Nil Kural

Nil Kural

nil.kural@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Ben Affleck üçüncü kez yönetmen koltuğunda. Başrolünü de kendisinin üstlendiği; çekimlerinin bir bölümü de İstanbul’da yapılan “Argo” 1970’lerin sonlarında geçen bir casus gerilimi

Ben Affleck üçüncü uzun metrajlı filmi “Argo” ile kamera arkasında, kamera önünden daha etkin olduğunu genel kanısının gücüyle karşımıza çıkıyor. “Argo”, Affleck’in yönettiği “Gone Baby Gone” ve “The Town”dan İran İslam Devrimi sırasında geçen konusuyla hem kendi toprakları ABD’de geçmeyen hem de dönem filmi olması itibariyle daha iddialı bir film “Argo”.
Filmin Chris Terrio tarafından kaleme alınan senaryosu, uzun yıllar devlet sırrı olarak kalan bir CIA operasyonunu konu alıyor. Film, 1979’da İran İslam Devrimi’nde devrilen Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin ABD’ye sığınmasının ardından Şah’ın İran’a iade edilmesi için Tahran’daki ABD elçiliğini kuşatan öfkeli kalabalıkla başlıyor. Polis ve asker olaya müdahale etmeyince ABD elçiliğine giren kalabalık, elçilik çalışanlarını rehin alır. Ancak sokağa direkt çıkışı olan vize bölümündeki altı Amerikalı kaçıp Kanada elçisinin evine sığınırlar. Aradan bir ayı aşkın süre geçer. ABD Dışişleri yakalanırsa infaz edilme olasılığı yüksek olan bu altı ABD’liyi İran’dan kaçırmanın yollarını arar. CIA’in kurtarma işlerinde uzman ajanı Tony Mendez, film endüstrisini, daha doğrusu Hollywood’u da kapsayan bir plan yapar. Altı ABD’liyi İran’da mekan bakmaya gelen Kanada’lı bir film ekibi olarak tanıtıp İran’dan çıkaracaktır. Hollywood’da çalışan makyaj uzmanı John Chambers’la işbirliği yapıp ödüllü saygın bir yapımcı bularak bir senaryo satın alacak; işi usulüne uyduracaktır. Mendez, “Argo” adlı “Star Wars” benzeri Orta Doğu’da geçen B tipi denilebilecek bir bilimkurgu senaryosunu alır ve “Operasyon: Argo” başlar.

ABD kahramanlığı

Hollywood ve Doğu’da bir coğrafya bir araya gelince, işin siyasi yönünde her zaman bir ABD kahramanlığı ve Doğu düşmanlığı seziliyor. Girişinde kısaca İslam Devrimi sırasında devrilen Muhammed Rıza Pehlevi’nin ABD’nin desteğiyle halkına zulmettiğini belirten film, arada geçen diyaloglarda 11 Eylül sonrası bir kısım ABD’linin aklına düşen “Bu düşmanı biz yarattık” düşüncesinin izleriyle günah çıkarıyor. Affleck’in tek tip tehlikelibir kalabalık olarak çizdiği İran halkına küçücük bir jesti de senaryoya tek bir iyi İranlı karakter koyması ki o da Kanada elçisinin hizmetçisi Hacer.
“Argo”nun en parlak olduğu alan 1970’ler atmosferi... Görüntü yönetiminden sanat tasarımına kostümlere teknik dallarda şov yapan filmin diğer bir gücü Hollywood prodüksiyonu bölümü... Hollywood’la ilgili espriler ilerlerken filmin kurtarma operasyonuna geçişiyle birlikte gerilim öne çıkıyor. Ancak o noktaya kadar hayatları tehlikede olan ABD’lilerin karakterlerini geliştirmekle uğraşmayan filmde, gerilim de dram da tam da bu sebeple tavan yapmıyor. Teknik alanlardaki hakimiyeti ve kurgudaki başarısıyla aksamadan ilerleyen film, yılın kalbur üstü seyirliklerinden olsa da, akılda kalıcı bir yapım değil. İran sahneleri İstanbul’da çekilen ve hikayesi kısa bir süreliğine İstanbul’a da uğrayan “Argo” konuşulduğu gibi Oscar’larda ana dallarda ödülleri toplarsa, bu yıl Hollywood için iyi bir hasat olmadığı anlamına gelecek.

Haberin Devamı

“Operasyon: Argo/Argo”

Haberin Devamı

Yön.: Ben Affleck Oyn.: Ben Affleck (Tony Mendez), Bryan Cranston (Jack O’Donnell), Alan Arkin (Lester Siegel), John Goodman (John Chambers), Victor Garber (Ken Taylor), Tate Donovan (Bob Anders), Clea DuVall (Cora Lijek) Sen.: Chris Terrio
Gör.: Rodrigo Prieto Müz.: Alexandre Desplat / Jonny Greenwood

Haberin Devamı

“Evrenin Askerleri: Geri Dönüş”

“Evrenin askerleriyle” dördüncü randevu

1992 yapımı, Roland Emmerich’in yönettiği, başrollerini ise aksiyon sinemasının iki ünlü isminin Jean-Claude Van Damme ve Dolph Lundgren’ın paylaştığı aksiyon “Universal Soldier”, Vietnam’da hayatını kaybetmiş ancak ordu tarafından “mükemmel asker”ler olarak geri döndürülmüş iki askeri konu alıyordu. Serinin başrollerini yine Jean Cluade Van Damme ve Dolph Lundgren’in paylaştığı dördüncü filmi “Evrenin Askerleri: İntikam Günü / Universal Soldier: Day of Reckoning” 3D seçeneğiyle gösterime giriyor.

“Simurg”

Ölüm oruçları hakkında

2000’de gerçekleştirilen Hayata Dönüş operasyonuna bağlanan bir hikaye anlatan belgesel “Simurg”, geçen yıl Adana Altın Koza Film Festivali’nde yarıştı. Filmi, belgeselleriyle tanınan yönetmen Ruhi Karadağ yönetiyor. F-tipi cezaevlerine karşı ölüm orucuna giren ve bu sürecin ardından fiziksel hasar gören birkaç mahkumu takip eden film geçtiğimiz günlerin ağır basan siyasi gündemine denk düşen bir hikayeyi, insan dramını ön plana çıkararak gösteriyor. Ancak yapım süreci uzun yıllara yayılan filmin kurgusundaki dağınıklık konunun vuruculuğuna gölge düşürüyor.

“Van Gölü Canavarı”

Van’daki canavar

Mehmet Bükülmez’in ilk yönetmenlik denemesi “Van Gölü Canavarı”, Van’da yaşanan depremde sevdiklerini kaybeden ve şehirden ayrılmak yerine Van Gölü kıyısında bir çay ocağı açan üç arkadaşın hikayesini konu alıyor. Filmin oyuncu kadrosunda aralarında Selahattin Taşdöğen, Ceylan Yılmaz, Naci Taşdöğen, Nazif Çetin, Murat Ergün ve Mesut Irk’ın olduğu isimler rol alıyor. Filmin Türkiye’yi yasa boğan depreme nasıl yaklaştığı merak uyandırıyor.

“Görünmeyenler”

Bulunmuş görüntü dehşeti

Sinema yazılarından tanıdığımız Melikşah Altuntaş’ın ilk kez yönetmen koltuğuna oturduğu “Görünmeyenler”, “Blair Cadısı / Blair Witch Project” ve “Paranormal Activity” gibi korku filmlerinde karşımıza çıkan “bulunmuş görüntü” temeline dayanıyor. Başrollerini Nihan Okutucu, Duru Ok, Deniz Özmen ve Enes Atış’ın paylaştığı “Görünmeyenler”de diyaloglar, ailenin yaşantısı inandırıcı bir şekilde ilerlerken, filmin finali de hayal kırıklığı yaratmıyor. Ancak filmin yumuşak karnı, dehşet verici olaylar başlamadan önce karakterlerin gündelik yaşamıyla seyir süresinin önemli bir bölümünü geçirmesi...

“Havana’da Bir Hafta”

Küba’da tatil niyetine

Çeşitli yönetmenlerin kısa filmlerinden oluşan ve bir şehre sevgi gösterisine dönüşen yapımlar, “Paris’e Sevgilerle”den beri çok moda. Bu tür filmlerin son örneği aralarında Julio Medem, Benicio del Toro, Gaspar Noe ve Elia Suleiman’ın da olduğu isimlerin kısa filmlerinden oluşan “Havana’da Bir hafta/7 dias en La Habana”. Her yönetmenin bir günde geçen bir kısa film çektiği yapım, yurtdışında aldığı eleştirilerde turistik yerleri gösteren dağınık bir film olarak değerlendirildi.