Oyunculuktan veterinerliğe

9 Nisan 2021

90'ların sevilen dizisi ‘Çarli’nin sevilen karakterlerinden biri olan Cilvenaz karakterini canlandıran Mine Çağlar Kondu, kariyerini oyunculuk dışında bambaşka bir alana yönlendirdi. Çocukluğundan beri çok sevdiği hayvanlarla ilgilenebilmek için önce İstanbul Üniversitesi’nde ardından yurt dışında veterinerlik alanında eğitimler aldı. Mine Çağlar Kondu, her veteriner gibi sadece kedi köpek kuş gibi değil de tavşan kaplumbağa ve egzotik hayvanlar üzerine de aranan isimler arasında. Kondu ile oyunculuktan bilime uzanan yolcuğunu konuştuk…

- Sizi yıllar önce ‘Çarli’ dizisindeki Cilvenaz olarak tanıdık, Çağlar Kondu‘nun hayatında o günlerden bugünlere neler değişti?

Açıkçası çok şey değişti, çünkü 20 yıldan uzun bir süreden bahsediyoruz. O zamanlar üniversite öğrencisiyken, şimdi 20 yıllık klinik hekimim. Uzun eğitimler ve çabalar sonunda çok istediğim bir alan olan onkolojik cerrahi üzerine yoğunlaşmaya başladım. Hayallerimi gerçekleştirdim diyebilirim.

- Dizi oyunculuğuna nasıl karar vermiştiniz?

O dönem hem Veteriner Fakültesi’nde okuyordum, hem de bir ajansa kayıtlı olarak modellik ve reklam oyunculuğu yapıyordum. Çarli dizisine girişim ise tamamen tesadüfi. Bir gün spor salonunda çalışırken o zamanlar Çarli'nin yapımcısı Taylan Biraderler’den Burçin bana yaklaştı ve simamın tanıdık geldiğini, oyunculuk yapıp yapmadığımı sordu. O zamanlar epey bir reklam filmim ve dergilerde fotoğraflarım vardı. Sonrasında projeden bahsetti, görüşmeye gittim ve ‘Cilvenaz’ rolüne seçildim. Aslında herkes ‘Çarli'yi hatırlıyor, belki o dönem pek sitcom olmadığından, özellikle de içinde bir hayvan bulunan dizi olarak ilkti sanırım. Sonrasında ‘Sıcak Saatler’, ‘Mavi Düşler’, ‘Ayşecik’ gibi başka dizilerde de oynadım.

- Daha sonra oyunculuğu bıraktınız bambaşka bir alana yöneldiniz. Doktor olup sonradan oyuncu veya şarkıcı olana çok rastladık. Ama siz oyuncu olup veteriner hekimliği seçtiniz. Bu dönüşümü anlatır mısınız?

Çünkü asıl amacım oyuncu olmak değildi, zaten veterinerlik öğrencisiydim o dönem. Aslında çok insan oyunculuğa devam etmem için baskı yaptı, seçimimi garip buldu. O zamanlar veteriner hekimlik böyle popüler değildi, birçok kişi tesadüfen okula giriyordu. Ben okula girdiğim zaman ciddi ciddi kasap mı olacaksın diye sormuşlardı mesela. Şimdi ise birçok kişinin hayali veteriner hekim olmak. Bu anlamda meslek çok gelişti ve bu da beni mutlu ediyor. O dönem oyunculuğa okulum elverdiği sürece devam edebildim, ancak bir süre sonra çok zorlanmaya başladım. Örneğin, ‘Sıcak Saatler’ setinde benim sahnelerim hep pazar çekiliyordu ve pazartesi sabaha kadar sürüyordu.

Yazının devamı...

Nefes hayatınızı değiştirir

31 Mart 2021

Bir günlük gazetede yazı işleri müdürüyken tanıştı nefes ile, bir daha da kopamadı. Dünün gazetecisi bugünün nefes koçu ve koç eğitmeni Hande Özcan, nefes ile ilgili merak edilenleri cevapladı.

- Öncelikle nefes nedir diye sormak istiyorum?

Yaşamın ta kendisidir. Yaşamımız ilk nefesle başlar, son nefesle sona erer. İşte bu iki nefes arasındaki süreyi nasıl geçirdiğimiz önemlidir. Nasıl nefes alıyorsak, onun yansıması olan bir hayat yaşıyoruz demektir. Yapılan araştırmalara göre, insanların yüzde 90'ı nefes kapasitesinin yüzde 30'unu kullanıyor. Yani sadece yüzde 30 oranında yaşıyor. Sevgiyi, aşkı, bereketi, coşkuyu, tüm güzellikleri yaşamına sadece yüzde 30 oranında kabul ediyor. Çünkü nefesi limitli olan kişiler, hayatı da limitli yaşar. Nefesimiz açıldıkça bu oran yükselir, hakkımız olanı almaya başlarız. O zaman yaşam renklenir, güzelleşir, genişler, rahatlar... Nefes hızlı, güçlü, etkili, hedefi tam 12'den vuran bir dönüşüm tekniğidir. Tek bir nefes seansı bile birkaç psikoterapiye eşdeğer bir çözülüm sağlayabilir. Düşünün ki bir yetişkin, dakikada ortalama 14 kere nefes alıp veriyor. Bu da 24 saatte 20.160 kez nefes alıp vermek demek. Yani günde yaklaşık 20 bin kere hatalı nefes alıp veriyoruz. Bunun bedenimizdeki, zihnimizdeki ve yaşamımızdaki olumsuz etkilerini kavramak için kahin olmaya gerek yok.

- Peki, nefesin bedenimizdeki ve zihnimizdeki dönüşümleri nasıl gerçekleşiyor?

Nefes, fiziksel, zihinsel ve duygusal etkilere yol açar. Fiziksel etkileri; beden, ihtiyacı olan oksijeni alır. Akciğer kapasitesi genişler. Hücreler oksijene doyar, bu da yaşlanma etkilerini geciktirir. Temiz kan dolaşımı sayesinde yorgunluk, uykusuzluk gibi sorunlar tarihe karışır. Beden, atık ve toksinlerden arınır. Hücre yenilenmesi başlar, bu da bağışıklık sistemimizi güçlendirir. Kanlı, canlı, enerjik oluruz. Ve unutmayın, kanser oksijenli hücrede barınamaz.

Zihinsel ve duygusal etkilerine bakacak olursak; koşullar ortadan kalkınca zihin durgunlaşır, netleşir. Zihindeki negatif düşünce sistemi, pozitif düşünce sistemine döner. Ezberler biter. Bilinçaltı temizliği yapıldığı için bastırılmış duygulardan arınma yaşanır. Geçmişte yaşanmış olumsuz duyguların etkileri hücre hafızasından silinir. Sevgi alanında hoşgörü, açılım, kabullenme sağlanır.

Farkındalık konusunda da etkileri var. Algıda değişim ve farklı bakış açıları meydana gelir. Çekim alanımız genişler, bu da daha önce fark etmediğiniz olasılıkları görmemizi sağlar. Bilinç düzeyinde artış yaşanır. An'da kalmayı deneyimlemeye başlarız, yaşamımıza denge ve huzur hakim olur. Olanı olduğu gibi kabullenme teslimiyeti deneyimlenir. Arzuladıklarımızda gerçek tatmini yaşarız, bu sayede de yaşamımıza doğal neşe gelir.

Yazının devamı...

Kendini arama duygusu

18 Mart 2021

Can Sarıçoban ‘Düşler ve Hiçlik’ adlı ilk kitabıyla okuyucuyu 'uzaklardaki bir geçmiş ve gelecek' arasına sıkışmış gencecik bir delikanlının gözünden, kimi zaman neşeyle, kimi zaman hüzünle, kimi zaman da nefesini tutarak eşlik edeceği eşsiz, ömre bedel bir yolculuğa çıkarıyor. Kitabın hikayesini ve hayatına dair diğer detayları kendisiyle konuştuk...

- ‘Düşler ve Hiçlik’ adlı kitabınızdan bahsedelim öncelikle... Hikayesi ve sizin için ifade ettikleri neler?

Aslında birçok şeyi aynı anda ifade ediyor diyebilirim. Uzun yıllar yaşadığım farklı ülkeler ve farklı şehirlerde düzenli olarak günlük tutmayı ihmal etmedim. Bunlardan yola çıkarak bir hikaye oluşturmak ve onları değerlendirmek istiyor, bir yandan da o yıllardaki ruh halinden tamamıyla kurtulmak, bir nevi zehri atmak istiyordum. Elbette geçmişte yazdıklarım, yalnızca yola çıkış noktaları oldu sonrasında hikaye bambaşka yerlere evirildi. İkinci olarak ise bir kitabı baştan sona yazma disiplinini elde etmek, bunu pratiğe dökmek istiyordum. Yıllardır buna içten içe bir karar vermiştim ve bu kararı geciktirmiş olmak beni huzursuz ediyordu. Son olarak da gelecekte yeniden yazmam gerekirse artık bu konuda daha yüksek bir motivasyon ve özgüven sahibi olduğumdan işlerin daha kolay olacağını düşünüyorum. Bunlar elbette rasyonel açıdan baktığımda karşıma çıkan cevaplar. Bunun dışından kitabı okuyanlardan aldığım geri dönüşler daha önemli oldu benim için. Genel olarak sürükleyici ve etkileyici bir hikaye yapısı olduğundan ve kitap bittiğinde kendilerinde duygusal olarak güçlü bir yer edindiğinden bahsedildi. Bunlar da sevindirici elbette.

- Kitabın baş kahramanı Atilla ile tanışma ve onu yazma hissiniz nasıl oluştu?

Romandaki anlatıcı ve Atilla tamamen hayali karakterler olsa da onları oluştururken hem geçmiş deneyimlerimden hem de çevremdeki insanlardan yararlandım. Bunlara çeşitli eklemeler yaptım. Bir tür sentezin soncunda ortaya çıktılar. Günümüzde şehirli; yetiştirme tarzına bağlı olarak, hem zayıf kalmış karakterleri, hem de kötücül özelliklerin ön plana çıkmış karakterleri, abartma sanatı kullanarak somutlaştırdım diyebilirim.

- Kitabınızda kaleme aldığınız kaybolma ve kendini arama duygusu yaşadınız mı?

Tam olarak romandaki baş karakter şeklinde olmamakla birlikte, elbette hayatımın belirli bir döneminde, özellikle de yirmili yaşlarımın başlarına kadarki yıllarda, kaybolma ve kendini arama duygusunu kesinlikle yaşadığımı söyleyebilirim. Bunun can yakıcı olduğu kadar sonraki yıllarım için son derece yararlı olduğu da bir gerçek. Bir süre için her şeyden uzaklaşarak hayatınız üzerine düşündüğünüzde ve bunları yazılı hale geçirdiğinizde, gelecek üzerine bir tür içgüdüsel yol haritasını da çıkarmış oluyorsunuz. Yanlış karar verme olasılığınız azalıyor, güdüleriniz ve mantığınız daha az çelişir bir hal alıyor.

Yazının devamı...

Ev güvenliği teknolojileri

9 Mart 2021

İçinde bulunduğumuz modern dünyada, ‘güvenlik’ öne çıkan kavramlar arasında... Dolayısıyla akıllı teknolojiler, pek çok konuda olduğu gibi kişisel güvenliğimizde de devreye giriyor. Artık evinizi ses gücüyle kontrol etmeye, akıllı kilitlerle eve anahtarsız girmeye, iç dış mekan kameraları ve alarmlarla huzurun keyfini çıkarmaya hazır olun. Ev teknolojisindeki en son yenilikleri konusundaki tüm detayları Yale Akıllı Konutlar Başkan Yardımcısı Kate Clark ile konuştuk.

- Dünyada trend olan yenilikçi akıllı ev teknolojilerinin özelliklerini anlatır mısınız?

Tüketicilere sorunsuz bir kullanıcı deneyimi sunmak üzere birlikte çalışabilen ev teknolojisi çözümleriyle gelecekte dünyamız her zamankinden daha bağlantılı olacak. Bu, markası ne olursa olsun birden fazla ürünü bir arada kullanabileceğimiz anlamına geliyor. Örneğin, bir sağlayıcının akıllı kilitleri, diğer markaların kapı zillerine, güvenlik kameralarına ve ev alarmlarına bağlanabilecek, hepsini tek bir uygulama üzerinden çalıştırmak ve tercih edilen sesli asistan tarafından etkinleştirmek de mümkün olacak. Dolayısıyla markalar arasındaki stratejik ortaklıklar da artacak. Biz de, tüketicilere ek işlevler ve faydalar sağlamak amacıyla sesli asistanları ve en iyi ev paylaşım platformları gibi güvenilir iş ortaklarına önem veriyoruz.

- Yeni ev teknolojilerinin bize hayatı nasıl kolaylaştırdığını anlatır mısınız?

Uluslararası araştırmalara göre, tüketicilerin yüzde 84'ü yoğun hayatlarını kolaylaştıracak akıllı ev çözümlerine ilgi duyuyor, yüzde 85'i de bu tür ürünleri evlerini güvence altına almak için kullanmak istiyor. Akıllı ev teknolojileri evinizi sesinizin gücüyle kontrol etmekten, akıllı kilitlerle eve anahtarsız erişim sağlama (ve erişim verme) imkanı tanımaktan, evinizin iç ve dış mekan kameraları ve alarmları ile güvenli olduğunu bilmenin gerçek huzurunun keyfini çıkarmaya kadar, günlük yaşamı basitleştirmek ve zamandan tasarruf etmek için tasarlanıyor.

- 180 yıllık bilginiz ışığında size göre dijital dönüşüm dünyasında güvenlik teknolojilerinde başka hangi konular öne çıkacak?

Dünya giderek dijitalleştikçe ve hayatlarımızdaki tempo yoğunlaştıkça, tüketicilerin her gün karşılaştığı sorunları çözmek için markaların uzun yıllar içinde geliştirdiği güvenlik uzmanlığı ve yenilikçi ruhlarını kullanmaları daha önemli hale geliyor. Akıllı kilitler ve uygulamalar, zaman baskısı altında yaşadığımız hayatlarımızı kolaylaştırmak için eve kargo teslimatı, kısa süreli ev kiralama, temizlik veya bebek bakıcılığı gibi hizmetler dahil olmak üzere çok çeşitli benzersiz imkanlar sunmaya olanak sağlayacak. Akıllı kilit sahipleri, ulaşmayan kargo teslimatları ve uygunsuz teslim alma konumları gibi gündelik zorluklar konusunda artık endişelenmek zorunda kalmayacaklar.

Yazının devamı...

Mersin’in üreten kadınları: Mersin Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi

26 Şubat 2021

Geçtiğimiz yıl sekiz kurucu ortak tarafından kurulan ‘Mersin Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi’, tarım, turizm, tekstil, gıda ve hediyelik eşya satışı gibi pek çok projeyi bünyesinde barındırıyor. Kooperatif, gıdada doğa dostu üretimi desteklemek ve kente özgü yerel tohumların ve tarımsal ürünlerin korunmasını sağlamayı amaçlıyor. Tabii ki, merkezinde kadınlar var... Mersinli kadınların ürettiği tarım, gıda, tekstil ve hediyelik eşya üretiminin ve organizasyonun yapıldığı, kooperatifin kurucu başkanlığını da yine bir kadın yürütüyor: Meral Seçer… Kendisinden kooperatif ile ilgili detayları konuştuk.

- Kooperatifinizin kuruluş hikayesi nedir?

Kooperatifimiz, geçtiğimiz yılın Kasım ayında 8 kurucu ortak ile kuruldu ve hemen ardından ‘Mersinden’ markası ile üretime başladık. Bildiğiniz gibi, üretim ve ürettiğimiz ürünlerin sürdürülebilir bir şekilde ekonomiye kazandırılması, tüm Türkiye’nin olduğu gibi kentimizin de öncelikle ele alması gereken konuların başında geliyor. Bu anlamda yeni dönemle birlikte özellikle kadın üreticiler ayağında bu konunun üzerine çalışmalar ve projeler yapılması gerekliliğini gördük. Kuruluşumuzun hemen ardından bir çok alan da kadınlara istihdam yaratabileceğimiz üretim çalışmalarımıza başladık.

- Üretici kadınlarla buluşmanız nasıl gerçekleşti?

Mersin Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi’nin ‘Gönüllülük Şubesi’yle birlikte Mersin’in 13 ilçesinde toplantılar düzenledik. Bu toplantıların amacı geniş coğrafyada farklı doku ve kültürlerde yaşayan kadınların sorunları, üretim alanları, ürünlerini hangi şart ve ortamlarda ekonomik kazanca dönüştürdükleri, bununla birlikte bu süreçte maksimum fayda elde edebilmek anlamında ihtiyaçlarının neler olduğunu tespit etmekti. Kadınlarımızla görüş alışverişinde bulunduk. Görüşmeler sonucunda yöremizdeki kadın emeğini değerlendirip, örgütleyip, var olan ya da yeni üretilecek ürünlere bir marka değeri katıp katma değere dönüştürecek, kadının sosyal ve ekonomik alanda var olmasının yolunun kooperatifleşmeden geçtiğine karar verdik. Kooperatifimizi bu düşünceler temelinde kurduk.

- Henüz çok yeni olan bu oluşum için 2020 nasıl geçti?

2020 yılı, kooperatifimiz için üretim yılı olduğu kadar stratejilerimizi ve sistemimizi de oluşturduğumuz bir yıl oldu. Bu amaçla geçtiğimiz Şubat ayından itibaren 71 katılımcımız ile tam 19 hazırlık toplantısı ve sonrasında yaptığımız çalıştay ile birlikte 2021-2024 dönemi stratejik planımızı hazırladık. Toplam 10 ortakla devam ettiğimiz 2020 yılında yaptığımız faaliyetler ile 305 kadının hayatına dokunduk. Birlikte üretimler yaptık. Eğitimler düzenledik. Ve hazırlamış olduğumuz stratejik planımızda da belirttiğimiz gibi amacımız 2024 yılı itibari ile 100 kadın ortak ve birlikte çalışacağımız kadın sayısında 1000‘e ulaşmak.

Yazının devamı...

Hollywood’un yıldızı Türk: Mustafa Yazıcıoğlu

18 Şubat 2021

Türkiye’de yaptığı akademik kariyerinin sonucunda sektördeki uzmanlığı ile tanınan ve bilinen Türk besteci Mustafa Yazıcıoğlu, yer aldığı projeler ile dünyanın da önde gelen isimleri arasında anılıyor. Film müziği çalışmalarına Amerika’da başlayan ve kariyerini Los Angeles’ta sürdüren Yazıcıoğlu, ilk deneyimini 2005 yılında yönetmenliğini ‘Yüzüklerin Efendisi’ üçlemesinin yönetmeni Peter Jackson’un yaptığı ‘King Kong’ filmindeki asistanlığı ile yaşadı. Türkiye’deki ilk uzun metraj film çalışmasını, 2010 yılında yönetmenliğini Ahmet Faik Akıncı’nın yaptığı ‘Kubilay’ filmi ile gerçekleştirdi. Yazıcıoğlu, bugünlerde film müziği alanındaki en büyük projem dediği Oscarlı aktör ve film yapımcısı Forest Whitaker’in yapımcılığını, Alex Ardenti’nin de yönetmenliğini üstlendiği ‘The Driver’ filminin müziklerini besteliyor. Şimdilerde yeni single'ı M.O.N.O.L.O.G.U.E'un heyecanını yaşayan Yazıcıoğlu ile müziğe ve yeni projelerine dair konuştuk...

- Öncelikle müzik yolculuğunuz nasıl başladı?

1981 yılında Polonya’nın Varşova kentinde doğdum. 7 yaşımda ailemle birlikte Türkiye’ye geldim. Müzik eğitimime 6 yaşımda piyano dersleri ile başladım. 15 yaşıma kadar klasik piyano repertuvarı çaldım. Daha sonra Prof. Dr. Elsner Barteleo ile bestecilik, kompozisyon ve orkestrasyon çalışmaya başladım. İlk bestelerimi solo piyano için bestelemeye başladım. Lise dönemimdebir yandan Feyza Sönmezöz ile piyano çalışmaya devam ederken bir yandan da Prof. Dr. Server Acim ile kompozisyon, armoni ve orkestrasyon çalışmaya devam ettim. Onunla çalışırken kendisinin ilk tiyatro müziği çalışmalarına da tanıklık ettim. Görüntü ve müziğin büyülü dünyası beni içine almıştı. Çocukluğumun kült filmi, ‘Geleceğe Dönüş’ üçlemesindeki Alan Sylvestri imzalı filim müzikleriyle tanışmak film müziği besteleme isteğimin asıl oluşmaya başladığı ve tutkuya dönüştüğü dönem oldu.

- Hayallerinizin giderek büyümeye başladığı dönemde kariyer planlarınız nasıl değişti?

Lise bittikten sonra İstanbul Teknik Üniversitesi’ni kazandım ancak devam etmedim. 1 yıl sonra Yıldız Teknik Üniversitesi Duysal Sanatlar Kompozisyon Bölümü’nü kazandım. Üniversite hayatımın ilk yılında internet ile tanıştım. Aslında internet bana müzik kariyerim konusunda yeni kapıları aralamış oldu. Türkiye’de film müziği besteciliği konusunda yapmış olduğum araştırmalardan yeterli sonuçlar alamamıştım. Bu alanın akademik bir alan olduğunu Amerika’daki okulları araştırırken farkına vardım. Üniversitenin 3. sınıfındayken Kanada’daki bir Türk arkadaşım sayesinde Türkiye dışında bir okulda daha eğitim alabileceğimi ve Amerika’da 'Thornton School Of Music’te film scoring eğitimleri verildiğini öğrendim. ‘Film Scoring’ hakkındaki ilk bilgileri online eğitim alarak bu üniversitede aldım.

Sektörde tanınmış film müziği bestecilerinin online seminerlerine katıldım. Daha sonra Berklee College Of Music’in ‘Film Scoring’ bölümüne başvuru yaptım. Başvurum kabul edildikten sonra hayatımın asıl serüveni başlamış oldu. Sektörde yer almaya başladığım projelerde bu işin ne kadar disiplin gerektiren bir iş olduğunu anladım. Türkiye’ye döndükten sonra aynı departman kültürünü ve çalışma şeklini burada sektör içinde uygulamaya başladım ama beklediğim gibi bir gidişat olmadı. Bu doğrultuda hedefim, mesleğimin sektörel gereksinimlerini dünyanın kabul ettiği standartlarda devam ettirmek ve bunu kendi ülkemde de sağlamak.

- Amerika ve Türkiye olarak her iki ülkede de çalışmalarınızın devam edeceğini anlıyoruz. Çalışmalarınızı nasıl yürütmeyi planlıyorsunuz?

Çalışmalarım her iki ülkede de devam ediyor. Amerika'da Los Angeles / California’da stüdyom var. Türkiye’deyken de internet yoluyla Amerika’daki işlerimi yürütebiliyorum. Türkiye’de de bir stüdyo kurma hazırlıkları içerisindeyim. Stüdyo sadece bana özel bir alan olmasının yanı sıra anı zamanda diğer sanatçıların ve eğitim almak isteyen öğrencilerin de katılım gösterip ayrıcalıklı hissedebileceği bir yapı olacak.

Yazının devamı...

Ev-ofislerde pandemi stili

10 Şubat 2021

Ev-ofis kavramının güçlenmesi ve dijital dünyaya hızlı bir şekilde adapte olmaya başlayınca rahat ve özgür çalışma ortamları yükselişe geçti. Evden çalışma, işini evden yönetmek, evde moda, evde şık giyim gibi kavramlar hayatımızın merkezi haline geldi. Peki, bu yükseliş evden çalışma sisteminde giyim tarzımızı nasıl etkiledi? Ev giyim modasındaki son trend belirleyiciler neler oldu? En önemlisi ise bu süreç iş motivasyonumuza nasıl yansıdı? İletişim, Marka ve İmaj Danışmanı, Dr. Burçak Ilıman yanıtladı...

- Evden çalışma sistemi çalışanların stilini nasıl etkiledi?

Dünya Sağlık Örgütü'nün Covid-19'u salgın ilan etmesinin üzerinden 11 ay geçti. Birçoğumuz aniden evden çalışmaya geçiş yaptık ve yepyeni bir döneme başladık. Nasıl iletişim kurduğumuz, bağlantı kurduğumuz ve yarattığımız ‘karma’ bir çalışma tarzı geliştirdik. Ofislerimiz sanal oldu, günlük sosyal etkileşimleri kaybedersek bunun ne anlama geleceğini ilk bir hafta çok sorguladım. Şimdi geldiğimiz noktada yapılan araştırmalar gösteriyor ki çalışanların çoğu, eski çalışma tarzına asla geri dönmek istemiyor. Yalnızca yüzde 12'si tam zamanlı ofis çalışmasına dönmek isterken yüzde 72'si hibrit uzak ofis modelinde devam etmek istiyor. Tabii ki, bunu yıllardır yapan insanlar da var. Her sabah işe gidiyor gibi kalkıyor ve üzerini değiştiriyor kendi için ayırdığı çalışma alanında güne başlıyor.

Evden çalışma sisteminin pandemi sonrasında yaygınlaşması, markaların ‘ev giyim‘ koleksiyonları hazırlamasını hızlandırdı. Özellikle dijital toplantılarımız için üstümüze giydiğimiz bluz, ceket ve aksesuarlar daha da önem kazandı. Hatta bazı markalar yeni evden çalışma stilimizle ilgili #altıevüstüiş diyerek eğlenceli bir reklam kampanyası bile hazırladı.

İnternetten satışın ve E-ticaretin de patlama yaptığı bu dönemde yapılan araştırmalar en fazla; ev kıyafeti, pijama takımı, eşofman takımı, terlik gibi rahat giyim ürünlerinde bir artış yaşandığını gösteriyor.

Ne kadar çalışıyor da olsak mutlaka rahat etmek istiyoruz bu sebeple satın aldığımız kıyafetlerin kumaşlarının elastik olmasına önem verdik. Çok kalın ve kaba kumaşlar yerine yumuşak ve elastik kumaşlardan yapılan giysiler tercih ettik. Bununla birlikte hareket kabiliyetimizi kısıtlayıcı her şeyden uzak durduk. Benim tercihim rahat bir tayttı mesela herkesin tercihleri farklı olabilir.

- Evden çalışma sistemindeki giyim tarzı iş motivasyonunu nasıl etkiliyor?

Yazının devamı...

Hayatınızdaki blokajları çözün

3 Şubat 2021

Uluslararası Thetahealing Eğitmeni İpek Senem Aydın, ‘Bu teknik, açık ve net bir şekilde geçmiş deneyimlerimizin bizde yarattığı olumsuz durumları, engelleri, blokajları hızlıca yapılandırır. Kendi istediğimiz hayatı kurabilmemize yardımcı olur” diyor. Detaylar röportajımızda...

- Thetahealing tekniğinin nasıl bir bilimselliği var?

Thetahealing tekniği zihnimiz, bedenimiz ve ruhumuz için yaptığımız her şeyde erdemler geliştirerek, pozitif düşüncelerle hayatı yaşamamızı ve sınırlayıcı inançları anda dönüşmesini sağlayan bir meditasyon yöntemi. Kişi, theta beyin dalgasındayken bilinç açık olarak artık ona hizmet etmeyen blokajları bulur ve bunları pozitif inançlar ile değiştirebilir. Bu tekniğin kurucusu Vianna Stibal, “Thetahealing’i daha iyi insanlar olmamız için zihnimizi theta frekansında yeniden programlamaktır” olarak ifade eder. Thetahealing herhangi bir dil, din, ırk gözetmeksizin herkes tarafından kullanılabilir ve uygulanabilir.

- Pandemi süreci pek çok kişinin hayatında ciddi fiziksel ve ruhsal değişimlere neden oldu. Bu süreçten en sağlıklı şekilde çıkmak için de Thetahealing’e talep arttı. Sizin bu konuya dair gözlemleriniz neler?

Pandemi sürecinde genel olarak kişilerin farkındalığı arttı. Herkes neden aynı döngülerin içinde olduklarını, neden hep aynı deneyimleri çektiklerini anlamak için kendilerini ve yaşamlarını sorgulamaya başladılar. Hiç farkında olmadığımız o kadar çok sınırlayıcı inançlarımız var ki..

Bildiğiniz üzere artık bilim insanları da kanıtladılar ki atalarımızın yaşadığı acı verici deneyimler bizlere genetik olarak geçebiliyor. Şu anda parasal sıkıntılar yaşayan, ne yaparsa yapsın bir türlü maddi blokajlarını çözemeyen kişilerin, atalarının kıtlık ve zor zamanlarında yaşadıkları deneyimleri tekrarladığına rastlıyoruz. Atalarından gelen genetik blokajları Thetahealing ile dönüştürdüğümüzde artık aynı deneyimleri tekrarlamak zorunda kalmayıp, bolluk ve berekete de kucak açmış olabiliyorlar.

- Hayatımız boyunca karşılaştığımız her zorluğu bilinçaltımızla çözüme kavuşturabilir miyiz?

Yazının devamı...