Meme büyütme üzerine...

28 Ocak 2020

Meme büyütme en popüler, memnuniyet oranı en yüksek estetik ameliyatlardan biridir. Üstelik teknik olarak basit bir ameliyattır. Karar verilmesi gereken bir kaç seçenek vardır. Bu kararlar isabetli verilirse sonuç yüz güldürücü olur. Karar verilecek konulardan bazıları şunlardır: İmplantın büyüklüğü ne olacak? İmplant nereden yerleştirilecek? İmplant hangi katmana konacak? vs.. Bu kararların çoğu hastanın anatomik yapısına ve cerrahın tercihine göre verilecektir. Biri hariç! İmplantın büyüklüğüne karar verirken söz hastanındır. Biz cerrahlar sadece bazı önerilerde bulunabiliriz. Burada implant büyüklüğünün doğru tespit edilmesi çok önemlidir. Hedeflediğimiz "başarılı sonuç" şudur: "Hasta, ameliyattan en az 6 ay sonra, ve daha sonrasında sonuçtan memnun olmalı". Bunun anlamı şudur; kısa vadede memnuniyeti amaçlamıyoruz. Önemli olan hastanın uzun dönemde memnun olmasıdır. Bu yüzden implant büyüklüğüne karar verirken hastayı dinlemek, istediği büyüklüğü iyice anlamak, memede istediği görünümü iyi anlamak ve tecrübelerimiz ışığında onu yönlendirmek önemlidir. Bunları yaparken hastanın sosyo-ekonomik durumu da gözden geçirilmeli ve bu kararlar öyle verilmelidir. Vücut yapıları aynı olsa da bir lise öğretmenine ve bir mankene aynı implant uygun olmayabilir. Örnek vermek gerekirse bir yüzücü yada balerine çok büyük implantlar koymak işini etkileyecektir. Aynı şekilde görüntüsüyle para kazanan bir mankene ise göğüslerini öne çıkaracak kadar, biraz abartılı meme implantları konabilir.

----

Hastanın bu önemli kararını vermesine yardımcı olmalıyız. Ameliyattan sonra olabilecek meme büyüklüğünü gösteren bazı bilgisayar simülasyonları vardır. Hastanın 3D fotoğrafları alınıp bilgisayarda ameliyattan sonra nasıl olacağı 3 boyutlu olarak gösterilir. Açıkçası ben bu simülasyonları hiç sevmiyorum, çünkü bence çok gereksiz. Biz meme implantının büyüklüğüne karar vermek için çok daha basit ve bence daha kullanışlı bir teknik uyguluyoruz. Bunun için hastanın sünger desteği olmayan bir sütyen ve ince bir tişört ile muayeneye gelmesini istiyoruz. Kliniğimizde çeşitli büyüklük ve şekillerde değişik meme implantları var. Bunları denemeler için kullanıyoruz. Hastanın isteğini dinleyip göz kararı bir implant seçiyoruz. Hasta bu implantı sütyenin içine, memenin altına gelecek şekilde yerleştiriyor. Üzerine ince tişörtünü giyiyor. Ayna karşısında hasta görüntüsüne bakıyor, eğer meme büyüklüğünün ufak olduğunu düşünürse bir büyüğünü deniyor. Sonunda belli bir büyüklükte karar kılıyor. Hastaya tavsiyem bu belirlediğimiz büyüklüğün %10-20 daha büyük implantının kullanılması oluyor. Bunun 2 sebebi var. Birincisi implant doku içine konunca, meme dışına konmasına göre memeyi biraz daha az büyütür. Özellikle implant, kas altı konuyorsa. Bir diğer sebepse, bu hastaların genelde ameliyattan bir süre sonra "keşke biraz daha büyük yaptırsaydım" demesidir.. Bu yüzden bu sütyen içine denemelik implantları koyup belirlediğimiz büyüklüğün biraz daha büyüğünü kullanmak isabetli olacaktır.

----

İmplantın damla yada yuvarlak oluşu, yüzey özelliklerinin pürüzlü yada düz oluşu, nereden, hangi katmana konacağı gibi kararlar genellikle hastanın vücut, meme yapısı, sosyo-kültürel özellikleri gibi faktörler göz önüne alınarak cerrah tarafından belirlenir. Meme implantının büyüklüğü ise daha çok hastanın isteğine göre belirlenir. İnce sütyen içine denemelik implantların konması tekniği, meme implantların büyüklüğünü belirlemek için çok basit ve isabetli sonuçlar veren bir tekniktir. Bu yüzden meme büyütme ameliyatı için muayeneye gelirken sünger desteksiz, ince bir sütyen ve üzerine ince bir tişört yada gömlek giyerek gelinmesini isteriz..

NOT: Hastaların sıkça söylediği bir şey de şudur: "Bu kadar kolay olacağını bilsem daha önce yaptırırdım.." Bu sözü de sıkça duyuyoruz..

Op. Dr. Oytun İdil

oytunmd@gmail.com

Yazının devamı...

Penis büyütme ameliyatı kimlere yapılır?

17 Ocak 2020

Penis büyütme ameliyatı ile ilgili yanlış anlaşılan o kadar çok nokta var ki hangisini yazayım şaşırıyorum. Bence ilk yanıtlanması gereken soru "bu ameliyat kimlere yapılmalı?" dır.. Aslında genel olarak bu yanlış anlamalara kullanılan terimler yol açıyor. Mesela uzatma sırasında kestiğimiz meşhur "asıcı bağ" penisi aslında asmadığı gibi, penis büyütme ameliyatı da aslında "küçük penisleri büyütme ameliyatı" değildir!. Ameliyatın adı çok büyük yanlış anlamalara yol açıyor. Penis büyütme ameliyatında uzatma yaparken aslında yaptığımız şey, leğen kemiğinin önünde, penisin aşağıdan yukarı çıkan ve dışarıdan görünmeyen kısmını dışarı kaydırmaktır. Yani resmen "elimizdeki malzemeyi" kullanıyoruz. Dışarıdan bir parça eklenmiyor penise. Bu yüzden şunu kural olarak söyleyebiliriz: "Penisin kendi cesameti ne kadar büyükse, ameliyatta elde edilen uzama da o derece büyük olur". Yani, ameliyatta elde edilebilecek büyüme, penisin kendi büyüklüğü ile orantılıdır. Ne kadar küçük penis, o kadar az büyüme!

Anlayacağınız, bu ameliyat, aslında "küçük penisleri büyütme ameliyatı" değildir! "Normal ve büyük boylardaki penisleri daha büyük hale getirme" ameliyatıdır!

"Ameliyatın sonunda cetvelle ölçmeye gerek kalmayacak şekilde, gözle görülür uzama olur"

Bakın, bu ameliyatın ne kadar yanlış anlaşıldığı ile ilgili enteresan bir anımı anlatayım. Daha bir ay önce yaşanmış bir olay. Katıldığım bir genital estetik kongresinde (kongredeki tek plastik cerrah bendim!) bir üroloji uzmanı sunum yaptıktan sonra bir üroloji hocası (profesör) söz aldı ve şunları söyledi: "Bu ameliyatla peniste büyüme sağlanabileceğini hiç sanmıyorum. Olsa olsa göz yanılmasıdır. Hem bu ameliyat neden penis boyu normal kişilere yapılıyor ki; penisi küçük, büyütmeye ihtiyacı olan kişilere yapılmalı!" Neresini düzelteyim? Hocanın söylediklerinin tümü yanlış idi. Ameliyatın sonunda cetvelle ölçmeye gerek kalmayacak şekilde, gözle görülür uzama olur; yeter ki hastanın penisi ereksiyonda en az 9-10 cm olsun ve uzatma sırasında asıcı bağ usulüne uygun şekilde kesilsin. Uzamayı rahatlıkla fark edersiniz. Maalesef bu ameliyatın doğasını bilmeyen, pek tecrübesi olmayan cerrahlar bu üroloji hocası gibi düşünebiliyor ve ameliyatın küçük penisleri büyüteceğini düşünerek penis boyu kısa kişileri ameliyat ediyorlar. Hele bir de asıcı bağı "penis düşmesin" diye kesmiyorlarsa uzama falan olmuyor tabii (Not: asıcı bağ tam kesilse bile peniste düşüklük olmaz; bunu da not düşeyim). Kısa penisli kişilere asıcı bağı kesmeden uzatma yapmaya çalışmak hiç bir işe yaramaz. Böyle nafile çabalar yüzünden "ameliyatla penisin büyümeyeceği" gibi yanlış fikirler dolaşıyor ortalıkta.

Zaman zaman kliniğimize yurtdışından siyahi hastalar başvuruyor. Bu hastaların ırksal özellikleri dolayısı ile penis boyu oldukça iyi oluyor. Bu hastalardan ilk ameliyat ettiğim hasta benim için değişik bir tecrübe olmuştu. Hastanın penis boyu zaten normalde 18-20 santim vardı ve ameliyat sonunda devasa bir uzama, kalınlaşma elde ettik. O ilk siyahi hastamda ameliyatın sonunda şöyle bir geri çekilip "duruma" şöyle uzaktan bir baktım. İlk aklıma gelen şu oldu: "Resmen penis, penislikten çıktı; yılan oldu!"

"Ne kadar büyük penis, o kadar iyi uzama!"

Bu ameliyatı küçük penisleri büyüteceğini sanarak kısa penisli kişilere yapmak hatadır. "Eldeki malzeme kullanılarak; penisin kendi dokusu, araya bir şey katılmadan, sadece kendi dokusu dışarı kaydırılarak uzatma sağlandığından" ameliyatı yaptığınız hastanın penisi ne kadar iri ise uzama da o kadar iyi olacaktır. Ne kadar büyük penis, o kadar iyi uzama!

Bu noktada şöyle bir soru sormak lazım: "Penis büyütme ameliyatını kimlere yapmalı, kimlere yapmamalı; kimler mutlaka olmalı, kimler kesinlikle olmamalı?

Yazının devamı...

Penis Büyütmede Yanlışlar

3 Ocak 2020

Neredeyse gittiğim her yerde yanlışlarla boğuşuyorum. Erkek genital estetiği yaptığımı bilen arkadaşlarım, tanıdıklar, meslektaşlarım, hatta diş hekimim, bana "şöyle oluyormuş, böyle oluyormuş.." diyerek kulaktan kulağa yayılmış bir sürü yanlış bilgiyi soruyorlar. Hatta katıldığım bazı kongrelerde uzman hekimlerin bile bu konularda ne kadar yanlış bilgilere sahip olduklarını görüp şaşırıyorum; sürekli sunumlar arasında söz alıp düzeltmelerde bulunuyorum. Anlata anlata dilimde tüy bitti, ama bir de burada yazayım. Penis büyütme ameliyatı ile ilgili yanlış bilinenler.. Buyurun..

- "Kalınlaştırmada enjekte edilen yağın %60'ı eriyormuş." YANLIŞ! Doğrusu şu: yağın ne kadarının eriyeceği ancak tahmin edilebilir. Erime miktarı kişiden kişiye ve bazı faktörlere göre değişir. Hem de öyle bir değişir ki, %60 gibi ortalama bir oran veremezsiniz. Kimisinde 6 ay sonunda %80 erime olur, bir kez daha yağ enjeksiyonu yapmak gerekir. Kimisinde de ameliyattan sonra 6-7 sene geçmiştir, gram erime yoktur. Bence %60 erir, %40 kalır gibi oran veren meslektaşlarımın bu konuda tecrübeleri yok. Size bu kadar farklı sonuçların sebebini söyleyeyim; gıda rejimi. Yurt dışında yaşayan ve (tahminimce) gıdalar konusunda çok seçici olmayan hastalarımızda gıdalarında domuz yağı aldıklarından göbek yağ dokusu çok "kuru ve katı" oluyor. Vakumlu enjektöre aldığımızda bu yağ, enjektöre patates püresi ya da ezilmiş muz gibi doluyor, süzgeçte süzdüğümüzde hiç sıvı ayrışmıyor. Bu "kuru" yağ, çok iyi tutuyor. Yıllar sonra bile erime olmuyor. Yerli hastalarımızda yada yurt dışında yaşayıp gıdasına çok dikkat eden, ekmek fırınlarında domuz yağı kullanılıyor diye ekmeğini bile helal marketten alan hastalarımızda ise göbek yağı çok ödemli ve gevşek geliyor. Bu tip yağ dokusu erimeye meyilli oluyor. Aylar içinde bir miktar erime oluyor ve 6. ayda yada 1. yıl sonunda bir kez daha yağ enjeksiyonu yapılması gerekiyor. Bu yüzden öyle herkes için %60-%40 gibi ortalama oranlar veremeyiz. Hastanın beslenmesine ve ameliyat sırasında göbekten aldığımız yağın yapısına göre (kuru, yani kaliteli / ödemli, yani çok sulu, kalitesiz) tahminde bulunabiliriz.

- "Bu ameliyatta gerçek anlamda bir uzama sağlanmıyormuş" YANLIŞ! Bu yanlış anlamanın bir kaç sebebi var. Birincisi sabırsız hastalar. Ameliyattan sonra penis dibinde asıcı bağın kesildiği yerde bir sertleşme oluyor. Burada oldukça derine inen bir iyileşme dokusu oluşuyor. Bu iyileşme dokusu serttir, esnek değildir. Ayrıca penis çevresinde enjekte edilen yağın sertliği ve ödemi de oluyor. Hastalar ilk 2 ay içinde penisin ameliyat olmadan önceki dönemdeki yumuşak, dokuların esnek olduğu hali ile ameliyattan sonraki sertleşmiş halini kıyaslıyorlar. Uzamanın ereksiyonda fark edilmediğini söyleyen hastalar hep ilk 2-3 ay içinde şikayet ediyor. Bu hastalar, zaman geçtikçe ve sertlikler yumuşamaya başladıkça ereksiyondaki uzamayı görürler. Genelde 6. ayda bu gibi şikayetler kalmaz. Gerçek anlamda uzama olmadığını iddia eden cerrahlar ise ya bu ameliyatı hiç yapmamıştır yada asıcı bağı kesmeden uzatma yapmaya çalışıyordur. Uzama elde etmek için asıcı bağın kesilmesi şarttır. Bazı cerrahlar asıcı bağı kesmeye çekinmekte ve "penisin altından uzatma yapıyoruz" iddiası ile penis altına z-plasty yapmaktalar. Doğal olarak asıcı bağ kesilmediğinden uzama da olmuyor. Böyle ameliyat edilmiş hastalar da "ameliyatla uzama olmuyor" yanlışının yayılmasına yol açıyorlar. Özetlersek uzama için asıcı bağın kesilmesi şarttır. Ameliyattan sonra da hastanın sabırlı olması gerekir. Sertlikler yumuşadıkça uzamayı görürsünüz.

Bu arada ameliyatla peniste uzama ne kadar oluyor konusuna da açıklık getireyim..Geçenlerde katıldığım bir genital estetik kongresinde bazı cerrahların (plastik cerrah değiller, zaten o kongreye katılan 2 plastik cerrahtan biri bendim, başka plastik cerrah yoktu..) ameliyatla peniste uzama olmadığını iddia etmelerini şaşkınlıkla izledim. Uzamanın gözle görülür derecede olması iki şeye bağlıdır. Madde madde sıralayayım, okuması kolay olsun:

1) İlki penisin yeterince büyük olması!. Bu ameliyat hakkında hiç bir tecrübesi olmayan cerrahlar maalesef ameliyatın ismi yüzünden düz mantıkla şöyle bir fikir yürütüyorlar: Bu ameliyat küçük penisleri büyütme ameliyatıdır. HAYIR! YANLIŞ! Arkadaşlar bu ameliyat aslında "normal boyda yada büyük penisleri daha büyük hale getirme ameliyatıdır! küçük penisleri büyütme ameliyatı değildir!" Biz bu ameliyatta araya bir parça eklemiyoruz. Penisin içerideki kısmını dışarı kaydırıyoruz. Yani resmen "eldeki malzemeyi kullanıyoruz". Yani, penis ne kadar iriyse o kadar fazla uzama olur, ne kadar küçükse uzama o kadar az olur. Tecrübelerime göre ereksiyonda penis boyu 9 santimin altında olan hastalarda fayda sağlanamıyor; uzama olmuyor. Bir kongrede, bir hocamız bu şekilde yaptığım sunumdan sonra sormuştu: "Mikropenisli hastalar ne yapsın? Ben bu hastaları ameliyat için kabul ediyorum.." Bence bu çok yanlış bir tutum. Ameliyatla uzama elde edemiyeceğiniz bir hastayı uzatma vaad ederek ameliyata kabul etmek yanlış. Bu hastaların psikolojileri zaten bozuk oluyor. İntiharın eşiğindeyim diye gelen böyle mikropenisli bir çok hasta var. Bu hastalara boş ümit vermek çok yanlış. Bu hastalar için başka çözümler üretmek lazım (penis boyu ile ilgili bir önceki yazımda bahsetmiştim, uzakdoğulu bir gelin bulmak bir çaredir mesela..) Mikropenisli vakaların tam tersine, penis boyu çok iyi olan hastalarda ise ameliyatın sonunda uzamayı çok net görürsünüz. Örneğin ben ameliyat ettiğim ilk siyahi hastamda (penis boyu ereksiyonda 20 santim idi), ameliyatın sonunda ameliyat masasından şöyle bir uzaklaşıp penise bakınca o an aklıma 2 şey gelmişti: "Penis, penislikten çıktı, yılan oldu resmen! Bu şimdi nasıl ereksiyona gelecek?" Bu sorunun cevabı da anında aklıma geldi: "Eskiden nasıl ereksiyona geliyorsa öyle ereksiyona gelecek. Ereksiyonda bir fark olmaz, çünkü yaptığımız şey penisin dışarıdan görünmeyen kısmını dışarı kaydırmak. Araya bir parça eklemiş değiliz." Demek istediğim penis ne kadar iriyse uzama o kadar iyi olur. Cetvelle ölçmeye gerek yoktur, gözle görülür zaten. Uzama olduğu kesin, mesele penisin yeteri kadar büyük olmasıdır (en azından ereksiyonda 9-10 santim olması gerekir) ki ameliyatta yaptığımız uzatma görülebilsin. Penis çok küçükse uzatma milimetreler seviyesinde olur ve fark edilmez.

2) İkinci faktör ise ameliyatın üzerinden yeterli süre geçmesidir. Biz ameliyatın hemen sonunda uzamayı görüyoruz ve fotoğraflıyoruz, ama o bölgede iyileşme başlıyor. İyileşme demek dokularda sertlik demektir. Sertlik demek, esnekliğin olmaması demektir. Maalesef ameliyattan sonraki ilk aylarda hastalar hep ameliyattan önceki esnek ve yumuşak hali ile ameliyattan sonraki dokuların sertleştiği iyileşme dönemindeki halini kıyaslıyor. Hatta bazısı daha dikişler dökülmeden "ben yeteri kadar uzama görmedim" diye şikayet ediyor. Yahu, bi durun! İyileşme olayının bitmesi, dokuların yumuşaması gerekiyor. Bu süreç en az 6 aydır. Sabırlı olmalısınız. Hiç bir hasta 6. ayda bu tarz şikayetlerle gelmiyor.

Sonuçta uygun hastaya (zaten hastaları seçiyoruz, ereksiyonda penis boyu 9 santimin altındaki hastalara bu ameliyatı yapmıyoruz) yapıldığında ve hasta sabırlı olup sertliklerin yumuşamasını beklerse, 6 ay sonunda uzamayı görmemeniz için bir sebep yoktur.

- "Penis büyütme ameliyatında hissizlik yada sertleşme sorunu olabiliyormuş" YANLIŞ! Bir kere böyle ihtimaller olsa bu ameliyat yapılabilir mi? Bunu kendi kendinize bir sorun. Asıcı bağın içinden sadece çok ince bir toplar damar geçer. O da asıcı bağın alt seviyelerinden geçer. Asıcı bağ kesilirken alt %20'lik kısma geldiğimizde kesildiğini görürüz ve ufak bir kanama olur. Bu, bize asıcı bağın sonuna yaklaştığımızı gösterir. Bu damarın kesilmesinin hiç bir zararı yoktur. Cilt kesilirken zaten bundan daha kalın toplar damarlar kesilmektedir. Bunların bir zararı yoktur. Bu toplar damar dışında asıcı bağın içinden geçen önemli bir yapı yoktur. Peniste hissizlik yada sertleşme sorunu olması için önemli bir sinirin, önemli bir damarın kesilmesi, yaralanması gerekir. Halbuki bu ameliyat, estetik ameliyatlar içinde en güvenli ameliyattır. Bir kere ameliyat "penis büyütme ameliyatıdır" ama gerçek anlamda "penis dokusuna hiç dokunulmamaktadır!" Ameliyat resmen penisin çevresine yapılmaktadır. Bu yönüyle eşi benzeri olmayan bir estetik ameliyattır. Uzatma için penisi leğen kemiğine bağlayan asıcı bağ %80 kadar kesilmektedir. Kalınlaştırma için de penisin cilt altına yağ enjeksiyonu yapılmaktadır. Penisin damarına, sinirlerine, erektil dokusuna, sperm kanallarına, idrar yoluna herhangi bir işlem yapılmamaktadır. Bu yüzden son derece güvenli bir cerrahidir.

Yazının devamı...

1 - Penis uzatma sorunsalı!

10 Aralık 2019

Penis büyütme ameliyatı 2 kısımdan oluşuyor; penis kalınlaştırma ve penis uzatma.. Penis kalınlaştırma tek başına yapılabilirken uzatma ameliyatı tek başına yapılmaz. Teknik olarak ameliyat eksik kalır, görüntü kötü olur. Yani yağ enjeksiyonu mutlaka yapılmalıdır. Bu iki kısımdan (uzatma ve kalınlaştırma) kalınlaştırma asıl karmaşık olan kısımdır. Biz yaklaşık 15 sene içinde kalınlaştırma, yani yağ enjeksiyonu üzerinde bir çok modifikasyon yaptık, çok değişik tecrübeler edindik. İleride yağ enjeksiyonunun sonuçlarını daha da iyiye taşıyacak revizyonlar ve yeni tekniklerin geliştirileceğini sanıyorum. Penis büyütmenin "uzatma" kısmı ise ne kadar basit olsa da ülkemizde nedense hiç anlaşılmıyor. Hastalar uzatmadan (asıcı bağın kesilmesi) gereksiz yere korkuyor. Bazı cerrahlar da korkuyor ve yapmıyor; bu yüzden bir çok hastaya uzatma yapılması gerekirken, yapılmayıp sadece yağ enjeksiyonu yapıldığından gömülü penisler üretiliyor. Bazı cerrahlar ise hastaların bu korkusunu suistimal ediyor ve asıcı bağın kesilmesini istemeyen hastalara saçma sapan cerrahi işlemler yapıyorlar ("Biz asıcı bağı kesmeden uzatma yapıyoruz" yalanı). Bu hastaları gördükçe hayretler içinde kalıyorum. Uzatma ile alakası olmayan cerrahi işlemler yapılmış, saçma sapan, hiç bir tekniğe uymayan dikişler atılmış, sonuçta 1 milimetre dahi uzama elde edilememiş. Bu konu üzerine bir kaç laf etmem gerekiyor dolayısıyla..

Bu karmaşaya sebep olan şey tamamen "asıcı bağın kesilmesi gerekliliği"... İşin ilginci, asıcı bağın kesilmesi, penis büyütme ameliyatının en basit yeri. Kesinlikle bir komplikasyona yolaçmaz. Sanıldığı gibi his kaybı, ereksiyon bozukluğu, penisde düşme gibi bir şeye yol açmaz. Bunlar tamamen yersiz korkular. Aslında penis büyütmede bir komplikasyon olursa bu kesinlikle yağ enjeksiyonu, yani kalınlaştırma ile alakalı olur. Ayrıca biz bu ameliyatla uğraştığımız 15 sene içinde ameliyat tekniğine bir sürü eklemeler, düzeltmeler yaptık ve bunların biri hariç tümü yağ enjeksiyonu, yani kalınlaştırma ile ilgili idi. Uzatma işlemi ile ilgili olarak ise sadece bir modifikasyon yaptık. Dediğim gibi ameliyatın "kalınlaştırma" kısmı asıl karmaşık olan ve halen geliştirilmekte olan kısmıdır. Komplikasyon olursa yağ enjeksiyonunda olur.

Uzatma kısmı ise, son derece basit, komplikasyona yolaçması imkansız bir işlemken, nedense hastalar da, cerrahlar da "asıcı bağın kesilmesi" nden korkmaktalar. Uzatma işleminde yapılan iş çok basittir. Penis, leğen kemiğinin altından doğar, leğen kemiğinin önünden yukarı uzanır (kemikten ayrılıp dışarı kaydırılan kısım burasıdır), sonra dışarı uzanır; yani içeride, leğen kemiğinin önünde, dışarı kaydırabileceğiniz 3-4 santimlik bir kısım bulunmaktadır. Ameliyatta yapılan işlem, penisi leğen kemiğinin önünde kemiğe tutturan asıcı bağı kesmektir. Bir de, kemikten ayrılan penis dokusunu dışarı "iteklemek" için arkasına, korse gibi bir dizi "itici dikişler" atılır. Bu "asıcı bağın kesilmesi" işlemi son derece basittir, yeterlidir ve herhangi bir komplikasyona yolaçmaz. Bu yüzden bu işlemle ilgili olarak, 15 sene içinde sadece bir tek modifikasyon yaptık. O da, asıcı bağın tam kesilmemesidir. Yapılabilecek uzatma işlemi için asıcı bağın üstten %80 inin kesilmesi yeterlidir. En alt %20 sinin kesilmesine gerek yoktur. Ayrıca asıcı bağın leğen kemiğinden tam ayrılmasının normal fizyolojiyi bozduğunu düşünüyorum. Erkek, ilişkiye girerken kalça hareketi ile ilişkiye girer. Yani leğen kemiğini ileri iter, leğen kemiği de önünde kendisine yapışık olan penisi iter. Bu sayede erkek dişi ile ilişkiye girer. Bu fizyolojinin korunması için asıcı bağın %100 kesilmemesi gerekir. Bu noktada şunu da belirteyim, tüm kitaplarda penis uzatma anlatılırken asıcı bağın tam kesilmesi gerektiği yazar. Bence bu hatalı bir tekniktir. Asıcı bağın tam kesilmesi ilişki sırasında arkasındaki leğen kemiği desteğinin kalmamasına yolaçar. Bu sebeple asıcı bağın sadece üstten %80 ini kesmek, en alt %20 sini sağlam bırakmak gerekir. Zaten alttaki %20 sini kesmenin uzamaya ek bir faydası da yoktur. Bu yüzden bağın tam kesilmesi bana göre çok gereksiz. Bu noktada bir fikrimi daha söylemeliyim; bu bağa "asıcı bağ" denmesi de hata!. Bu bağ, penisi asmıyor aslında, sadece bir kısmını leğen kemiğinin önüne getiriyor. Birincil görevi penisi asmak değil; eğer öyle olsaydı kitaplardaki klasik teknik uygulandığında ("asıcı bağ" tam kesildiğinde) penis ereksiyonda düşük dururdu. 2004-2009 arası ben de klasik tekniği uyguluyordum ve asıcı bağı tam kesiyordum. Bu hastaların hiç biri penisde düşüklük şikayeti ile gelmedi. Asıcı bağın tam kesilmesi gereksizdir, alt kısmını kesmek zordur, normal fizyolojiyi bozar. Bu yüzden ben sadece üstten %80 inin kesilmesini öneriyorum..

Peki bu konudaki yanlış uygulamalar neler? Hastaların yersiz korkuları neler? Bu işin doğrusu nedir?

Bunları da gelecek bölüme saklayalım.

Yazının 2. bölümünü okumayı unutmayın.. Tüm klinik tecrübemi anlatacağım..

Op. Dr. Oytun İdil

www.peniscerrahisi.com

Yazının devamı...

2 - Penis uzatma sorunsalı!

10 Aralık 2019

Bu yazıyı okumadan önce lütfen yazının ilk kısmını okuyunuz..

Uzatma meselesinin bu kadar kargaşaya yolaçmasının bir kaç sebebi var..

- Bazı cerrahların bu konuda bilgisiz olmasına rağmen "bu konuda bilgim yok" diyeceklerine mantık yürütüp yalan yanlış bilgi vermeler...

- Hastaların asıcı bağın kesilmesinden gereksiz şekilde korkması (bir "bağın" kesilmesi sanki hastanın kolu bacağı kesilecekmiş gibi korkutuyor hastaları..)..

- Asıcı bağın kesilmesinin his kaybı, ereksiyonda dikliğin kaybı, kısır kalma gibi şeylere yolaçabileceği korkusu.. Bu gibi komplikasyonlar asıcı bağın kesilmesi ile mümkün değildir. Biraz anatomi bilen bir cerrah bu ameliyatın böyle komplikasyonlara yol açmayacağını bilir. Anatomi bilmiyorsa zaten ameliyat yapmasın..

- Bazı cerrah arkadaşların (maalesef) hastaların bu korkularını suistimal etmeleri. Hasta asıcı bağın kesilmesinden korkuyorum dediği an, "gel, biz asıcı bağı kesmeden yapıyoruz" diyerek hastayı "kandırmaları"... "Kandırmaları" derken en hafif tabiriyle söylüyorum.. Şu bir gerçek: asıcı bağ kesilmeden uzatma yapılamaz. Aşağıda ayrıntısıyla anlatıyorum.

Şu yazdıklarımı bir yere not edin. Bunlar dışında söylenenlere inanmayın, yanlıştır çünkü (en hafif tabiriyle söylüyorum).

- Penis sadece cerrahi işlemle uzar. Bu ameliyatta yapılan asıcı bağın kesilmesidir. Neden kesiyoruz bu bağı? Çünkü penis, leğen kemiğinin altından çıkar, önünden bir kaç santim yukarı uzanır, sonra dışarı çıkar. Biz sadece dışarıdaki kısmını görüyoruz. Ereksiyon halinde penisin dibini elinizle takip ederseniz, leğen kemiğinin altına uzandığını hissedersiniz. Asıcı bağın kesilmesi ile leğen kemiğinin önünden yukarı uzanan bir kaç santimlik kısmı serbestlemiş olursunuz. Bu kısmın arkasına "penisi dışarıya itekleyen" dikişler attığınızda ise, leğen kemiğinin önünde yukarı uzanan, dışarıdan görülmeyen kısmı dışarı ilerletmiş olursunuz. Bu şekilde uzatmadan 2-3 santim fayda görür hasta. Ben 4-5 santim uzama da gördüm, ama bunu her hastaya garanti edemezsiniz; hastanın bazı özellikleri varsa oluyor..

Yazının devamı...

Yağ enjeksiyonu hakkında - 1

4 Aralık 2019

Plastik cerrahide yağ enjeksiyonları bir çok farklı amaçla kullanılıyor (hacim artırmak, yara izlerinin silikleştirilmesi, kırışıklıkların tedavisi..). En yoğun kullanıldığı alan ise şüphesiz hacim artırma amaçlı estetik kullanımıdır. Yağ enjeksiyonu ile popo büyütme, penis kalınlaştırma, yüzdeki çökük alanların doldurulması, çene konturunun belirginleştirilmesi, bu uygulamalardan bir kaçıdır. Bu konuda hastalarımızın en fazla sordukları soru, yağın enjekte edildiği yerde ne kadar tutacağı ve bunun kaç sene gideceğidir. Genellikle bu soruya "% şu kadar tutar" gibi cevaplar veriliyor. Herkes kafasına göre, %40, %60 gibi bir oran söylüyor. Ben, klinik pratiğim gereği neredeyse her gün yağ enjeksiyonu yapıyorum ve bu konuda çok geniş bilgim var. Benim fikrim ise bu söylenen oranların tümünün kafadan atma olduğu.. Gerçek çok farklıdır. Burada bahsedeceklerim tamamen benim klinik tecrübem, hastalardan aldığımız biopsiler, hastalarımızın takip sonuçlarından yaptığımız kişisel çıkarımlardır. Yani burada yazacaklarımı bir kitaptan yada bilimsel bir makaleden almadım. Yazdıklarım tamamen benim kişisel tecrübem ve fikrimdir.

Yazı biraz uzun olacak, baştan uyarayım (yazı bir kaç parça olacak).. Ama değer.. Okuyunuz..

Ben yağ enjeksiyonunu yüz bölgesi ve penis kalınlaştırmada oldukça yoğun biçimde uyguluyorum. Bu hastaların ameliyatlarını (aslında tüm ameliyatlarımızı) video ile kayıt altına alıyoruz. Bazı hastalarımızdan (ameliyattan 1 yıl sonra) biopsiler alıp enjekte ettiğimiz yağın akıbetinin ne olduğunu inceledik.. Hastalarımızı uzun yıllar takip ettik. Özellikle yüz bölgesine işlem yaptığımız hastaları uzun yıllar (bazısını 10 yıldan fazla) takip ettik. Arada çok ilginç hastalarımız oldu ve bizim tecrübelerimize çok önemli katkıları oldu. Tecrübelerim sonucu edindiğim fikirlerimi madde madde yazayım, okuması kolay olsun..

- Yağın tutma oranı hakkında belli bir oran veremezsiniz. Bu oran herkesde farklıdır. Yağın tutma oranını etkileyen bazı faktörler var. Biz, herkesde yağı göbek ve bel çevresi bölgesinden alıyor, aynı şekilde hazırlıyor ve aynı teknikle enjekte ediyoruz; ama yağın tutma oranı kişiden kişiye çok değişiyor. Kimisinde 1 yıl sonunda (göz kararı söylüyorum) %90 erime olurken, kimi hasta bize 6 yıl sonra kontrole geliyor ve enjekte ettiğimiz yağda hiç erime olmadığını görüyoruz. Bu durum, kesinlikle bizim uygulama şeklimiz dışında başka bazı faktörlerin olaya karıştığını gösteriyor. Nedir bunlar?

- Yağın tutmasını etkileyen 3 faktör var: yağın "kalitesi", enjekte edilen yerin hareketli bir bölge olup olmaması ve hastanın metabolizma hızı. Bu faktörleri ayrı ayrı anlatayım..

- 1) "Yağın kalitesi": Yoğun şekilde penis büyütme ameliyatı ile uğraştığım için (bu ameliyatta yağ enjeksiyonu yapılıyor) bu konuda çok ayrıntılı ve net fikirlerim var. Bir kere şunu bilmelisiniz; herkesde göbekten alınan yağ, aynı şekilde gelmiyor. Kimi hastada göbekten direkt vakumlu enjektörle yağ aldığımızda, kupkuru, patates püresini yada ezilmiş muzu andıran yağ gelir. İçeriğinde hiç sıvı yoktur; süzdüğünüzde hiç bir şey süzülmez. Bu yağ için "çok kaliteli" diyoruz. Bu tarz yağ dokusu enjekte edilen yerde hacim kaybına uğramıyor ve uzun yıllar kalıyor. Kimi hastada ise göbekten direkt vakumlu enjektörle yağ aldığımızda, yağ dokusu bolca sıvı ile gelir. Enjektörde sıvının içinde yağ dokusunun yüzdüğünü görürsünüz. Süzüldüğünde bolca sıvı süzülür. Bu yağ "kalitesiz" bir yağdır ve ne kadar süzerseniz süzün, kalan katı kısmını enjekte ettiğinizde bir kaç ay içinde bolca hacim kaybı olur. Neden? Arada ne fark var? Anlatıyorum.. Devam edelim..

- Lafı dolandırmadan hemen sebebini söyliyeyim, bunun beslenme tarzı ile alakası var. Genellikle yurtdışından gelen ve beslenmede çok seçici olmayan kişilerde (tamam, direkt yazayım: domuz eti ve yağı yiyen kişilerde) göbek yağı genellikle çok kuru ve katı oluyor (kaliteli yani).. Göbekten aldığımız yağ dokusu "kaliteli" gelmişse, enjekte edeceğimiz yere sadece gereken miktarda yağ enjekte etmek gerekir; çünkü erimeyecektir, erime payına gerek yoktur. Ben böyle vakaların 5-6 yıl sonrasını gördüm ve yağda hiç kayıp olmamıştı. Bu hastaları ameliyatından 6 sene sonra gördüğümde 6 sene önce ameliyatta göbekten aldığımız yağın nasıl olduğunu hatırlamaya çalışmıyorum. Yukarıda yazmıştım, tüm ameliyatları video kayda alıyoruz. Hastanın 6 yıl önceki ameliyat kaydına baktığımda göbekten aldığımız yağın kuru ve "kaliteli" olduğunu görüyoruz. Eğer yağ "kalitesiz" gelmişse, bunun bir kaç ay içinde bir miktar eriyeceğini düşünerek (erime payını da hesaba katarak) gerekenden biraz fazla yağ enjeksiyonu yapmak doğru olur. Yazının daha sonra yayınlanacak ikinci kısmında bir kaç vakamdan bahsedeceğim. Bu çıkarımlarımın doğru olduğunu göreceksiniz.

- Gıdalarla domuz yağı almak için domuz eti yemeye de gerek yoktur. Yurtdışında yaşayan hastalar, yedikleri pasta, börek, ekmek ile dahi domuz yağı alabilmektedirler. Bunun bir istisnasının, sürekli tüm gıdasını helal marketlerden alan hastalarımız olduğunu farkettik. Zaman zaman Fransa'dan, Almanya'dan muhafazakar kesimden hastalarımız gelmekte. Açık konuşayım, kişinin giyiminden kuşamından biraz belli oluyor muhafazakar kesimden olup olmadığı. Böyle hastalara gıda alış verişini nereden yaptığını soruyoruz mutlaka; eğer helal gıda marketlerinden yapıyorsa genellikle göbekten aldığımız yağ "kalitesiz" oluyor.

Yazının devamı...