Seyyahların izinde

Diyelim ki internetimiz yok; gezerek, görerek, okuyarak veya gidip gören ve okuyandan dinleyerek öğrendiğimiz o zamanlardayız… Seyyahların adımlarını izleyerek, yazdıklarını okuyarak geçmiş zamanın içinde bir yolculuğa ne dersiniz?

 

Neredeyse tüm dünyanın evde oturmak zorunda kaldığı bugünlerde sizi çok farklı bir yolculuğa çıkarmak istiyorum. Haydi, gelin internetin, bugün sahip olduğumuz teknolojilerin hiçbirinin olmadığı dönemlere gidelim, eski çağlardan günümüze seyyahların ve yazdıkları seyahatnamelerin izini sürelim. Birkaç haftaya yayılacak yazılarımda antik çağların gezgini Herodot’tan Matrakçı Nasuh’a, Evliya Çelebi’den 19. yüzyılın kültür turizmini keşfeden Avrupalı gezginlere ve günümüz turizminin duayeni Halikarnas Balıkçısı’na kadar uzanacağız.

Gerçek anlamda bir gezgin olabilmek için mutlaka bu insanların eserlerini okumak, incelemek gerek. Yazdıkları kitaplar, seyahatnameler, yaptıkları çizimler, resimler, gravürler, minyatürler hepsi yaşadıkları dönemleri belgeleyen çok kıymetli eserler. Hepsi de dünyanın o dönemlerdeki tarihi, coğrafi durumu, demografik yapısı vs. hakkında son derece önemli ve detaylı bilgiler içeriyor. Biz şimdi çok eskilere gidelim. Uygarlıkların doğduğu coğrafyaya, Akdeniz’in doğu kıyılarına. Bağrından sayısız şair, filozof, tarihçi ve büyük bilim adamları çıkaran “Akdeniz Uygarlığı”na yani Anadolu’ya.

Bodrumlu Herodot

Dünyanın bilinen ilk gezgini olan ve tarihin babası diye anılan Herodot ile başlayalım. Herodot MÖ 5. yüzyılda Karia’nın başkenti Halikarnassos’ta (bugünkü Bodrum) doğmuştu. Ana dili Karia diliydi ama İon lehçesinde yazardı. İnsanı hayretlere düşürecek kadar çok seyahat etmiştir. İran, Mısır, Libya, Babil, Susa, Elam, Frigya, Çanakkale, Bizans, Trakya, Makedonya, İskit, Tuna boyları, Don havzasına kadar Karadeniz karış karış gezdiği yerlerden bildiklerimiz. Gezdiği yerlerin geleneklerini, törelerini araştırmış, bazen ufak bir detayı incelemek için yolunu değiştirmiş, topladığı tüm bilgiyi daha sonra oturup İonia dilinde açık açık herkesin anlayabileceği tarzda ve “Historia” yani “Tarih” adını verdiği bir kitapta toplamıştır.

Herodot’un yazdığı bu kitap, İon dilinin en güzel yapıtlarındandır. Kompozisyon ve düzen içeren yazılardan oluşan dokuz kitabı bir araya getiren ve insanoğlunun elinden çıkan ilk büyük tarih kitabıdır. Bugün Batı dillerinin çoğunda “historia” diye geçen tarih sözcüğünün kökenini ve ne anlama geldiğini biliyor muyuz?

Historia sözünün anlamı

Eski Yunancada “historein” diye bir fiil vardır. “Öğrenmeye çalışmak, araştırmak, incelemek, keşfe çıkmak, bir ülkeyi, bir kenti gezerek tanımak, sormak, soruşturmak, sorarak bilgi edinmek”, “bilmek, tanımak” ve “sözle ya da yazı ile bildiğini aktarmak” anlamına gelir. Bu fiilden türeyen “historia” sözcüğü de araştırma, bilgi edinme ve keşif, bunun sonucunda elde edilen bilgilerin dile getirilmesi, anlatılması demektir.

Kitap şu cümleyle başlar: “Bu Halikarnassoslu Herodotos’un kamuya sunduğu araştırmadır.” Azra Erhat da der ki: “Tarihin babası denilen adam, ‘Bu Halikarnassoslu Herodotos’un kamuya sunduğu araştırmadır’ derken, ne böyle büyük bir unvan kazanacağını, ne de bugün bile tartışmalı bir kavram olarak yaşayan tarih bilimine yol açacağını aklından geçirmiştir. Düz yazının yaratıcısı sayılan Herodot’un bu merakı ve gezip kaydetme sevdası sayesinde bu çağ hakkında bu kadar bilgimiz var, yoksa arkeoloji kazılarından çıkacak çanak çömlekten anlamaya çalışacaktık çoğu şeyi. Tarih dışında, coğrafya, etnoloji, antropoloji, mitoloji, filoloji gibi pek çok bilim dalı ve konusu onun girişimi ve atılımı ile oluşmuştur.”

Neredeyse 2 bin 500 yıl öncesinin şartlarında nasıl bir görme ve öğrenme sevdasıyla yollara düşmüş olabileceğini düşünürsek gerçek gezginin Herodot olduğunu görürüz. Bizler için gene yollara düşme vakti gelene kadar Türkçesi en son Remzi Kitabevi’nden çıkan “Herodot Tarihi” kitabını okumanızı hararetle öneririm.