Ders aldığım anılarım - 4

13 Aralık 2020

Arkadaşlar, burada yazdıklarım ya bizzat şahit olduğum, ya da yaşayanı birebir tanıdığım olaylardır. Çapa Tıp Fakültesi'nde zengin olan çaycı hikayesi ise üniversitenin eski hocalarının hepsinin bildiği gerçek bir olaydır. Daha yazacak çok şey vardı ama birebir şahit olmadığım olayları (kalp ameliyatında yere düşen ve yedeği olmadığından mecburen kullanılan kalp kapakçığı hikayesi gibi) ve başıma bela açabilecek bir olayı yazmadım. Dertsiz başıma dert almamı da istemeyin.

SAĞLIKTA KAR ZARAR HESABI OLUR MU? OLUYOR...

Yıllar önce (yaklaşık 18 sene olmuş) çalıştığım bir hastanede hastaların bekleme yerinde bir şikayet kutusu bulunuyordu. Kutuya hep şöyle dışından bir göz atardım, okunabilen bir şikayet var mı diye... Bir gün baktım, biri kutuya attığı kağıdı katlamamış ve yazdıkları cam kutu dışından okunabiliyor. Aynen şöyle yazmış hasta:

"Tam üç haftadır xxxx tahlilini yaptıramadık. Cihaz bozukmuş. Bir özel hastanede bir cihaz 3 hafta nasıl bozuk olur?"

Bu şikayet ilgimi çekti. Gerçekten özel hastanede bir laboratuvar cihazının 3 hafta bozuk olması normal değil. Ben de gittim laboratuvara, bu durumun sebebini sordum. Hastalardan biri böyle böyle şikayet kutusuna şikayetini yazıp atmış, hangi cihaz 3 haftadır arızalı diye sordum. Aldığım yanıt aynen şöyle oldu, "Hocam, cihaz bozuk değil aslında, çalışır vaziyette. Ama devlet sevki ile gelen hastalara aletin bozuk olduğunu söylüyoruz, çünkü devletin ödediği para bu cihazın giderinden az. Devlet sevkli gelen vakalarda bu cihazı kullanırsak zarar ediyoruz, biz de bu hastalara cihaz bozuk diyoruz, o tahlili yapmıyoruz."

Rüyamda görsem böyle bir olaya inanmazdım, kendi gözlerimle şahit oldum. Hasta var, cihaz çalışıyor, hasta özel hastaneye geliyor ve kasıtlı olarak o tahlil yapılmıyor. İnanılmaz bir olaydı. Bence ülkemizde sağlık sisteminde yapılan yanlışları çok güzel özetleyen bir olay. Bu durumu sorduğum bir hastane yetkilisi şöyle demişti, "Hocam, sosyal güvenlik kurumu hastanelerle paket anlaşma yapıyor. Paketteki tüm işlemleri yapmak zorundayız ama bazısından kar ederken, bazısından zarar ediyoruz. Bu yüzden zarar ettiğimiz testleri yapmıyoruz." Özel hastaneler devletin kamu hastanesiymiş gibi çalışıp bir yandan da kar etmeye çalıştıkça bu sorunlar hallolmaz. Sağlık harcamasından tasarruf olmaz. Bu olay dediğim gibi 18 yıl öncesinin olayı. Şimdi şehir hastanelerinde bu işler nasıl yürüyor bilmiyorum.

----------------

DOKTORLARIN MESLEKİ RİSKLERİ HAKKINDA BİR ANI...

Yazının devamı...

Ders aldığım anılarım - 2

26 Kasım 2020

Bir önceki yazımda başladığım "Ders aldığım anılarım" serisinin ikinci yazısına hoşgeldiniz.. Bu kez estetik cerrahi ile ilgili enteresan anılarımı paylaşıyorum sizinle.. Yalnız emin olun çok daha acayip şeyler başıma geldi. Bunlar burada paylaşabildiklerim sadece..

-----------

KADINLARIN GÜZELLİK UĞRUNA KATLANAMAYACAKLARI ŞEY YOKTUR!!

Benim yaz tatillerinde en büyük zevkim, gittiğim tatil yerindeki turlara katılmaktır. Bilirsiniz böyle tatil yerlerinde tekne turları olur ve kaptan sizi gün boyu o bölgenin en güzel koylarına götürür. Böyle bir tura katılmıştık. Bizim kaptan o gün tekneyi öyle bir koya çekti ki, su buz gibi.. Bırakın denize girip yüzmeyi, ayağımızı sokamıyorduk. "Kaptan, naaptın yaa. Burada denize giremeyiz" şeklinde şikayetler başladı... Özellikle soğuk suya giremeyen bayanlar isyan etti..

Kaptan, baktı ki teknede isyan çıkıyor, hemen eline mikrofonu aldı ve yolculara seslendi: "Sayın konuklarımız, bu koyun çok önemli bir özelliği vardır! Suyu soğuktur, çünkü bu koyda denizin içinden kaynak suyu çıkmaktadır. Burada, bu soğuk suya özgü bakteriler yaşamaktadır ki bu koya özelliğini veren de sudaki bu bakterilerdir. Bu bakteriler sayesinde bu koyun suyu her türlü cilt hastalığına iyi gelir, cildinizin gençleşmesini sağlar, kırışıklıkları giderir!"

Kaptan "...kırışıklıkları giderir!" dedikten hemen sonra teknedeki tüm bayanlar balıklama suya atlamıştı bile.. Ben böyle bir şey hayatımda görmedim! Az önce suyun soğukluğundan şikayet eden ne kadar bayan varsa şimdi suda idi!

Aldığım ders: Kadınlar estetik, güzellik uğruna çok şeye katlanabiliyor..

----------

Yazının devamı...

Ders aldığım anılarım - 1

9 Kasım 2020

Yıllar önce web sitemde ilginç anılarımı yazıyordum. Çok ilgi çekiyordu. Bir ara kitap haline getirmeyi düşündüm ama işten güçten hiç vakit olmadı bunları derlemeye. Tıp konularından zaman buldukça burada bu anılarımı da paylaşmaya karar verdim. Zaten tıbbi konularda çok yazmaya değer bir şey olmadıkça yazmıyorum. Aralarda bu tarz şeyler yazmam eminim hoşunuza gidecektir. Başlayalım... En baştan... Tıp fakültesi 1. sınıf...

-------------

OKUL MU, HASTANE Mİ?

Tıp fakültesine gelen lise mezunu her genç, mutlaka travmatik bir olay yaşar ve geldiği yerin aslında sadece bir okul olmadığını; orada gerçekleşen olaylarda insan hayatının söz konusu olduğunu öğrenir.. Ben de 'olayın ciddiyetini' hocalarımdan birinden yediğim güzel bir fırça sayesinde öğrenmiştim..

Tıp fakültesi 1. sınıf öğrencileri acil servislere pek meraklıdırlar. Asıl 'aksiyon' oralarda olmaktadır ve acil servislerde öğrenilecek çook şey vardır.

Daha birinci sınıfta iken biz de takıldık acil servislerde salak salak. Daha neyin ne olduğunu bilmiyoruz, ortalıkta takılıp acil çalışanlarının ayaklarına dolanıyorduk. Kimse de hevesimizi kırmamak için 'burada ne yapıyorsunuz veletler, sizin için daha çok erken buralarda takılmak' falan demiyordu..

Bir gün dahiliye aciline bir hasta getirdiler. Adam sedyede hareketsiz yatıyor. Başında da hocalarımızdan biri kara kara düşünüyor, hastanın tahlil sonuçlarını okuyor, hastanın koma durumunun sebebini çözmeye çalışıyordu.

Dedim ya size, yeni tıp öğrencisi olayın ciddiyetini bilmez. İllaki travmatik bir olay yaşayacak da tıbbiyenin liseden farklı olduğunu öğrenecek.

Yazının devamı...

Estetik mağduru olmamak için..

5 Kasım 2020

Yakın zamanda bir dergi (Tüketici dostu) ile "estetik mağdurlarının hakları" üzerine bir röportaj gerçekleştirdim. Bu konuyu biraz daha genişçe, örneklerle yazıya dökmeye karar verdim. Bu konuda en çok merak edilen, hastanın hakkını nasıl arayacağı. Hasta, doktorunu kime şikayet edebilir? Hakkını aramak için nereye başvurmalı? Tazminat alma şansı nedir? Hastanın hakları nelerdir? Avukatlar, tüketici haklarını koruma dernekleri vs. bu sorulara cevap arıyor. Bence bunlardan önce cevaplanması gereken, daha önemli başka sorular var. Örneğin:

1) Hastaların sorumlulukları nelerdir?

2) Hastalar mağdur olmamak için ne yapmalı?

Öyle ya, herkes "hasta hakları" deyip duruyor; ama hasta haklarından önce "hastanın sorumlulukları" geliyor bana kalırsa. Emin olun bir hasta mağdur olmuşsa bunun sorumluluğunun bir kısmı hastanındır. Hastalar öyle ciddi yanlışlar yapıyorlar ki, sonunda mağdur olunca hemen işlemi yapan doktorun yakasına yapışıyor; ama kendi yanlışlarını görmezden geliyor. Bunları madde madde yazayım yine; okuması kolay olsun.. İçimden bir ses, bu yazının biraz uzun olacağını söylüyor. Son paragrafta özet geçeceğim, okumaya üşenen varsa direkt son paragrafı okusun lütfen..

- Hastanın sorumlulukları: Bu konu her zaman (lafın gelişi demiyorum, gerçekten herrr zaman!) göz ardı ediliyor. Neden? Çünkü yapılan bir estetik uygulamanın yada işlemin sonuçlarından her zaman 100% doktor sorumlu tutuluyor. Yok böyle bir şey. Böyle bir dünyada yaşamıyoruz! Hasta, kendi isteği ile gelip bir işlem yaptırıyorsa hastaya düşen sorumluluklar da var. Ben hasta-doktor ilişkisini evliliğe benzetiyorum. Nasıl ki evlilikte her iki tarafın da sorumlulukları oluyor, hasta-doktor ilişkisinde de sorumluluk tek tarafa ait değildir. Hastanın, yapılan işlemin sorumluluğunu doktoru ile birlikte paylaşması gerekir. "Ben kendi isteğim ile geldim, şu işlemi istiyorum ama bir sorun çıkarsa sen sorumlusun". Böyle bir dünya yok maalesef. Hastaların doktorlarını doğru seçmek, yapılacak işlemle ilgili yeterince araştırmak ve doktorundan bilgi almak gibi sorumlulukları vardır. Bu kadar da değil. Doktorun ameliyat / işlem sonrası önerilerine uymak, kontrollerine zamanında gelmek, iletişimi kesmemek gibi sorumlulukları da vardır. Doktor seçimi zor, biliyorum; ama en azından doğru uzmana gidiniz. Son yıllarda estetik cerrahinin artan popüleritesi yüzünden tüm diğer uzmanlık dalları estetik cerrahiye merak saldı. Meme kanseri ameliyatı yapan genel cerrahlar meme estetiği yapmaya başladı. Uzmanlık eğitimi sırasında göz küresinin hastalıklarını öğrenen göz hastalıkları uzmanları, göz kapağı estetiği yapmaya başladılar. Halbuki bir organın anatomisini bilmek, hastalıklarını tedavi etmekle o organın estetik ameliyatlarını yapmak tamamen farklı şeyler. Plastik cerrahi uzmanları 6 yıllık ihtisasları boyunca aldıkları eğitimde her vücut bölgesi için ayrı bir estetik anlayış öğreniyor. Ameliyat sırasında doğru sonuca varmak için doğru teknik düşünce tarzını öğreniyorlar.

Örnek vereyim: En basitinden göz hastalıkları uzmanlarının merak saldığı göz kapağı estetiğini ele alalım. Göz kapağı estetiği yapmak için cerrahın göz anatomisi bilmesi yetmez. Olay sadece göz ve göz kapakları ile sınırlı değildir. Göz kapakları sarkık bir kişi, istemeden kaşlarını kaldırır, bu şekilde sarkmış gözkapaklarını da kaldırmaya çalışır. Kaşlarını yukarıda tuttuğu için alnı kırışır. Bu gibi kişilerde sadece gözkapağı estetiği yapılırsa yanlış olur, çünkü gözkapağında sarkıklığı giderilen hasta, artık kaşlarını kaldırmaz. Kaşlarını kaldırmaya gerek duymaz. Bu yüzden ameliyattan kısa süre sonra kaşları düşer. Yani bu hastalar ele alınırken gözkapağı, kaşlar, alın, birlikte değerlendirilmelidir. İşte plastik cerrahların 6 yıl aldıkları eğitimin bir kısmı, hastayı bütünsel olarak ele alıp yapılan estetik girişimin sonuçlarını önceden görebilmektir. Bir göz doktoru bunu yapamaz. Bu eğitimi alabilmesi için göz hastalıkları eğitiminin üzerine 6 yıl da plastik cerrahi eğitimi almalıdır. Estetik mağduru olmak istemeyen hastaların birinci "sorumluluğu" estetik cerrahi için bir plastik cerraha başvurmaktır. Doğru plastik cerrahı bulmak ayrıca zordur, kabul ediyorum; ama estetik ameliyat için genel cerrah yada göz doktoru yerine bir plastik cerrahı tercih etmek de zor değildir herhalde. Hem de daha akılcı olduğunu inkar edemezsiniz. Bakın, size ABD de yaşanmış bir olayı anlatayım. Bir kadın, kendini estetik cerrah olarak tanıtan bir doktora meme büyütme ameliyatı oluyor. Ameliyattan sonra memelerin görünümü tamamen farklı. Biri yukarı bakıyor, biri aşağı bakıyor. Doktoru ile olayı çözemiyor ve dava açıyor. Mahkemede doktorunun aslında göz doktoru olduğunu öğreniyor. Bu, yaşanmış, haber kaynaklarına geçmiş bir olaydır. Gördüğünüz gibi bu işler ABD de bile arap saçına dönmüş durumda. Bu yüzden doğru uzmana başvurmak, estetik mağduru olmak istemeyen hastaların bir numaralı sorumluluğudur. Doğru uzmana başvurmak ve ameliyat hakkında doğru bilgilenmek, zaten bir sorun çıkma ihtimalini oldukça düşürecektir.

- Tıpta garanti olmaz!: Hastaların düştüğü bir yanlış da estetik ameliyat olurken sonucun garantili olmasını istemeleri. En baştan, net olarak söyleyeyim, hatta büyük harflerle yazayım: TIPTA GARANTİ OLMAZ! GARANTİ VEREN BİR DOKTOR KESİNLİKLE YALAN SÖYLÜYORDUR!

Tıpta neden garanti olmaz? Çünkü yaşadığımız bu dünyada adına "komplikasyon" ve "bünye" denen şeyler var! Komplikasyon, kısaca tıbbi bir işlem sonucunda "istenmeyen ve beklenmeyen sorunlar" demektir. En basitinden, her ameliyatta dikişlerde açılma, kanama, enfeksiyon gibi sorunlar ortaya çıkabilir ve bunlara "komplikasyon" deriz. Hiç bir cerrah, hastalarında bu sorunlarla karşılaşmak istemez ama adı üstünde, bunlar zaten "istenmeyen ve beklenmeyen sorunlar"dır. Komplikasyon, hayatın bir gerçeğidir. Hatta ameliyattan önce hastaların imzaladıkları "aydınlatılmış onam formu"nda bu komplikasyonlar yazılıdır. Hasta, onam formunu, "bu riskler bana anlatıldı, formdan da okudum, anladım" diyerek imzalar. Hasta, onam formunu imzalayarak zaten ameliyatın risklerini kabul etmiş ve sorumluluğu doktoru ile paylaşmıştır. Bu gerçekler ortada iken "garanti istemek ve doktorun garanti vermesi" son derece saçmadır. Gerçekçi değildir. Lütfen doktorunuzdan garanti isteyerek kendinizi kandırmayın. Ameliyatın sorumluluklarını doktorunuzla birlikte üstlenmek yapılacak en doğru şeydir. Bunun için biraz çaba gösterip ameliyat hakkında iyi bir araştırma yapmalı, bilgilenmelisiniz. Hatta birden çok doktorla görüşüp bir kaç farklı görüş almalısınız. Ameliyattan sonra "Mağdur oldum! Doktorumu nasıl cezalandırırım?" diye oraya buraya koşturmaktan daha faydalıdır. Maalesef hastalar çocuk gibidir. Neden mi? Aşağıda anlatmaya devam ediyorum..

Yazının devamı...

Kadınların estetik yanılgıları

2 Ekim 2020

Cinsiyet ayrımcılığı yapıyorum sanılmasın ama yıllar içinde gördüğüm kadarıyla kadınların bazı estetik konularında yanlış anladıkları bazı şeyler var. Erkeklerin böyle belirgin bir şekilde yanlış anladıkları bir konu aklıma gelmiyor, ama kadınların bazı konularda çok vahim yanılgıları var. Bu yüzden bu konuda derli toplu bir yazı yazmak istedim. Çok uzun bir yazı olmayacak. Şu yazacaklarım gerçekten kafamı karıştırıyor. Kadınlar bu yanılgılara nasıl düşüyor anlamıyorum..

---

Beni en çok şaşırtan konu, bacak estetiği için başvuran bazı kadınların bacaklarını yukarıdan aşağı (ayak bileği dahil) dümdüz, aynı kalınlıkta istemeleri. Bu gerçekten çok garip. Hasta bu isteğini söyleyince "yani bacaklarınızı soba borusu gibi yukarıdan aşağı aynı kalınlıkta olsun istiyorsunuz, öyle mi?" diye sorduğumda "evet" diyorlar. Ben kulaklarıma inanamayarak defalarca farklı şekillerde soruyorum, yanlış mı anladım acaba diye. Hayır, kadın net olarak bacaklarını yukarıdan aşağı dümdüz, soba borusu gibi istediğini söylüyor. Bu istekle gelen bazı kadınlara "Siz sütun gibi bacak lafını yanlış anlamışsınız. Kadın bacağı yukarıdan aşağı aynı kalınlıkta olursa göze hiç hoş gelmez." dedim. Gördüm ki, bu düşüncem doğru! Bazı kadınlar gerçekten "sütun gibi bacak" lafını yanlış anlamışlar. Yukarıdan aşağı dümdüz, aynı kalınlıkta, antik roma tapınaklarının sütunları gibi bacak istiyorlar. İnanılmaz! Bu arada bu yazının bir mizah yazısı olmadığını belirtmek istiyorum. Bu yazdıklarım tamamen gerçek. İnanılmaz, hatta trajik! "Sütun gibi bacak" lafını yanlış anlamışsınız dediğim ilk hastamın yüz ifadesini hala aynen hatırlıyorum. Bana "makbul bacak öyle değil midir?" diyerek ciddi ciddi soran bakışlarla bakmıştı. Bu hastalara anlatamıyorum; kadın vücudunun feminenliği kıvrımlarından; bazı bölgelerin yuvarlak ve dolgun, bazı bölgelerinin ince ve narin olmasından kaynaklanır. Hatta ayak bileğine halhal takılması bu yüzdendir. Ayak bileği ince ise halhal daha güzel durur, ayak bileğini narin gösterir. Hastalarıma bazı mankenlerin fotoğraflarını gösteriyorum. Bacakların üst kısmı kalın ama dümdüz değil, kalçadan aşağı indikçe inceliyor. Diz çevresi ince. Dizden aşağı baldır kısmı narin bir kavisle dolgunlaşır, ayak bileği yine incedir. Hastalarıma cam kola şişesini hatırlatıyorum. Kıvrımlı şekilli bu şişe, kadın vücudundan esinlenilerek şekillendirilmiştir. Hastaya "siz şimdi böyle kıvrımlı değil, teneke kutu kola gibi dümdüz, aynı kalınlıkta bir bacak mı istiyorsunuz?" diye sorduğumda bazen "evet aynen öyle" cevabını alıyorum. Bu gibi hastaları ameliyat etmedim. İstedikleri ameliyatı yapsam ve odun (yada soba borusu... yada tapınak sütunu) gibi bacaklar yapsam eminim memnun olmayacaklar. Bu hastalar eminim başka kliniklere başvurmuştur.. Çok ilginç gerçekten.

---

Bir de meme ucu çevresinde sivilcelerden şikayet eden kadınlar var. Bu hastalar meme başı çevresini çevreleyen "sivilcelerin" alınması için başvuruyor. Bu sivilce dedikleri aslında tıpta "montgomery tüberkülü" denen yağ bezcikleri. Bu bezler meme ucunu koruyan ve nemlendiren, ayrıca meme ucuna hafif koku veren yağ kesecikleridir. Tamamen normal bir anatomik oluşum yani. Bazı kadınlarda çok belirgindirler, bazısında ise neredeyse hiç fark edilmez. Yine de kadınların kendi vücutlarını tanımamaları bana ilginç geliyor. Meme ucu çevresinde böyle ufak çıkıntılar olduğunu nasıl bilmezler anlamıyorum. Kendisinde montgomery tüberkülleri belirgin olmayabilir ama yine de bunun normal bir anatomik yapı olduğunu bilmeleri gerek diye düşünüyorum.

---

Bir de yüzündeki tüm çizgilerden, nasolabial oluktan ölesiye korkan, bu çizgilerin tamamen "yok edilmesini" isteyen kadınlar var. Bakın, şurasını netleştirelim: normal anatomik yapılarla, yaşlılık belirtilerini ayırt edelim. Öncelikle şunu belirteyim; yüzün doğal görünmesi için yüzün estetik ünitelerinin arasındaki sınırları bozmamak lazım. Estetik ünite dediğimiz şey, yüzün normalde ayrı ayrı algılanması gereken bölgeleridir. Mesela göz çevresi. Mesela ağız çevresi. Mesela elmacık kemiği bölgesi. Bu bölgeler (estetik üniteler) arasında doğal sınırlar vardır. Mesela göz ve göz çevresi ile üst çene arasında gözaltı çizgileri vardır. Ağız çevresi ile yanak bölgesi arasında ise meşhur nasolabial oluk bulunur. Bu çizgiler (çizgi derken, aslında sınır anlamına geliyor) yüzünüzün doğal görünmesi için olması gereken doğal çizgiler "sınırlar"dır. Yaşlılık belirtisi değildirler! Burayı en iyisi büyük harfle yazayım da aklınıza kazınsın: "YÜZÜN DOĞAL GÖRÜNMESİ İÇİN YÜZÜN ESTETİK ÜNİTELERİNİN ARASINDAKİ DOĞAL ÇİZGİLERİN (SINIR ÇİZGİLERİ YANİ) OLMASI GEREKİR. BUNLAR YAŞLILIK BELİRTİSİ ANLAMINA GELMEZ! ZATEN DOĞAL YAPILARDIR!" Ama bazı hastalarımız maalesef yüzlerindeki tüm çizgilerin "yok edilmesi" için başvuruyor. Bakın, tüm çizgilerin yok edilmesi başka, yaşlılık belirtisi olan çizgilerin silikleştirilmesi başka. Gözaltında hafif çizgiler olsun, normaldir; ama burada çukurluk oluşmuşsa, çizgiler artmış ve gözkapağında sarkma varsa, bu artık yaşlılık belirtisidir. Estetik ameliyatla, dolgu enjeksiyonu ile düzelir. Nasolabial oluk hafifçe varsa bu normaldir. Ne zaman ki yanakların sarkması sonucu bu oluk derinleşir, yüze asık, yorgun bir ifade vermeye başlar, işte o zaman estetik müdahale yapılabilir. Burada lafım, yüzünde hiç bir yaşlılık belirtisi olmadığı halde tüm bu olağan estetik ünitelerin sınırlarını "sildirmeye" gelen kadınlara. Bu olağan sınırlar silinirse yüzünüz sun'i görünür. "Estetikli" görünürsünüz. Bazen hastalara bu durumu anlatamıyorum.

---

Yazının devamı...

Penis büyütmenin riskleri

14 Haziran 2020

Hastaların en sık sorduğu sorulardandır bu. "Penis büyütme ameliyatının riskleri nedir?", "Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmayalım.", "Bir sorun yaşar mıyım?". Konu penis büyütme ameliyatı olunca hastalarımızın bu korkuları doğaldır. Dolayısı ile bu soruyu ayrıntılı bir şekilde cevaplamak iyi olacak. Öncelikle konu hakkında genel bilgi vereceğim; sonra karşılaşılabilecek komplikasyonları sıralayacağım.

Burada bahsedeceğim tüm komplikasyonlar, asıcı bağın kesildiği klasik penis büyütme ameliyatı içindir (Çok riskli olan perovic ameliyatını bu konudan ayrı tutuyorum. Çok riskli bir ameliyat olduğu için perovic tekniğini uygulamıyorum). Bizim uyguladığımız, asıcı bağın kesildiği klasik penis büyütme ameliyatı, son derece güvenli bir ameliyattır. Bunun sebebi, aslında ameliyat sırasında penis dokusuna hiç dokunmamamızdır. Ameliyat, tamamen, penisin çevresine yapılmaktadır. Arkasında bulunan asıcı bağ kesilerek uzatma sağlanır (leğen kemiğinden kurtulan penis dokusu dışarı kaydırılır); cilt altına yağ enjeksiyonu yapılarak kalınlaştırma sağlanır. Penisin gövde dokusuna, penis başına, penisin süngersi dokusuna hiç dokunulmaz. Bu yüzden son derece güvenli bir ameliyattır, ama hiç mi komplikasyon riski yoktur? Vardır elbette. O zaman bu olası komplikasyonları sıralayayım ve bunlara karşı neler yapıyoruz, ne gibi önlemler alıyoruz anlatayım..

- YAĞDA ERİME: Ülkemizde beslenme rejimi genel olarak bitkisel yağlara bağlıdır; zeytinyağı, mısır yağı, ayçiçek yağı. Bu sebeple penis kalınlaştırma için alınan yağ dokusu gevşek olmakta ve zamanla bir miktar erimektedir (hayvansal yağla, özellikle domuz yağı ile beslenmek yağ dokusunu daha dirençli ve kalıcı yapmaktadır). Bu konuyu web sitemdeki yazı ve videolarda ayrıntılı olarak ele aldım (Peniscerrahisi.com). Erimenin ne kadar olacağını, ameliyatta yağı alırken, yağın yapısına göre ön görebilmekteyiz. Yağ dokusu kuru gelmişse (patates püresi gibi) çok uzun süre erimemektedir. Benim gördüğüm en uzun süreli vaka, ameliyattan 7 yıl sonra kontrole gelen bir hasta idi ve enjekte ettiğimiz yağda hiç erime olmamıştı. Bitkisel yağla beslenen kişilerde yağ dokusu ödemli gelmektedir. Yağı süzdüğümüzde bir kısmı akıp gidiyor. Süzülmüş yağı enjekte ettiğimizde 6 ay, 1 sene içinde bir kısmının eridiğini görüyoruz. Bu vakalarda 6. aydan sonra bir yağ enjeksiyonu daha yapıyoruz. Bu, ikinci yağ enjeksiyonu genellikle daha iyi kalıyor, etkisi daha uzun sürüyor. Genellikle 2. enjeksiyondan sonra hastalar yakın zamanda bir daha gelmiyor. Yağ enjeksiyonunu 3 kez yaptıran hasta sayısı oldukça sınırlıdır. Örneğin ben bu ameliyatları 2004 den beri yapıyorum ama 3 kez yağ enjeksiyonu yaptığım hasta sanırım sadece 8-10 kişi civarındadır. Anlayacağınız, ülkemizdeki hastalarda yağda bir miktar kayıp oluyor ve bunun çaresi de en az 6 ay geçtikten sonra ikinci bir yağ enjeksiyonudur. İkinci yağ enjeksiyonu, ilk seferdeki gibi erimez.

- ENFEKSİYON: Ameliyat bölgesi, tıbben kirli kabul edilen bir bölgedir. Dolayısı ile bu bölgede enfeksiyon olursa şaşmamak lazım, ama pratikte pek enfeksiyon görmüyoruz. Ameliyattan sonra penisin sırt kısmında ve dibinde Y şeklinde bir dikiş oluyor. Bir kaç tane de yağ alırken kanülü yerleştirdiğimiz tek dikişlik nokta şeklinde kesiler oluyor. Bunları pansumanla kapatıp hastayı taburcu ediyoruz. Hastanın bu pansumanı 3 gün açmaması gerekiyor. Bugüne kadar sadece 2 hastada enfeksiyon gördüm; onlar da ameliyattan sonra evlerine döndüklerinde, sonucu merak edip pansumanı hemen açmışlardı. Pansumanı 3 gün açmayın dememizin sebebi, dikişlerin mikrop kapmayacak kadar kaynamasıdır. Hasta 3. günün akşamı pansumanı açıp duş alabilirler. Pansuman erken açılırsa enfeksiyon olabilir. Genellikle antibiyotik ile kısa sürede toparlar.

- DİKİŞLERDE AÇILMA: Bu ameliyatta penisin dibinde (asıcı bağın kesildiği yerde) ters Y şeklinde bir dikiş atılıyor. Bu dikişin iyileşmesi en zor yeri tam ortasında, üç kolun birleştiği noktadır. Bu noktada ufak açılmalar olabilir. Bunu neredeyse doğal karşılamak gerekir. Genellikle bu açılan dikiş yeri kendiliğinden iyileşir. Ben sadece, günde bir kez batikon sürülmesini tavsiye ediyorum. Nadiren pansuman yapılması gerekli olur.

- GÖRÜNMEZ YÜZÜK SORUNU: Bu, bugüne kadar 4-5 hastada rastladığım enteresan bir sorun. Muayenede genelde hiç bir şekilde fark edilmiyor (bu hastalardan sadece birinde ameliyattan önce, muayenede bu sorunun farkına vardım). Penis yumuşakken görünürde bir sorun olmuyor. Ameliyatta kalınlaştırma yapılırken yağ enjeksiyonu yaptığınızda penisin bir yerinde sanki görünmeyen bir yüzük varmış gibi bir boğum oluşuyor. Ne kadar yağ enjekte etseniz de bu boğum düzelmiyor. Ben bunun ciltteki bir bölümün gelişme geriliğine bağlı olduğunu düşünüyorum. Hatta tıpta "amniyotik band" denen doğumsal anomaliye bağlı bir deformite bile olabilir bu. Genellikle aradan 6 ay geçip bir yağ enjeksiyonu daha yapıldığında durum düzeliyor.

- SERTLEŞME ZORLUĞU: Penis çevresine aşırı miktarda yağ enjekte edildiğinde, bu, sertleşmeyi zorlaştırır. Bazen hastada ameliyattan önce de sertleşme sorunu vardır. Ameliyatta penis çevresine aşırı yağ enjekte edilirse (70-80 cc. den fazla) bu hastalarda sertleşme sorunu bariz hale gelir. Bunun sebebi, penisin süngersi dokusuna dolan kanın yeterli basınca sahip olmamasıdır. Penis çevresine enjekte edilen fazla yağ dokusu, basıncı düşük olan kanın, penis dokusuna dolmasını engeller. Güvenli miktar 60 cc. dir. Bu ameliyatta 60 cc. sınırı geçilmezse ereksiyon sıkıntısı olmaz. Yine de sertleşme sorunu olan kişilere bu ameliyatı olmalarını tavsiye etmiyorum. Öncelikle sertleşme sorununun giderilmesini öneriyorum.

-----------------

Yazının devamı...

Bacak estetiği

16 Nisan 2020

Son yıllarda çok fazla yapılmaya başlanan ama yine de cerrahlar arasında pek bilinmeyen bir ameliyat, silikon implantlar ile bacak estetiğidir. Bu yazımda kısaca bu konudaki tecrübelerimi aktaracağım ve günümüz şartlarına göre (covid 19 pandemisi) uygulamada yaptığımız bazı güncelleştirmelerden bahsedeceğim..

Silikon bacak implantları, dizaltı kısımda, bacağın arkasında bulunan baldır kasının ufak bir modeli şeklinde olan silikon protezlerdir. Bu silikon implantlar (protezler), dizaltı bacakta, bacağın arka kısmında bulunan kasın büyütülmesi için kullanılır. Bu kas aslında 2 kısımdan oluşan bir kasdır ama bacakta zayıflığa ve çarpık bacak görüntüsüne sebebiyet veren, genelde bacağın iç kısmındaki kasın zayıf olmasıdır. Bu yüzden çarpık bacak görüntüsünü düzeltmek yada bacakların dizaltı kısmınında kası dolgunlaştırmak için genellikle iç taraftaki kasın içine bu protezler yerleştirilir. Amaç, zayıf olan kası, olması gereken büyüklüğe getirmektir. Bu ameliyat 4 grup hastaya yapılır:

1) Çarpık bacak görüntsüne sahip, iki bacağı arasında açıklık kalan bayanlar

2) Bacakları çok ince olan bayanlar (çalı bacak deformitesi)

3) Çocukken geçirdikleri çocuk felci sebebi ile bacakları ince kalmış hastalar (erkek-kadın)

4) Vücut geliştirme ile ilgilenen ama bacak kaslarını geliştiremeyen sporcular (bu kas, spora dirençlidir, geliştirmesi zordur)

Tüm bu hastalarda en doğal sonucu almak için implantlar, baldır kasının içine konmalıdır. Bu durum, rusların geleneksel matruşka bebeklerine benzer. Kasın tam ortasına, kasın şeklinde bir implant koyarsanız bacağı son derece doğal bir şekilde dolgunlaştırmış olursunuz. İmplant kesinlikle dışarıdan anlaşılmaz (aynen bir matruşka bebeğin içindeki diğer matruşka bebeklerin dışarıdan görülememesi gibi). Buna "dolgunlaştırma" diyorum; "kalınlaştırma" demiyorum; çünkü bu bir "bacak kalınlaştırma" değil aslında. Neden? Silikon bacak implantları sadece kası büyütür, çünkü kasın içine konur. Bacakta bu kas bacağın dizle ayak bileği arasında üst 2/3 ünde bulunur. Kasın aşağı doğru devam eden kısmı, ligaman yapıdadır ve implant buraya kadar uzanmaz. Yani kısaca, bu implantlar ayak bileğine kadar uzanmaz, yukarıda, kas kısmında kalır. Sonuçta biz implantı kasın içine koyarak, bacağın (diz-ayak bileği arası) kaslı, etli kısmını kalınlaştırmış oluruz ama ayak bileği aynı kalır. Kadınlar için bu zaten istenen bir şeydir. Kadın vücudu kıvrımlı, bazı bölgeleri dolgun, bazı bölgeleri ince yapıdadır (klasik cam kola şişeleri kadın vücudundan esinlenerek o formda yapılmıştır). Bacakta da kadınsı ve çekici bir görünüm için baldırın etli kısmının dolgun, ayak bileğinin ince olması istenir. Silikon implantların kasın içine konması ile, implantların dışarıdan farkedilmesi imkansız olarak, hastalara bu kadınsı görünüm kazandırılabilir.

Erkeklerde de aslında durum aynıdır; sadece bir farkla.. Erkeklerde bacak kasının nazik bir kıvrıma değil, belirgin kaslı görünüme sahip olması istenir. Bu yüzden erkek hastalarda bir tarafı daha kalın olan asimetrik implantlar kullanılmalıdır. Böylece baldır kası dolgunlaştırılırken kaslı bir görünüm elde edilir. Kadınlarda ise daha nazik kıvrımlara sahip simetrik implantların kullanılması daha iyi sonuç vermektedir.

Yazının devamı...