Şehirler filmlerle güzel

Her şehrin bir ruhu vardır ve bazı filmler bunu size öylesine duyumsatır ki, o şehir adeta sizi içine çeker; sokaklarında gezdirir. İşte size böyle filmlerden bir seçki

Turist bir yere vardığında evine geri dönmeyi düşünür, oysa bir gezgin hiç geri dönmeyebilir.” Turist ve gezgin arasındaki farkı belki de en iyi açıklayan bu cümle “Çölde Çay” filminin ilk sahnesinden. Hani insanı izlerken büyüleyen, içine çeken ve mutlaka gidip buraları görmeliyim dedirten filmler vardır ya, içinizi Kuzey Afrika’yı keşfetme merakıyla dolduracak 1990 yapımı Bertolucci filmi “Çölde Çay” da bunlardan biri.

Şehirler filmlerle güzel


Haydi, gelin bu hafta evimizde filmler eşliğinde dünyanın en güzel şehirlerine çevirelim rotamızı. Giritli efsane yazar Nikos Kazantzakis’in ölümsüz romanından 1964 yılında beyaz perdeye uyarlanan “Zorba”, ünlü Yunan besteci Mikis Theodorakis’e ait müzikleri, Anthony Quinn, Alan Bates ve Irene Papas gibi oyuncularıyla kült bir filmdir. Girit’in köy yaşamını, ada hayatını anlatan, Hanya kentini detaylarıyla gösteren ve kalplere dokunan 3 Oscarlı “Zorba”, aslında yıllardır gerçek bir turizm reklamı olmuştur Yunanistan için. Filmin finalindeki sirtaki dansı sahnesinin çekildiği yer olan Kokkino Chorio köyünün Stavros plajı bugün artık o eski haline benzemese de hâlâ “Zorba” hayranlarını ağırlıyor.


Şehirler filmlerle güzel


New York sokakları

Şehirler içinde plato olarak en çok kullanılan hiç şüphesiz New York’tur ve benim aklıma gelen ilk üç film: Truman Capote’un romanından uyarlanan ve Audrey Hepburn’ün oynadığı Oscar ödüllü “Tiffany’de Kahvaltı”; Martin Scorsese’nin yönettiği, Robert de Niro’nun oynadığı 1976 yapımı çok ödüllü “Taksi Şoförü” ve Woody Allen’in oynayıp yönettiği 1979 yapımı gene çok ödüllü “Manhattan”. Tüm dış çekimleri New York sokaklarında geçen “Tiffany’de Kahvaltı”da oyuncularla birlikte New York’ta sokak sokak dolaşacak, “Taksi Şoförü”nde, Robert de Niro ile gezerken de şehirde girmediğimiz bir sokak kaldı mı diye kendinize soracaksınız. “Manhattan” ise sizi Beşinci Cadde, Guggenheim Müzesi, Broadway, Lincoln Center, Madison Caddesi, New York Limanı başta olmak üzere, küçük dükkanlardan restoranlara her yere götürecek.


Şehirler filmlerle güzel

Paris’in büyüleyiciliği

Dünyanın en romantik şehirlerinden biri olan Paris için de çok sayıda film var. Benim aklıma gelen iki film: 2011 yapımı “Paris’te Gece Yarısı” ve 2001 yapımı “Amelie”. “Paris’te Gece Yarısı” sizi günümüz Paris’inin müzeleri, tarihi eserleri, arka sokakları, antikacıları arasında gezdirirken, birdenbire 1920’lerin Paris’ine götürüp Picasso, Dali, Degas, Fitzgerald, T.S. Eliot, Gertrude Stein gibi dönemin sanat çevresiyle aynı masaya oturtuyor. “Amelie”de ise Amelie ile birlikte Notre Dame Katedrali, Cafe de Deux Moulins, Lepic Caddesi, Saint Martin kanalı, Gare de l’Est ve Sacre-Coure gibi Paris’in muhteşem mekânlarında dolaşmanın keyfini çıkarıyorsunuz.

Barcelona, Roma, Tahran, Viyana

1972 yapımı ve ödüllü Fellini filmlerinden biri olan “Roma”yı anmadan geçmeyelim. Bir şehir geçmişi ve bugünüyle ancak bu kadar güzel gözler önüne serilir. Animasyon da olsa 2007 yapımı ödüllü “Persepolis” filminde Tahran’ın sokaklarında gezebilir, şehrin tarihi ve kültürel mekânlarını görebilirsiniz. Geçip giden zamanın asla geri gelmeyeceğini ve hayatın her anını dolu dolu yaşamak gerektiğini hatırlatan 1995 yapımı “Gün Doğmadan” filmi de sizi dünyanın en güzel şehirlerinden biri olan Viyana’nın sokaklarında dolaştırırken bu şehre âşık edecek.


Şehirler filmlerle güzel