazı şeyler değil, aklınızda var olan her şey için empoze etme tehlikesi içinde olursunuz. Bu hali çok iyi bilirim. Bayağı stres yaratır. Stres uzun vadede kimseye iyi gelmez. Esnekliğin, tutunma halinin gücünü azaltacağına inanıyorum. Hatta şimdiden başladım. Neler mi yapıyorum? Kısaca özetleyeyim size;

Bazen kendime ‘’Ertelemek iyidir’’ diyorum. Zihnim her neye takıldıysa onu tamamen rahat bırakıyorum. (Uyarı: Tabii bunu her zaman yapmamalısınız.) Rahat bırakmak, olanları net görebilmek için alan sağlar. Birazcık da olsa sizi rahatlatır. Böylece zihninizde var olan bir kavramı dışarıda yaratmak konusunda ısrarcı olmazsınız. Kendinize küçük erteleme anları yarattıkça olduğu gibi görme haline adım adım yaklaşabilirsiniz.

Sorumluluk aldığınızda aynı zamanda evrene de güvenmelisiniz. Sorumluluk alma konusunda aşırıya kaçtığınızda evrenin sizi desteklediğini gösteren işaretleri göremezsiniz. Şu an her neyi yaşıyorsak yaşamamız gerektiği için yaşadığımızı unutmamalıyız. Elimizden geleni yaptıktan sonra oluruna bırakmayı denemeliyiz.

Esneklik kapasitenizi geliştirme hedefini yeni yıl hedef listenize eklemeye ikna olduysanız, bir şeyler istediğiniz gibi gitmediğinde esnek olma hedefini kendinize hatırlatarak başlayabilirsiniz. Zorlu anlarınızda kendinize şu soruyu sorabilirsiniz.;

Elimden geleni yaptım mı?

Yanıt hayır olarak geldiyse,

Yazının devamı...