Dede mesleğini markalaştırdı

28 Kasım 2021

Oya Zingal, Almanya’da doğup büyüdü. Türkiye’ye döndükten sonra dedesinin topraklarında, çocukluğundan başlayan kendi zeytin ve zeytinyağı markasını kurma hayaliyle İtalya Toskana’da özel eğitimler aldı. 2017’de Kuzey Ege’de Olivoyage markasını kurdu. Şimdiki hayali ise Geyikli’de başlayan hikayesini Anadolu topraklarında devam ettirmek. Hikayesini Oya hanımdan dinleyelim…

- Sizi kendi markanızı kurmaya iten ne oldu?

Uzun yıllar çalıştığım gayrimenkul sektöründe geçirdiğim yoğun çalışma ortamında sürekli olarak bir gün kendi zeytinlerimi ve zeytinyağlarımı üreteceğimin hayalini kurdum. Ailemin iş durumu nedeniyle Almanya’da doğup büyüdüm. İş yoğunluğum dolayısıyla Türkiye’ye uzun süre gelme imkânı bulamadım. Ancak, Selanik’ten göç ederek Mudanya’ya yerleşen dedemin kendi topladığı ve sıkarak bize gönderdiği zeytin ve zeytinyağından oluşan hediye paketleri ve ailemden dinlediğim hikayeler hem aile bağlarımı pekiştirdi hem de zeytin simgesinde kendini bulan ülke özlemine dönüştü. İş hayatında yeterli olgunluğa ulaştıktan sonra özlemini duyduğum doğaya yönelerek arayışlara başladım.

Tabii ki önceliğim zeytin ve zeytinyağı oldu. En kaliteli üretimi yapabilmek adına, Toskana’ya gittim ve zeytinyağıyla ilgili birçok eğitim aldım. İtalya’daki üretim tekniklerini inceledim. Bütün bu çalışmalar sonucunda çevre ve ortam koşulları, lojistik kolaylıklar ve en önemlisi zeytinlerin kalite ve nefaseti açısından en uygun bölge olarak Çanakkale Ezine’ye bağlı Geyikli’de karar kılarak 200 dönüm zeytinlik satın aldım. Markamın ilk tohumlarını 2017’de Kuzey Ege’de, Geyikli bölgesinde attım. İtalyan tarzı üretimi kendi topraklarımda uygulamaya başladım. Toprağa ve zeytine saygıyla yaklaşım olmazsa olmazım… Hem büyük bir heyecan hem de büyük bir aşk... Egeli ozanların “Seni bana hangi aşklar getirdi?” sözü bunu çok güzel anlatıyor.

- Bu süreçte neler yaşadıklarınızı anlatır mısınız?

Organik tarımın tüm gereklerini yerine getirerek tescilledik ve ‘Organik Tarım Müteşebbis Sertifikası’nı aldık. Türkiye’yi dünyada temsil edecek bir zeytinyağı markası olma hedefindeyiz. Geyikli’den başlayan hikayemizi Anadolu’nun farklı bölgelerinin zeytinleriyle zenginleştirmek için hazırlanıyoruz. Yakın zamanda Anadolu topraklarının farklı zeytinlerinden özgün zeytinyağlarını ürün gamımıza ekleyeceğiz. Bu projenin Anadolu’nun belki de kıymeti yeterince bilinmeyen zeytinlerini ön plana çıkaracak olması beni ayrıca mutlu ediyor.

İlk adımda Mardin Derik zeytinlerinden üreteceğimiz zeytinyağını ürün gamımıza ekleyeceğiz. Mardin Derik zeytini iklim özelliğinden dolayı oldukça lezzetli ve kıymetli bir ürün. Aynı anlayışla, Anadolu’nun farklı bölgelerinin zeytinleriyle hikayemizi zenginleştirmek istiyoruz. Zeytinyağı benim için işten öte bir aşk, bir tutku. Her yıl yeniden filizlenen zeytin ağacının dalları gibi daima umutla ve aşkla yolumuza devam ediyoruz.

Yazının devamı...

Hangi vitamin, ne zaman alınmalı?

10 Kasım 2021

Vitamin, sözlük anlamıyla metabolizmanın düzgün calışması için küçük miktarlarda ihtiyaç duyduğu temel mikro besin olarak adlandırılan bir moleküldür. Esansiyel besinler organizmada ya hiç sentezlenemez ya da yeterli miktarlarda sentezlenemez. Bu nedenle beslenme yoluyla alınması gerekir. Peki, vitaminler hayatımızın neresinde? Daha detaylı bilgileri Vitabiotics Türkiye’den Eczacı Ayşen Dincer verdi.

- Vitaminlerin vücudumuz için nasıl bir önemi bulunuyor?

Vitamin ve mineraller sağlıklı bir yaşam sürebilmek için en gerekli bileşenlerdir. Hücrelere oksijen taşınmasından sinir-kas-kemik sisteminin temelinin oluşumuna, görmenin devamlılığından kan yapımı ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine, makro besin öğelerinin enerjiye dönüşümünden cilt, saç, tırnak dokusunun oluşumuna, vücudun toksinlerden temizlenmesinden kronik hastalıklardan korunmada kısacası hayati birçok role sahiptir. D vitamini haricinde hiçbir mineral ya da vitamin vücudumuzda sentezlenemez, bu nedenle dışarıdan desteğe ihtiyaç duyarız.

- Besinlerden yeterince vitamin almıyor muyuz?

Dünya Sağlık Örgütü, ihtiyacımız olan vitamin ve mineralli gıdalardan alabilmemiz için günlük 5-9 porsiyon sebze veya meyve tüketimini öneriyor. Ancak Türkiye’de sebze-meyve tüketim oranı günlük 1,5 porsiyon ile sınırlı… Üstelik yeterli ve düzenli de beslenmiyor, işlenmiş gıdaları hayatımıza dahil ediyoruz. Hal böyle olunca da günlük ihtiyaç duyduğumuz vitamin ve mineralleri karşılayamıyoruz. Bu nedenle mutlaka vitamin, mineral, antioksidanların yanı sıra aminoasitleri bir arada barındıran multi-vitaminlerden destek almamız gerekiyor.

- Piyasada yüzlerce farklı vitamin seçenekleri varken en iyi bir vitamin takviyesini nasıl bileceğiz?

Çoğumuz genellikle bunu bilmediğimiz için kulaktan dolma bilgilerle, komşumuzun, arkadaşımızın önerisiyle vitamin alıyoruz. Bazen de bu yüzden ihtiyacımızı tam olarak karşılamayacak bir vitamini yanlış sürelerde ve dozlarda kullanabiliyoruz. Oysa vitamin ve mineral desteği alırken tekli ve yüksek doz tercih etmek yerine yaşa ve cinsiyete yönelik olarak uygun dozda hazırlanmış vitaminlerin günlük kullanılması daha doğru. Nasıl ki, bir gün boyunca sadece ıspanak ya da sadece et veya sadece yoğurt tüketmiyor, sofranızda karma besinlere yer veriyorsanız; kullandığınız takviyelerin de ihtiyaca göre karma ve çoklu içerik içermesi önem taşıyor. Ayrıca koruyucu, glüten, maya içermeyen, cinsiyetinize ve ihtiyacınıza özel dozlar içeren, güvenilir markaların ürünlerini tercih etmelisiniz.

Yazının devamı...

Atıklardan sanat yaratıyor

19 Ekim 2021

Deniz Sağdıç, sokaklardan, eskicilerden topladığı nesneler ve objeleri farklı teknikler kullanarak harika tasarımlara dönüştüren sıra dışı bir sanatçı. Son eseri, atık ilaç ve ambalajlarıyla gerçekleştirdiği çalışması. Bugüne dek hem yurt içinde hem de yurt dışında önemli sergilerde yer alan Sağdıç’la eserleri ve projeleri üzerine konuştuk.

- Öncelikle kendinizden bahseder misiniz?

Mersin doğumluyum. Tüm fertleri zanaatkar olan bir ailede yetiştim. Babam cam ustasıydı. Çok küçük yaşlarımda babamın atölyesinde vitray öğrendim. Terzi olan halalarımın yanında eski kot pantolon parçalarından çantalar diker bunları sokakta satarak harçlığımı çıkarırdım. Liseden sonra kazandığım Güzel Sanatlar Resim Bölümü’nü fakülte birincisi olarak tamamladım. Mezun olur olmaz üniversite döneminde kurduğum atölyemi kapatarak ülkemizin sanatının başkentine, İstanbul’a taşındım ve bir süre sonra atölyemi bu şehirde kurdum. Burslu kabul edildiğim resim yüksek lisans derecemi kadının imgeleşmesi üzerine olan araştırma ve sergi projemle tamamladım. Halen İstanbul’da yaşıyor ve üretiyorum.

- Atık malzemelerle çalışmayı nasıl keşfettiniz?

Kavramsal sanat tartışmalarının hız kazandığı dönemde ‘kavram’ eleştirisi olarak hazır nesnelere sanatın klasik yöntemleriyle müdahalelerde bulunduğum proje serisine başlamıştım. Bunun için sokaklardan, eskicilerden çeşitli obje ve nesneler topluyor, bunları farklı tekniklerde düzenliyor, boyuyor ya da diğer tekniklerde uygulamalarda bulunuyordum. Zamanla bu nesne ve objeler atık malzemelerin kullanıldığı bir sürece dönüştü. O zamandan beri tekstil ürünleri başta olmak üzere her türlü atığı çalışmalarımda kullanmaya başladım.

- Sürdürülebilir bir yaşamın şekillendirilmesinde sanatçı olarak kendinize nasıl bir rol belirlediniz?

Günümüz sanatının, güncel meselelere temas etmeye çalıştığında çoğunlukla slogan düzeyine saplanıp kaldığına şahit oluyoruz. Oysa ki bir yaratıcı eylem olarak sanatın düzenleyen, öneren ve meydana getiren bir etkiye sahip olması gerektiğine inanıyorum. Ben çalışmalarımda sadece üzerinde düşünmeye değil, birlikte değiştirmeye, dönüştürmeye davet eden, bunun mümkün olabileceğini gösteren örnekleri meydana getirmeye çabalıyorum. Dolayısıyla birey ve kurumlara sürdürülebilirlikle ilgili ilham vermenin yanında birlikte neler yapabiliriz, ‘gelin birlikte deneyimleyelim’ çağrısında bulunuyorum.

Yazının devamı...

Çene hattında gençlik etkisi

7 Ekim 2021

Çene, hem kadında hem de erkekte yüzün önemli bölgelerinden... Öyle ki, boyutu ve pozisyonu yüzün diğer uzuvlarını da etkileyebiliyor. Tabii ki, çene hattı da yaşla birlikte belirginliğini kaybediyor. Son yılların özellikle alt yüz bölgesinde uygulanan ‘jawline’ dolgusuyla, yüzün ovalini belirginleştirerek gençlik katmak mümkün. Detayları. Medikal Estetik Hekimi Dr. Yasemin Savaş’tan öğrendik…

- Çene dolgusu için siz ideal adayı nasıl tanımlarsınız?

Yüz şeklinde ve estetiğinde, çene şekli önemli rol oynar. Çene profilden görünümü oldukça etkiler. Çenenin şekli, boyutu ve pozisyonu yüzün diğer uzuvlarını da etkiler. Örneğin, burnun ve alnın görünümü üzerinde de etkilidir. Çenenin şekli ve boyutu nedeni ile burun daha büyük ya da küçük görünebilir. Alnın da aynı şekilde daha çıkık ve büyük görünmesine yol açabilir. Bu nedenle yüzdeki bazı estetik sorunların tedavisinde çenenin şekli de göz önüne alınır.

Kadınlar ve erkekler de ideal çene yapıları farklıdır. Kadınlarda daha yuvarlak, üçgen ve daha küçük bir çeneyi tercih ederiz. Yüz ovali veya çenenin mevcut yapısı bazen kadını daha maskülen, erkeği de daha feminen gösterir.

- Erkekte de çene yapısı etkili midir?

Erkekte ideal bir çene, kadında olduğundan daha önemlidir. Çünkü erkekte çene, gücü ve maskülenliği temsil eder. Güçlü bir çene yapısına sahip bir erkeğe dıştan bakıldığında, iş dünyasında bile farklılık yarattığını görebilirsiniz. Karakteristik bir özellik olduğu için daha düzenli, daha disiplinli, daha güçlü bir erkek olduğu algısı yaratır.

- Çene problemlerini nasıl tanımlarsınız?

Yazının devamı...

Kadın yelkenciler artıyor

30 Eylül 2021

Bu yıl 6. yılını kutlayan ‘Deniz Kızı Kadın Yelken Kupası’, her geçen yıl daha fazla kadına ulaşmayı hedefliyor. Amacı, yelken tutkusunu yarış heyecanıyla birleştirerek kadınların yelken sporuna olan ilgisini artırmak, kadın yelkenciliğini desteklemek ve yeni sporcular yetişmesine fırsat yaratmak. Arzu Çekirge Paksoy, Diana Misim ve Serap Gökçebay’dan oluşan Organizasyon Komitesi üyelerinden artık gelenekselleşen yarışla ilgili detaylı bilgiler aldım.

- Böyle bir organizasyonu düzenleme fikri nereden aklınıza geldi?

Diana Misim: Yelken sporuna olan ilgimiz sayesinde 2015 yılında, Türkiye’de yat yelkenciliği alanında faaliyet gösteren ve yarışan kadın sporcu oranının az olduğunu gözlemlemiştim. İş dünyasından gelen kişiler olarak kadının doğa ile bütünleşmesini, gücünü, takımdaşlık ruhunu yansıtan bu alanda gelişimin desteklenmesi ve deneyim kazanılması için kadın sporculardan oluşan takımların yarıştığı yelken kupası fikri oluştu. Bu fikri misyon edinen ve en ideal şekilde gerçekleştirmeyi hedef belirleyen üç kadın olarak organizasyon konusunda yola çıktık. Bizler bu noktadan hareketle kadınları yelken sporuna teşvik edecek ve kadın yelkencileri bu alanda destekleyecek kupamızı 2016’dan bu yana gerçekleştirmeye başladık. Çıktığımız bu yolda, yelken eğitimi alan ve yarışlara katılan kadın yelkenci sayısının arttığını görmekten gurur duyuyoruz. Gelişerek büyüyoruz. Hedefimiz uluslararası takımların da dâhil olduğu, katılımın daha da yoğun olduğu yarışlar organize edebilmek.

- Sizce kadın yelkencilerin yelken sporundaki konumu günümüzde nasıl?

Arzu Çekirge Paksoy: Türkiye Yelken Federasyonu’na kayıtlı lisanslı sporcuların çok büyük bir kısmının erkek olduğu ve yalnızca küçük bir azınlığın kadın olduğu biliniyor. Son zamanlarda ise birçok alanda olduğu gibi spor alanında da kadınlar kendilerinden söz ettiriyor. Bu duruma yelken sporu açısından bakıldığında ise kadınların yelken sporuna olan ilgisinin ve katılımının her geçen gün arttığını söyleyebilmek mümkün. Bu noktada biz organizasyonumuzla kurumların ve kadınların ilgisini yelken sporuna çekerek bu alanda kadın sporcu katılımını arttırdık. Böylelikle kurumlar sadece kadınlardan oluşan yelken takımları kurmak için harekete geçerken, katılımcılarımız ise yelken sporunda deneyim elde etme fırsatı kazandı. Biz de elimizden geldiğince bu sürece destek olarak kadınları yelken sporu için cesaretlendirmeye çalışıyoruz.

- Bu yolculuğunuzda sizi en çok motive eden şey neydi?

Diana Misim:

Yazının devamı...

Çocuklar hayal etmeyi öğrensin

17 Eylül 2021

Uzun yıllardır basında Dilek Türkan Ünlü. Reklam sektöründe çalışıyor. Bir yandan da çocukluğundan buy ana en büyük hayali olan masal yazarlığı yapıyor. Son çocuk kitabı ‘Dev ile Peter’ın hem hikayesi hem de çizimleri kendisine ait. Dilek Türkan Ünlü ile hem çocukluğuna gittik hem de masal dünyasına büyülü bir yolculuk yaptık.

- Basında uzun yıllar reklam sektöründe çalıştıktan sonra bir çocuk kitabı yapmak nereden aklınıza geldi?

Yıllardır hep bir şeyler karalamıştım. Tabii bunlar hep sandıkta kalmıştı ve ayrıca birkaç defa büyüklere masal anlatımlarım olmuştu. Pandemi başladığında etrafındakilerin yüreklendirmesi ile özellikle şair yazar ve anlatıcılardan bu teşvik görünce bende harekete geçtim. Her zaman dediğim gibi ben yazar değilim. Bir yazar olmam için daha bir fırın ekmek lazım. Öncelikle masallarımdan biri olan ‘Dev ile Peter’ı düzenleyip bir video ile çocuklarla buluşturmaya çalıştım sosyal medya hesabımda. Sonra birkaç sosyal sorumluluk çalışmasında çocuklara yine yazdığım masallardan bir iki tanesini anlattım. Dedim ki, ‘Neden bunu kalıcı olarak bırakmıyorum çocuklara?’. Kitabı hazırlarken bir butik kitabevinde çocukları etrafıma toparlayıp masal anlatmayı hayal ettim: Eski ahşap bir bina kapı her açıldığında ses çıkaran çıngırak ve bir katında sadece masal okuyup, bu masalı onların hayal gücü ile harmanlamayı...Umarım bunu da bir gün gerçekleştirme şansım olur. Bu aramızda kalsın, Meg Ryan’ın oynadığı ‘Mesajınız Var’ filmindeki kitabevi çok hoşuma gitmişti.

- Çocukluğunuzda sizde iz bırakan kitap ya da kitaplar hangisi?

O kadar çok var ki…Ama hala başucumda ‘Küçük Prens’ durur. Dönem dönem bir sayfa açar tekrar okurum. Sonra ‘Şeker Portakalı’, ‘Seksen Günde Devr-i Alem’, ‘Alice Harikalar Diyarında’ herkesin bildiği benimde çok severek okuduğum kitaplar arasında. Tabii ki, ‘Cin Ali’yi unutmamalı…

- Ben bir çocuk kitabının yazarının aynı zamanda çizimleri de yaptığı bir çalışmaya ilk kez şahit oldum. Kitabın hem hikaye kurgusu hem de çizimlerle ilgili hazırlık sürecini paylaşır mısınız?

Resim yapmayı hep sevdim. Mükemmel olmasa da kendimce naçizane karalıyorum zaman zaman. Yanımda boya kalemlerim ve minik resim defterim hep vardır. ‘Dev ile Peter’da öncelikli amacım çocukların hayal etmesini arzulamam. Devin yaşadığı ev, kasaba, Peter’ın evi vs vs... Ama bunlar hep çocukça karalamalar oldu. Renkli nahif resimleri, kitabı düzenlerken bir yandan da çizdim. Amacım, kitabın sonunda çocukların kendi hayal güçlerini kullanarak ‘Dev ile Peter’ı kendilerince resmetmelerini sağlamaktı. O kadar güzel resimler geldi ki, bu da beni çok mutlu etti.

Yazının devamı...

Her gülüş kişiye özeldir

8 Eylül 2021

Sağlıklı bir yaşamın anahtarı ağız sağlığında gizli. Eğer ağzımız çok sağlıklı olursa hastalığın vücuda girmesi bile zor. İmmün sistemi için ağız ve diş sağlığının yerinde olup olmadığı önem arz ediyor. Özellikle de diş eti sağlığı yerinde ise mikrobiyotamız da yerinde oluyor ve Alzheimer, kolon kanseri gibi hastalıkları yaşama riskini azaltıyor. Diş etlerinin görüntüsü birtakım hastalıkları hatta en basit olarak gluten intoleransını bile anlamamızı sağlıyor. Hatta ağzımızın bu denli önemli olmasının sebeplerinden biri de omuriliğin başlangıç noktası olması. Dişlerin kapanışında yani çiğneme düzleminde eğrilik varsa boyun, çene eklemi, bel ağrılarına bile sebep olabiliyor. Ağız sağlığına ilişkin bilinmeyen noktaları, hayatımıza ne kadar etki ettiğini Estetik Diş Hekimi Dr. Birgül Metin’e sorduk ve öğrendik.

- Bağışıklık sistemimizle ağız sağlığı arasında nasıl bir ilişki var?

İnsan bedeninde sağlık ağızdan başlar. Günümüzde de her geçen gün öne çıkan ve Batı tıbbında da yer alan bütüncül bakış yaklaşımına göre birçok hastalıkta ağız sağlığı önceliklendiriliyor. Sağlıklı bir yaşamın, güçlü bir immün sistemi ile yoğun ilişkide olduğunu hepimiz biliyoruz. İşte immün sisteminin de en büyük ihtiyacı, ağız ve diş sağlığıdır, özellikle de diş eti sağlığıdır. Bu yerinde ise mikrobiyota da yerinde olur. İmmün deyince de sadece basit enfeksiyonlar, virüsler değil, Alzheimer ve kolon kanseri gibi hayati önem teşkil eden hastalıklar da bedenden uzaklaşır. Diş etlerinin görüntüsü birçok hastalığın da habercisi olur. En basit olarak gluten intoleransı bile diş etlerinden hemen anlaşılabilir. Sağlıklı bir mikrofloraya sahip olmak yani sağlıklı diş etleri, tükürük yapısı ve güçlü diş minesine sahipsiniz demektir. Vücuda ilk giriş yolu ağız olan mikroorganizmalar ise sağlıklı bir ağızda güçlü bir savunma mekanizması ile karşılaşır ve hastalık önlenmiş olur. Ağız sağlığı yerinde değilse bağışıklık sistemi olumsuz yönde etkilenir çünkü mikroorganizmalar tüm vücudu derinden sarsabilecek güce sahiptir. Ağız sağlığı şakaya gelmez ve ihmal edilmemeli.

- Ağızda yamukluk varsa bel ağrılarına da sebebiyet verebiliyor mu? Bunun tedavisi var mı?

Bedenimizin temel taşıyıcısı omur iliğinin başlangıç noktası olan ağızdadır. Dişlerin kapanışında yani çiğneme düzleminde eğrilik varsa; yüksek ihtimalle boyun, çene eklemi, bel ağrılarınız da vardır. Bunun tedavisi tabii ki mümkün. Özellikle günümüzdeki gelişmiş ortodontik tedaviler, prostetik restorasyonlar veya okluzal splint tedavileri ile yetişkinlerde de gayet güzel sonuçlar alıyoruz. İki taraflı dengeli çiğneme de bu ağrılarda önemli bir diğer faktördür, buna da hastalar bizzat kendileri dikkat edip, yemek yerken eşit iki tarafta çiğnemeli.

- Peki diş bakımı neden bu kadar önemli?

Ağızdaki patojen bakteriler tüm vücudu ve doğal olarak genel sağlığımızı etkiler. Özellikle sporcuların performansı için de bu konu çok önemlidir. Mesela yurtdışındaki birçok futbol kulübü sporcularını zorunlu olarak 6 ayda bir diş hekimi kontrolüne götürür. Çünkü ağız sağlığı tüm vücudu etkiler. Dinç, zinde ve sağlıklı yaşam için diş ve ağız sağlığı bilinci ülkemizde de artırılmalı.

Yazının devamı...

Erkek modasında yeni trendler

26 Ağustos 2021

Türkiye’nin ilk erkek modacısı Faruk Saraç, modaevini 29 yaşındaki oğlu Orhun Faruk Saraç’a emanet ediyor. Genç tasarımcı hazırladığı ve Eylül 2020'de lanse ettiği ilk koleksiyonuyla, devraldığı bayrağı daha da ileriye taşımayı hedefliyor.

Lisans eğitimini Milano Instituto Marangoni’de moda ve pazarlama, yüksek lisansını ise Toronto George Brown College’da pazarlama üzerine yapan markanın çiçeği burnunda kreatif direktörü Orhun Faruk Saraç, sosyal izolasyon günlerinde dahi moda çalışmalarına devam ederek markasıyla ilk koleksiyonunu hazırladı. Markanın sonbahar/kış 2020-21 sezonu için gerçekleştirdiği; Dolce Gabbana, Zegna, ve Prada gibi dünyaca ünlü markalara çalışmış yabancı modellere yer verdiği çekimin kreatif direktörlüğünü de yine Orhun Faruk Saraç üstleniyor.

- Markalaşma hikayenizi ikinci kuşak olarak sizden dinleyebilir miyiz?

Marka, 1981 yılında Kadıköy Bahariye Caddesi’nde ‘Butik Faruk’ olarak kurulmuş. Kadıköy’de bir pasajın içinde büyüyen bu marka; ardından sekiz mağaza açan, 100’ü aşkın defile yapan ve sonunda 35 yıllık bilgi ve birikimini genç nesillere aktarmak adına iki üniversite açmış bir marka. Türk Polis Teşkilatı’nın kıyafetlerinin tasarımından başlayarak birçok kamu çalışanın kıyafetleri marka tarafından tasarlanmıştır. Tarihte hep ilkleri barındırdığı için gurur duyduğum bu marka, Dolmabahçe Sarayı ve Anıtkabir’de Atatürk’ün kıyafetleri için ‘Sarı Zeybek’ adlı defileyle tarihinde ilk defa F-16 uçaklarının saygı duruşuyla havalandığı bir organizasyona ev sahipliği yapmıştır. Bu bilgilerin hepsini aslında ikinci kuşak olarak genç nesillere aktarmak hedeflerimden bir tanesi diyebilirim.

- Babanız Türkiye’nin en iyi modacılarından biri olmasa yine aynı yaşamı deneyimleyip moda sektörünü seçmek ister miydiniz?

Çoğu erkek evlat gibi benim idolüm de babamdı; onun en çok çalışma azmini örnek alıyordum. Küçüklükten beri de markanın başına geçme hayali kuruyordum. 10 yaşından itibaren atölyede büyümüş biri olarak aklımda ikinci bir seçenek yoktu diyebilirim. Böyle bir markanın ikinci jenerasyon temsilcisi olmak beni çok mutlu ediyor. Tabii yine de insanın kendi sevdiği işi bulması ve bunu fark etmesi kolay olmuyor; bazen şans faktörü devreye giriyor.

- Şimdi önemli bir bayrağı devraldınız… Erkek modasında markanızı daha da ileriye götürecek yenilikler yapmayı düşünüyor musunuz? Bunlar neler olurdu?

Yazının devamı...