Tersine evrim - 2

23 Ocak 2022

Bu makale aslında "Kardashev medeniyet ölçeği üzerine" başlığı ile yayınlanacaktı ama daha önce yazdığım "Tersine evrim" başlıklı yazımın devamı gibi olduğundan "Tersine evrim - 2" başlığı ile yayınlıyorum. Aslında konumuz "Kardashev medeniyet ölçeği" merkezinde insanlığın medeniyette level atlamak için neleri gerçekleştirmesi gerektiğidir. Ben ilgi alanlarım yüzünden çokça bilim dergisi ve kitabı okuyorum. Genellikle parçacık fiziği, kozmoloji, teorik fizik üzerine kitaplar okuyorum ve bu kitaplarda sıkça "Kardashev medeniyet ölçeği"nden bahsediliyor. Kardashev ölçeği, Rus astrofizikçisi Nicolai Kardashev'in ortaya attığı bir medeniyet ölçütüdür. Bazı kaynaklarda biraz farklılık gösterse de genel olarak zeka sahibi bir medeniyetin gelişmişliği 3 sınıfa ayrılıyor. Birinci derece bir medeniyet (Tip 1) 10 üzeri 16 watt enerji üretiyor, ikinci derece bir medeniyet (Tip 2) 10 üzeri 26 watt, üçüncü derece bir medeniyet (Tip 3) 10 üzeri 36 watt enerji üretiyor olmalı. Daha sonraları Carl Sagan bu medeniyet derecelerini formülize etmiş, hatta bu medeniyet tiplerine 4. ve 5. tip medeniyetler de eklenmiş. Aslında konumuz tam olarak Kardashev medeniyet ölçeği değil, çünkü bence bu sınıflama bir "medeniyet ölçeği" değil. Bu bence tamamen bir teknolojik gelişmişlik ölçeği. Bilim yazıtlarında nedense medeniyet ölçeği olarak bahsediliyor. Aslında yazarların da "medeniyet" derken "teknolojik gelişmişliği" kastettiğine eminim, ama bu konuda ne zaman bir yazı okusam gerçekte "medeniyet" anlamında level atlamak için nelerin olması (ya da olmaması) gerektiği konusu hep aklıma gelir. Futurist değilim ama bence insanlığın medeniyet konusunda level atlaması, teknolojik gelişmişlikten tamamen farklı bir konu. Uzay yolundan örnek verirsek, uzaydaki bir çok medeniyetin dizideki Klingonlardan çok daha medeni olduğunu söyleyebilirim. Klingonlar da diğer medeniyetler gibi warp teknolojisine sahiptir, uzay yolculukları yapabilmektedirler ama Klingonlarda cinayet, savaş ganimeti gibi şeyler doğal karşılanır (hatta komutanının yerini almak için komutanını öldürmek!). Bu da onların medeniyet anlamında oldukça geri kalmasına yol açıyor. Uzay yolu dizisini akılda tutarak medeniyet yolunda yükselmek için aklıma gelen maddeleri yazmak istiyorum.

----

- Para: Bu maddelerin en başına parayı koydum, çünkü bence en önemli madde bu. Medeniyetin ilerlemesi için paranın (kağıt yada dijital) ortadan kalkması şart bana göre. Para var oldukça insanların para hırsı, açgözlülüğü, toplumdaki sınıf ayrılığı, savaşlar bitmeyecek. Bu da (ikinci madde olan din ile birlikte) aşağıda sıralayacağım tüm diğer maddelerin önündeki en büyük engeldir. Belki bilirsiniz, Uzay yolu dizisinde para yoktur. Toplumun tüm bireyleri her türlü ihtiyacına para ödemeden ulaşabilir. Para kavramı tamamen ortadan kaldırılmıştır. Yine de uzay yolunda bile özellikle yönetici konumdaki kişiler arasında entrikalar dönebilmektedir, ama bunun sebebi para değil, toplumdaki konumlarının getirdiği güçtür. Para olmayınca insanlar hayatları boyunca yaşamaları için yetecek parayı kazanmakla değil, sanatla, bilimle uğraşmaktadır. Bu yüzden paranın ortadan kaldırılmasını medeniyet yolundaki en büyük aşama olarak görüyorum. Son yıllarda çıkan dijital coinler belki de parasız bir topluma giden yolda bir geçiş dönemidir, kim bilir?

---

- Din: Din konusuna fazla girmeyeceğim, çünkü medeniyetimiz henüz bu konunun konuşulması için bile yeterince medeni değil. Sadece, dinler yüzünden ölümlerin bitmesini dileyebilirim. Buna da kimsenin itirazı olmaz herhalde.

---

- İnsan hakları: Medeniyette ilerlemenin bence para ve dinden sonra en önemli ayağı, insan haklarının gerçekten hayata geçirilmesi. Eşit söz hakkı, eşit derecede ulaşım, haberleşme, özgürlük hakları, eşit derecede sağlık hizmetleri ve sağlıklı yaşam şartlarına sahip olmak, eşit eğitim hakkına sahip olmak vs. Kardashev in medeniyet ölçeğindeki gibi bir sınıflama yapsak, göreceksiniz ki daha tip 1 medeniyet bile değiliz. Yazının sonunda bu bahsettiğim maddelerden birinin bile yeterince hayata geçmediğini göreceksiniz.

---

Yazının devamı...

Doğru doktoru bulmak - 2

23 Aralık 2021

Doğru doktoru bulmak - 2: "Özel sağlık kuruluşlarında dönen dolaplar.."

Ne zamandır bu yazıyı yazacağım. Elim bir türlü yazmaya gitmiyordu çünkü son derece tatsız bir konu. Bunu yazayım mı, yazmayayım mı diye düşündüm, sonunda "mezara götürmeyeyim bu olayları, insanlar bilsin" diyerek yazmaya karar verdim. Asistan arkadaşlara da faydası olacak bir yazıdır, asistan cerrah arkadaşlar mutlaka okumalı. Aslında "Kardashev medeniyet ölçeği" üzerine bir bilim yazısı yazmak istiyorum. Bu "sağlık kuruluşları hakkındaki yazıyı aradan çıkarayım, hemen onu da yazacağım.

Öyle geniş geniş, genelde neler olduğunu yazmayacağım. Başımdan geçen bir kaç olayı yazayım zaten yeter. Dediğim gibi piyasada uzman doktor olarak çalışmaya aday, asistan arkadaşlar mutlaka okusun.

---

Günün birinde bir hastanede ameliyat yapmak istedim. Gittim, doktorlarla ilgili olan görevli ile görüştüm. Ameliyatlarımı o hastanede yapmak istediğimi, ameliyathane masraf listesini görmek istediğimi söyledim. Kadın beni şöyle bir süzdü, "burada zaten falan falan doktorlar ameliyat yapıyor" dedi. Saydığı isimler medyada sıkça görülen "sosyetik cerrah" arkadaşlar (ben onlara göre 3. sınıf cerrahım. Hatta "zenciyim"). Ama durum bir tuhaf değil mi? Ben fiyat listesi istiyorum, kadın bana "buraya zaten şu, şu, şu, cerrahlar geliyor" diyor. Ulen bana ne, kim geliyorsa... Ben sadece fiyat listesini istiyorum. Kadın sözleri ile, tavrı ile beni öyle bir aşağıladı ki, hani ABD de zenci vatandaşların neler çektiğini birebir hissettim. Kadın bana resmen "zenci" muamelesi yaptı. Kartımı bıraktım. Listeyi göndereceğini söyledi. Ayrıldım. Aradan bir hafta geçti, liste yok. Arayıp hatırlattım, "tamam göndereceğim" dedi. Göndermedi. Bir gece uyuyamadım. Sabah saat 05:00 de bu olay aklıma geldi, tepem attı. Hastanenin yönetiminin e-mail adresini buldum, yönetime bir mail attım. Saat 08:00 de beni hem aradılar, hem de e-mail attılar. Aynen şöyle: "Hocam, hastanemizin böyle bir politikası olmadığını bilmelisiniz. Size yapılan bu muameleden bizim haberimiz yok. Lütfen ameliyatlarınız için hastanemizi kullanınız, hastane masrafını da kendiniz belirleyiniz. Durum için özür dileriz. O görevli arkadaşımız ile görüşüp durumu telafi etmesini isteyeceğiz." Ben de, özel bir muamele istemediğimi, sadece bana masraf listesini iletmelerini istediğimi söyledim. Bir kaç gün daha geçti. Sonra bir gün o kadın beni kendi cebinden aradı: "İyi günler hocam. Ben size, o fiyat listesini göndermeyen görevliyim. Bir yanlış anlama olmuş sanırım. Size en kısa sürede fiyat listemizi göndereceğim." Ve ne oldu biliyor musunuz? Göndermedi. Şaka gibi. Kadın inat etti, beni o hastaneye sokmuyor. Ben o zamanlar bu durumu plastik cerrahların whatsapp grubunda da yazdım. O dönemde o hastanede ameliyat yapan "sosyetik" cerrah arkadaşlar da vardı o grupta. Hiç bir şey yazmadılar. Sessiz kaldılar. Aradan 1-2 ay geçti. Bana oldukça formal bir e-mail geldi. Mail, kurumsal bir form şeklinde hazırlanmış, altında bir görevlinin fotoğrafı ve imzası var. Mailde şöyle diyor: "Merhabalar, biz falan falan PR şirketiyiz. Falan hastanesinin doktorlarla ilişkilerini bundan sonra kurumsal olarak biz yürüteceğiz. Lütfen hastane ile herhangi bir işiniz olduğunda bizimle iletişime geçmekten çekinmeyiniz." Kısaca, aklımda kaldığıyla yazıyorum; yoksa çok nazik ve resmi bir dille profesyonelce yazılmış bir mail idi. Anlaşılan hastane yönetimi, hastaneye kabul edilen cerrahlar ile ilgili bazı antin kuntin işler döndüğünü anlamış, bu işi gerçek bir PR firmasına vermişler. Umarım o dışarıdan gelen "3. sınıf, zenci" cerrahlara blokaj yapan cadıyı işten atmışlardır. Anlayacağınız gibi hastanede dışarıdan cerrahların gelmesini engelleyen bir doktor mafyası söz konusu. Bunun adını koyalım. Bu mafyadır.

---

Yazının tatsız olacağını söylemiştim değil mi? Alın bir tane daha...

---

Yazının devamı...

Estetik yuva kurtarır mı?

1 Kasım 2021

Kısa ve net yazacağım.

Aklınızda kalsın: Estetik ameliyat olmak hiç bir zaman sallantıda olan bir evliliği kurtarmamıştır, kurtarmayacaktır..

Eğer evliliğiniz kötü gidiyorsa ve meme büyütme ameliyatı ile, yağ aldırmakla ya da penis büyütme ameliyatı ile evliliğinizin kurtulacağını düşünüyorsanız hayal kuruyorsunuz.

Kendinizi kandırmayın.

Özelde çalıştığım 21 yıl boyunca bu tür hastaların hiç birinin evliliğinin estetik ameliyatla kurtulduğunu görmedim.

Hatta arada bir aile mahkemelerinden yazı gelir bize. "Falan kişinin, falan tarihte, şu ameliyatı olduğu iddia ediliyor. Ameliyatla ilgili epikriz raporu gönderilmesi falan filan"... Kişi, evliliği sallantıdayken estetik ameliyat olmuş, sonra boşanmış, mahkemede "ben onun için şu ameliyatı bile oldum" gibi savunmalar yapıyor. Ben pratikte hiç bir evliliğin estetik ameliyat ile kurtulduğunu görmedim.

Sorun genelde daha derinde oluyor. Sorunu estetik ameliyata bağlayacağınıza, o sorunu kendinizde arayın.

Bazı hastaların yaptığı korkunç bir şeyse şu: kadın eşi için bir ameliyat oluyor, daha sonra boşanıyor. Daha sonra doktora dönüp "Estetik ameliyatım kötü oldu, bu yüzden boşandım. Sizin yüzünüzden!" diye şikayetçi oluyor. Yok efendim, adam penis büyütme ameliyatı oluyor, "Nişanlım penisimin yeteri kadar büyümediğini söyledi, nişanlımdan ayrıldım!" diye şikayet ediyor. Buna koca bir "HAYDİ ORDAN!" derim. Saçmalamayın. Kendinizi kandırmayın..

Yazının devamı...

Bayat haberler: 2006 yılından seçmeler

24 Temmuz 2021

Uzun zaman önce web sitemde "Estetik haberler" diye bir bölüm vardı. Estetik, kozmetik alanındaki ilginç güncel haberleri buradan paylaşıyordum. Bu haberlerden bir kaçını burada da yazayım dedim. Eğlencelik bir yazı oldu. Haberler eski ama uyarayım. Tee 2006'dan kalma haberler.

ESTETİK KLİNİĞİNDE CİNAYET (31.10.2006)

Amerika da polis, bir estetik kliniğinde 5 yıl önce işlenmiş bir cinayeti aydınlattı. Bundan beş yıl önce Sandra Baker Joyner, doktor Peter Tucker'ın yönettiği estetik kliniğine başvurdu. Hastaya yüz germe ameliyatı yapıldı ve ameliyattan sonrada her şey yolunda idi. Hasta daha sonra anestezi hemşiresi Sally Jordan Hill'in gözetimine bırakıldı. Kısa süre sonra solunum güçlüğü çeken hasta tüm çabalara rağmen kurtarılamadı. Ölümün sebebi anlaşılamadı. Aile şikayetçi olmadı, yalnız doktor Peter Tucker, hastasını yeteri kadar yakından takip etmediği için suçlu bulundu ve lisansı 2 yıl için alındı. Daha sonra kapanmış dosyaları inceleyen dedektifler hastaya yüksek doz fentanyl (bir anestezi ilacı) verilmiş olabileceğini fark ettiler ve yapılan incelemelerde bu kanıtlandı. Hemşire Sally Jordan Hill olaydan 5 yıl sonra cinayetten tutuklandı. Cinayetin sebebi anlaşılamazken hemşire ve hastanın birbirlerini çocukluktan beri tanıdıkları ortaya çıktı. Hayatını kaybeden Sandra Baker Joyner'ın ailesi de bu tanışıklığı onayladı ve hemşireden hiç şüphelenmediklerini belirttiler.

Daha sonra polis, yaptığı incelemeler sonucu hasta ile hemşirenin aynı kolejden mezun olduklarını ve bundan 30 yıl önce, kolejde okurken, Sandra Baker Joyner'ın, Sally Jordan Hill'in erkek arkadaşını elinden aldığını ortaya çıkardı. Şimdi, hemşire Sally Jordan Hill'in gerçekten bu olayın intikamı için Sandra Baker Joyner'ı öldürmüş olma ihtimali soruşturuluyor. İnanılmaz bir öykü.

--------

ÇİN'DE NAKİL PENİS TRAVMASI (19.9.2006)

Çinli doktorlar, geçirdiği bir trafik kazasında cinsel organının tamamına yakınını kaybeden bir adama, tıp tarihinde bir ilke imza atarak penis nakli yaptılar. Ancak kaza sonrasında psikolojik travma yaşayan adam, eşinin de isteğiyle, ameliyattan 2 hafta sonra, takılan penisin kesilmesini istedi. Kaza sonrasında idrara çıkamayan ve cinsel hayatı noktalanan adama, 15 saat süren zorlu ameliyatın sonunda beyin ölümü gerçekleşmiş bir hastadan alınan 10 santimetre uzunluğundaki penis nakledilmişti. Ameliyattan 2 hafta sonra nakledilen penisin kesildiğini söyleyen doktorlar, travma geçiren insanların yeni organlarına çok zor alıştıklarını belirttiler. Ameliyattan sonra, hastanın cinsel organındaki kan akışının normal olduğunu, hatta idrara bile çıkabildiğini kaydeden doktorlar, psikolojik nedenlerden dolayı ilk penis naklinin başarısızlığa uğradığını söylediler.

Yorumum: Bir kere penis nakli yapmışsınız, yaptığınıza değsin yahu! 10 santimlik bir penisi ne diye naklettiniz? Bekleseydiniz, penis boyu daha iyi bir donör bulunca yapsaydınız bu ameliyatı. Diğer yandan hakikaten organ naklinde, özellikle yüz nakli gibi ameliyatlarda, nakledilen organı kabullenememek zor bir durum. Nakledilen organ penis olunca işler daha da sarpa sarıyor. Habere dikkat ederseniz nakledilen penisin alınması kararını hasta eşi ile birlikte almış. Başkasından nakledilen penisle, insanın eşi ile ilişkiye girmesi gerçekten bir sürü etik, ahlaki, duygusal sorunu beraberinde getiriyor. Kadın bunu kabullenmeyebilir. Bu durum sadece erkek hastayı değil, eşi de ilgilendiren bir durum halini alıyor. Bu nakil, bu yüzden ilginç bir deneyim olmuş.

Yazının devamı...

Tersine evrim!

19 Temmuz 2021

Bu yazıyı ne zamandır yazmayı istiyordum. Son zamanlarda izlediğim bazı belgeseller, fikrimin daha da olgunlaşmasını sağladı. Belki farkında değilsiniz ama insanoğlu son yüzyıl içinde hiç olmadığı kadar barbarlaştı, medeniyetten uzaklaştı. Çevreme baktığımda "olması gerektiği gibi bir medeniyet" görmüyorum. Net bir şekilde bir "tersine evrim" yaşıyoruz. "Teknolojik olarak geliştik zannederken", "medeniyette ilerledik ve uzay çağına eriştik zannederken" çok yanlış bir yola girdik ve medenileşeceğimize doğadan, insanlıktan uzaklaştık. Bu günahımızın cezasını da bizimle birlikte tüm "dünya gezegeni" ve "bu gezegeni paylaştığımız diğer canlılar" çekiyor. Çok acı. Yazının sonunda benimle aynı fikirde olacağınıza eminim.

"Dünya" yerine "dünya gezegeni" diyorum, çünkü "dünya" dediğinizde sanki dünyanın, insanlığın malı olduğu ve istediğimiz gibi tüketebileceğimiz gibi bir algı oluşuyor. Halbuki "dünya gezegeni" bizim yegane evimiz. Uçsuz bucaksız uzay boşluğunda böyle harika bir "gezegen" üzerinde yaşadığımız için kendimizi çok şanslı saymalı ve ona gözümüz gibi bakmalıyız. Gerçek maalesef tam tersi. Dünya gezegenini tüketip başka gezegenleri istila etme derdindeyiz. İnsanlığın medeniyet yolundaki rotası bu olmamalıydı.

Yıl 2012... Antarktika gezimizde sıradışı bir olay oldu. O sabah kahvaltıdan sonra terk edeceğimiz koyda gemimizin çevresinde sürü halinde kambur balinalar dolaşmaya başlamıştı (bahsettiğim olayın videosu için şu linke bakınız: https://youtu.be/xLI0upNSsHs?t=486). Kaptan şöyle bir anons yaptı: "Gemimizin çevresinde balinalar bulunuyor. Bugünkü programımız, bu sıradışı olay sebebiyle değişti. Koyu terk etmeyeceğiz. Bir keşif ekibi botla balinaların yanına inecek. Güvenli olduğuna kanaat getirirlerse, tüm misafirlerimizi botlarla balinaların yanına indireceğiz.." Keşif ekibi dediği, okyanus bilimciler, profesyonel fotoğrafçılar, zooloji uzmanları ve National Geographic kaşifleri.. Ben bu anonsu duyar duymaz kahvaltıdan kalkıp botlara binilen güverteye fırladım. O alt güverteye vardığımda, gezi boyunca tanıştığımız okyanus bilimciler, N. Geographic gezginleri filan "wet suit" denen kıyafetleri giyiyorlardı. Wet suit denen kıyafetler, tek parça, tüm vücudunuzu boynunuza kadar koruyan özel bir kıyafet. En önemli özelliği, su geçirmez olması ve sizi soğuğa karşı bir süre koruması. Denize düşerseniz sizi boğulmaya ve soğuk şokuna karşı bir süre koruyor (Antarktika kıyılarında olduğumuzu hatırlatırım). Bu kıyafetleri giymemiz zorunlu idi, çünkü balinaların botları devirmeyeceğinden kimse emin değildi. Güverteye vardığımda kimse bana "sen de kimsin, bilim adamı mısın?" diye sormadığından, ben de bu ekibin arasına karıştım ve bota atladım. Denizde yaklaşık 1 saat kaldık. Balinalar bazen bizden uzaklaştı, peşlerine düştük; bazen onlar bize yaklaştı. Bu bir saat içinde beni, hayatım boyunca etkileyecek bir olay oldu. Bunun görüntülerini yukarıda linkini verdiğim videoda izleyebilirsiniz.

Denize ilk olarak bilim ekibinin indirilmesi güvenlik amacıylaydı. Balinaların bizim için bir tehdit oluşturup oluşturmadıklarına bakılacaktı. Balinalar sürekli çevremizde dolaştılar, bizden uzaklaşıp beslendiler. Beslenmek için denizin derinliklerinden ağızları açık şekilde suyun yüzeyine çıkıyorlar; bu sırada suyu ağızları ile süzüp planktonlarla besleniyorlar. Bu sırada deniz yüzeyinde anaforlar oluşuyor. Bu şekilde beslenirken hep bize uzak durdular. Bir ara bizim bota doğru 2 balinanın geldiğini gördüm. Sonra üçüncü balinayı da gördüm! Tam 3 kambur balina bizim ufacık botumuza doğru geliyordu. Ufak bir kuyruk darbesi ile botumuzu havaya fırlatmaları işten değildi. Tam o sırada tırsmış bir ses tonuyla "Can they hit us?" diyen kişi benim; videoda görebilirsiniz. Ama ne oldu biliyor musunuz? Bu 3 kambur balina tam botumuzun dibinde suya tekrar daldılar. Sonra? Biz "nerede bunlar?" derken botumuzun altından geçip diğer tarafta tekrar su yüzeyine çıktılar. İnanılmaz bir olaydı. Balinalar isteseler botumuzla top gibi oynar, hepimizi havaya fırlatabilirlerdi, ama yapmadılar. Bizi selamlar gibi bir taraftan yaklaşıp, nazikçe altımızdan geçip diğer taraftan su yüzeyine çıktılar. Bu tesadüf olamaz! Son derece zeki canlılar ve bizim farkımızdalar. Bizimle iletişim kuruyorlardı! Herhalde uzaylı bir ırk, insanoğlu ile iletişim kursa aynı böyle hissederim. O gün tüm gezginler defalarca kez botlarla balinaların yanına indirildi. Tek bir kez bile bir kaza, bir çarpışma olmadı. Hantal görünen o dev cüsseli balinalar, bütün gün, son derece nazik bir biçimde gezginlerle iletişim kurdu. O gün anladım ki biz bu gezegenin hakimi değiliz. "Uzayda süzülen dünya gezegenini, üzerinde yaşayan milyonlarca zeki canlı türü ile paylaşıyoruz".

2005 yılında 3 günlüğüne Paris'te bir estetik kursuna gitmiştim. Onu saymazsak ilk yurtdışı gezim 2011 yılında kuzey kutbuna gidişimdi. Gezmeye kuzey kutbundan başladım, 2012'de Antarktika'ya giderek devam ettim. Bu gezilerimde şehir hayatından uzaklaşmak, hatta medeniyetten uzaklaşmak (devlet otoritesi, sosyal hayat, şehir hayatının yapaylığından uzaklaşmak) ve doğaya yakın olmak; balinalarla etkileşmek, benim bazı şeylerin farkına varmama yol açtı. Anladım ki biz çok ama çok güzel bir gezegeni, üzerindeki diğer zeki canlılarla birlikte paylaşıyoruz. Kendimizi canlıların piramidinin en tepesinde görüyoruz. Gerçek öyle değil. Bu gezegen bize ait değil. Bu gezegeni istediğimiz gibi "tüketemeyiz"! Hayvan dediğimiz diğer canlıların bir çoğu en az bizim kadar zeki. Buna emin olun. Sadece biz hayvanlarla iletişim kurmayı bilmiyoruz (beceremiyoruz). Onlardan üstün de değiliz. Her hayvan türünün yaşayabileceği bir doğal ortamı var ve buna saygı göstermeliyiz. Gerçekte olan, maalesef tam tersi. Kendimizi dünyanın en üstün canlısı olarak görüyoruz ve tüm diğer canlıları kendimizde aşağı görüyoruz. Emin olun bu çok ciddi bir yanılgı ve bu yanılgımızın farkına vardığımızda çok geç olabilir.

---

Biraz daha popüler örnekler vereyim. İnternette kedi videoları neden bu kadar popülerdir hiç düşündünüz mü? Bunun sebebi sadece kedilerin sevimli olması değil. İnsanoğlu etkileşim kurduğu şeyleri sever. Bir şey yaparsın, karşındaki şey sana kendince bir reaksiyon gösterirse bu hoşuna gider. Bence insanların otomobil sevdası da bu yüzdendir. Toplumda bir statü göstergesi olmasının ötesinde bir otomobil, insana çok hoşuna gidecek bir etkileşim imkanı sunar. Pedala hafif bir basmakla seni onlarca kilometre hızla bir yerden bir yere götürür. Motorun sesi, elde ettiğin hız, sürücüyü mutlu eder, çünkü sürücü motorla etkileşmiştir. Motorla karşılıklı bir iletişim kurarsın. Bu etkileşimi abartan kişiler otomobilleri ile karşılıklı duygusal bir bağ bile kuruyor. Bir tanıdığım otomobiline binenlere galoş verirdi mesela. Aynı şekilde bana göre insanların bilgisayar, tablet sevgisi de bu "etkileşim" hissinden kaynaklanıyor. Webde ufak bir gezinti ile film izleyebiliyorsun, maillerine bakabiliyorsun, fotoğraf çekip bunları sosyal medyada paylaşabiliyorsun. Yani o bilgisayarla, tabletle etkileşiyorsun. Her şey parmaklarının ucunda. Ufak bir hareket yapıyorsun, karşılık alıyorsun. Sanki karşındaki zeki bir varlıkmış gibi (yalan da değil, yapay zeka diye bir şey var). Kedi videolarının bu kadar sevilme sebebi de bence "etkileşmenin verdiği zevk"tir. Kediler hem hemen her yerde bulunan canlılardır, hem de çok sosyal hayvanlardır. Onlara yaptığınız hareketlere anlamlı tepkiler verirler. Bir de sevimliliklerini hesaba katarsanız neden kedi videolarının bu kadar çok sevildiği ortaya çıkar. Bir ev kedisini kızdırırsanız size tepki olarak manalı cevaplar verecektir. Ben de bir kedi sahibiyim. Kedimiz eğer anlam veremediğimiz bir harekette bulunuyorsa, ortalıkta anlamadığımız bir sorun olduğunu öğrendim artık. Sorun onun anlatışında değil; o elinden geldiğince anlatmaya çalışıyor. Sorun bizim anlamamamızda. İlk yıllarda bir gün baktım, Şermin (kedimiz) çöp kutusunun yanına dışkılamış. Neden böyle yaptı derken anladık ki kum kabı idrarla çok kirlendiği için kum kabına yapmamış tuvaletini. O zamanlar şeker hastası olduğunu daha bilmiyorduk. Kum kabı aşırı idrarla çok kirlendiği için kum kabına yapmamıştı. Peki neden çöp kutusunun yanına yapmıştı tuvaletini? Çok belli değil mi? Çöp kutusunun çöpler için kullanıldığını ve o çöplerin atıldığını görüyordu. Kum kabı müsait değilse en uygun yer tabii ki çöp kutusu yada çöp kutusunun yanı idi.

Kediler ve köpekler şehir hayatında en sık karşılaştığımız canlılardır ve bizimle iletişim kurarlar. Bu yüzden internette en çok sevilen videolar kedi-köpek videolarıdır. Onlarla etkileşime girdiğimizi görmek bizi mutlu ediyor. Karşımızdaki canlının zeki bir varlık olması ve bize kendince tepki vermesine bayılıyoruz. Ama kaçırdığımız bir şey var.. Özellikle şu medeni yaşam, şehir hayatı, gözümüzü bu anlamda kör etmiş. Sadece kedi, köpekler değil; tüm canlılar bizimle iletişim kuruyor. Emin olun tüm canlılar iletişim kurup karşılıklı anlaşabileceğimiz kadar zekidir. Onları anlamıyorsak bu bizim suçumuz. Anlaşmayı bilmiyoruz demektir. İşte insanoğlunun medeniyet yolunda geldiği nokta: doğadan kopmak, kendini tüm canlı ekosistemin en üst noktasında görmek. Tüm "gezegenin" insanlara ait olduğunu sanmak. Doğa ile, doğanın zeki canlıları ile etkileşimin yerini otomobillerimiz ile, tablet bilgisayarlarımız ile etkileşim almış. Çok acı değil mi! Bu bir tersine evrim değil de nedir?

Yazının devamı...

Delirmeyin lütfen!

30 Haziran 2021

Bu yazıyı "ameliyatının üzerinden daha 1 hafta geçmeden 'orası şiş, burasında morarma var...' gibi şikayetlerde bulunan" ve "ameliyatının üzerinden 3 ay geçmiş, revizyon gerektiren bir sorunu olan, revizyon için 6. ayı beklemesi gereken, ama bekleyemeyen hastalar(ım)" için yazıyorum.

Son zamanlarda o kadar çok revizyon vakası başvuruyor ki anlatamam. Bunun bir sebebi olmalı. Instagram'a bakarsanız her cerrah mükemmel ameliyatlar yapıyor, hastalar musmutlu. Yahu o zaman ortalıkta dolaşan bu revizyon hastaları nereden çıkıyor? Ben size söyleyeyim... Yine Instagram'dan. Hastalara soruyoruz, cerrahlarını nereden bulduklarını. Cevap: "Instagram'dan. Bir çok hastasının fotoğrafını paylaşmıştı."

Lütfen, ameliyat olmayı düşündüğünüz konuyu iyice araştırın. Konusunda tecrübeli, yetkin cerrahları arayın bulun. Gerçekte nasıl oluyor biliyor musunuz? Hastalar Instagram'da, Google reklamlarında gördükleri doktorlara balıklama atlıyor, sorun yaşayınca, işte ancak o zaman doğru dürüst araştırıyor. Revizyon için başvurduğu doktora da "Sizden haberim yoktu, Instagram'da, Google'da görünmüyorsunuz" diyor. Cerrahın yetkinliği bir yana, ameliyatın risklerini bile araştırmadan ameliyat oluyorlar. Sonra sorun yaşayınca, işte gerçek araştırmayı o zaman yapıyorlar. Ne demek istiyorum? Önce iyice ARAŞTIRIN, BİLGİLENİN... Yazının ilk kısmının ana fikri bu. ÖNCE İYİCE ARAŞTIRIN, BİLGİLENİN. SADECE INSTAGRAM'DAKİ FOTOĞRAFLARA BAKMAK ARAŞTIRMA DEĞİLDİR! Sorun yaşadıktan sonra yapacağınız araştırmayı, sorun yaşamadan yapın.

CERRAHI BELİRLERKEN DOĞRU DÜZGÜN BİR ARAŞTIRMA YAPIN!

Bu arada evet, benim de revizyon gerektiren hastalarım oluyor. Ben Instagram'da gördüğünüz, her gün bir sürü ameliyatı olan, her ameliyatı mükemmel sonuçlanan, hep yüzü gülen (ben o kadar şeker değilim), hastaları mutluluktan uçan doktorlardan değilim. Böyle süper başarılı doktorlar, böyle hep mutlu hastalar nerede yaşıyor bilmiyorum ama benim yaşadığım dünyada işler böyle peri masalı gibi yürümüyor. Ameliyat yapıyorum, ameliyat ettiğim yerde ödem oluyor, dikişlerin iyileşmesi bir süre alıyor. Sadece dikişlerin kaynaması yetmez, o bölgedeki ödemin geçmesi, dikiş yerlerindeki iyileşmeye bağlı sertliklerin yumuşaması gerekiyor; bunlar da aylar alıyor. Hatta bazen komplikasyon oluyor ve ileride revizyon yapmam gerekiyor ve bir sır vereyim: "Revizyon yapmak için de bir süre geçmesi gerekiyor. En az 6 ay." Öyle şıp diye hemen revizyon yapılmaz. Instagram'daki doktorları gıpta ile takip ediyorum. Sıfır komplikasyon, sıfır revizyon... Full memnun hasta. İnanılmaz!

Hastalar genellikle 3 şey istiyor:

1- Ameliyat mümkün olduğunca ucuza olsun

2- Ameliyatın sonucu hemen, ama hemen alınsın. Mümkünse ilk haftanın sonunda sonucu hemen görelim.

Yazının devamı...

Ders aldığım anılarım - 4

13 Aralık 2020

Arkadaşlar, burada yazdıklarım ya bizzat şahit olduğum, ya da yaşayanı birebir tanıdığım olaylardır. Çapa Tıp Fakültesi'nde zengin olan çaycı hikayesi ise üniversitenin eski hocalarının hepsinin bildiği gerçek bir olaydır. Daha yazacak çok şey vardı ama birebir şahit olmadığım olayları (kalp ameliyatında yere düşen ve yedeği olmadığından mecburen kullanılan kalp kapakçığı hikayesi gibi) ve başıma bela açabilecek bir olayı yazmadım. Dertsiz başıma dert almamı da istemeyin.

SAĞLIKTA KAR ZARAR HESABI OLUR MU? OLUYOR...

Yıllar önce (yaklaşık 18 sene olmuş) çalıştığım bir hastanede hastaların bekleme yerinde bir şikayet kutusu bulunuyordu. Kutuya hep şöyle dışından bir göz atardım, okunabilen bir şikayet var mı diye... Bir gün baktım, biri kutuya attığı kağıdı katlamamış ve yazdıkları cam kutu dışından okunabiliyor. Aynen şöyle yazmış hasta:

"Tam üç haftadır xxxx tahlilini yaptıramadık. Cihaz bozukmuş. Bir özel hastanede bir cihaz 3 hafta nasıl bozuk olur?"

Bu şikayet ilgimi çekti. Gerçekten özel hastanede bir laboratuvar cihazının 3 hafta bozuk olması normal değil. Ben de gittim laboratuvara, bu durumun sebebini sordum. Hastalardan biri böyle böyle şikayet kutusuna şikayetini yazıp atmış, hangi cihaz 3 haftadır arızalı diye sordum. Aldığım yanıt aynen şöyle oldu, "Hocam, cihaz bozuk değil aslında, çalışır vaziyette. Ama devlet sevki ile gelen hastalara aletin bozuk olduğunu söylüyoruz, çünkü devletin ödediği para bu cihazın giderinden az. Devlet sevkli gelen vakalarda bu cihazı kullanırsak zarar ediyoruz, biz de bu hastalara cihaz bozuk diyoruz, o tahlili yapmıyoruz."

Rüyamda görsem böyle bir olaya inanmazdım, kendi gözlerimle şahit oldum. Hasta var, cihaz çalışıyor, hasta özel hastaneye geliyor ve kasıtlı olarak o tahlil yapılmıyor. İnanılmaz bir olaydı. Bence ülkemizde sağlık sisteminde yapılan yanlışları çok güzel özetleyen bir olay. Bu durumu sorduğum bir hastane yetkilisi şöyle demişti, "Hocam, sosyal güvenlik kurumu hastanelerle paket anlaşma yapıyor. Paketteki tüm işlemleri yapmak zorundayız ama bazısından kar ederken, bazısından zarar ediyoruz. Bu yüzden zarar ettiğimiz testleri yapmıyoruz." Özel hastaneler devletin kamu hastanesiymiş gibi çalışıp bir yandan da kar etmeye çalıştıkça bu sorunlar hallolmaz. Sağlık harcamasından tasarruf olmaz. Bu olay dediğim gibi 18 yıl öncesinin olayı. Şimdi şehir hastanelerinde bu işler nasıl yürüyor bilmiyorum.

----------------

DOKTORLARIN MESLEKİ RİSKLERİ HAKKINDA BİR ANI...

Yazının devamı...