Gençlerde kalça ağrısının önemli bir nedeni: Kalça sıkışma sendromu

23 Şubat 2021

Kalça sıkışma sendromu, son yıllarda tanımlanmış olup özellikle aktif, genç erişkin bireylerdeki kalça ağrısının en önemli sebeplerinden biridir. Kalça sıkışma sendromu veya tıp literatüründeki karşılığı ile Femoroasetabular sıkışma sendromu (FAS) mekanik bir kalça rahatsızlığıdır. Erken tanı konulup zamanında tedavi edilmediğinde kalça eklemi osteoartriti denilen kireçlenme ile sonuçlanmaktadır.

Kalça eklemi temel olarak uyluk kemiğinin ucundaki küre şeklinde bir femur başı (top) ve bunun içine yerleştiği asetabulum adı verilen yuva şeklinde kemiklerden oluşur. Bu iki kemik arasında yük taşıyan bir eklem kıkırdağı ve dizdeki menisküse benzeyen ve sürtünmesiz bir yüzey oluşturarak yük taşımada önemli görevleri olan yarım ay şeklinde labrum adı verilen bir yapı bulunur.

Bu küresel baş ve yuva birbirleri ile mükemmel bir uyuma sahiptir. Kalça eklemi yürüme esnasında vücut ağırlığının 4 katı kadar yük taşır. Özellikle oturup kalkarken ve diz çökerken aynı zamanda eklem yüzeyinde makaslama kuvveti oluşturarak daha fazla yüklenme olur. Tüm bu günlük aktiviteler sırasında baş yuvanın içinde sorunsuz hareket eder. Fakat insanların neredeyse % 20’sinde bu uyum normalden farklıdır.

Kalça sıkışma sendromunda yapısal olarak ya femur başının (top) tam küre şeklinde olmaması ve daha çıkıntılı olması (tümsek tipi), veya asetabulumun (yuva) normalden daha derin veya dönük olması (kıskaç tipi) veya çoğu zaman her ikisinin birlikte olmasına bağlı (kombine), kalçanın belirli hareketleri sırasında özellikle fleksiyonda (bacağın gövdeye yaklaştığı durumlarda), eklem yüzleri arasında anormal bir temasa ve aşırı yüklenmelere sebep olur. Bu yüklenmeler tıpkı dizdeki menisküslerde olduğu gibi önce amortisör görevi yapan labrumda, sonra onun hemen komşuluğundaki eklem kıkırdağında harabiyete yol açarak artrit (kireçlenme) sürecini başlatır.

 

Kalça sıkışma sendromu sporcularda genel popülasyondan 2,5-3 kat daha fazla görülür. Özellikle sporcularda ve günlük yaşamda aktif olan genç erişkinlerde daha sık gözlenen bu durumun kalça ağrısının önemli nedenlerinden biri olduğu 2000’li yılların başında anlaşılmıştır. Bazı görüşlere göre iskelet gelişimi tamamlanmadan yapılan çeşitli ciddi sportif aktiviteler kalça sıkışma sendromu (FAS) riskini artırmaktadır ama bu görüş kesin olarak kanıtlanmış değildir. Hastalık genç sporcularda daha fazla olmakla birlikte 14-15 yaşından sonra her yaşta görülebiliyor. Toplumun neredeyse yüzde 15-20 sinde bu şekil bozukluğu var ve bu hastalık için adaylar.

Özellikle futbol, bisiklet, at binme, yoga, bale, halter, kick boks, judo ve tekvando gibi sporları yapan genç, aktif sporcularda uyluğun gövdeye kaldırılması  (fleksiyon) ve dönme (rotasyon) hareketi gibi kalçada değişik açılarda yapılan tekrarlayıcı hareketler, önceden kalça kemiğinde tümseklenme veya kıskaç tipi anatomik şekil bozukluğu olanlarda, bu iki ana parçanın birbirine sürtmesi ile kalçada ağrı ve hareket kısıtlılığına neden olur. Bir başka deyişle, anatomik deformite kadar bölgenin aktivitede aşırı kullanım durumu da sorunun ortaya çıkışında önemli bir etkendir.

Yazının devamı...

Diz ağrısı için PRP veya kök hücre tedavisi mucize mi?

2 Şubat 2021

Her şeyden önce PRP ve kök hücre aynı olmamakla birlikte etki mekanizmaları da farklıdır. Son yıllarda diz veya kalça eklemi kireçlenmesinin ve spor yaralanmalarının tedavi seçenekleri arasında kök hücre ve trombositten zengin plazma (PRP) gibi rejeneratif (yenileyici) enjeksiyon tedavileri çok popüler hale geldi. Ne yazık ki bu uygulamalardaki hızlı artış aynı zamanda bu tür tedavilerin birçok yanlış anlama, yanlış algılama ve hatta şüpheyi de beraberinde getirmesine neden oldu.

Trombositten zengin plazma veya yaygın kullanımı ile PRP

Hastanın kendi kanının santrifüj yoluyla kırmızı kan hücrelerinden arındırılmasıyla elde edilen plazmadır. Trombositler normal kanda bulunan pıhtılaşma hücreleridir. Kök hücre içermez veya nadir bulunur. Ancak kıkırdak hasarı olan eklem içine enjeksiyonuyla birlikte trombositlerde bulunan granül kesecikleri açılır, granüller içindeki iyileşmeyi artırıcı sitokinler ve büyüme faktörleri ortama salınarak inflamasyonu düzenleyici, kıkırdağı güçlendirici etki ortaya çıkar.

Hastadan alınan 50-60 cc kan içerisindeki trombositler, santrifüj yoluyla ayrıştırılarak normaldekinden 5-6 kat daha fazla (1 milyon civarı) trombosit konsantrasyonu elde edilir.

Böylece çok daha fazla miktarda kıkırdak için iyileşme faktörleri içeren trombositler, hasarlı eklem bölgesine enjekte edilir. Genel olarak 2-4 hafta ara ile 2 veya 3 enjeksiyon uygulanır.

Her PRP aynı değil

Yazının devamı...

Robot yardımıyla diz ve kalça ameliyatı daha güvenli

19 Ocak 2021

Modern tıbbın en önemli gelişmelerinden olan robotik cerrahinin üroloji, jinekoloji ve genel cerrahi alanlarında başarılı uygulamalarından sonra artık diz ve kalça protezi ameliyatları da robot yardımlı yapılabiliyor. Robot yardımlı cerrahide daha küçük ameliyat kesisi, optimal implant yerleşimi ve daha hızlı iyileşme avantajları ile diz ve kalça protezi ameliyatlarının daha uzun süre sağ kalım sağlayacağı bekleniyor. Ortopedide bugün için sadece diz ve kalça protezi ameliyatlarında kullanılmaya başlanan robot yardımlı cerrahi, yakın gelecekte diğer rahatsızlıkların tedavisinde de kullanılabilecek. Robotik diz ve kalça protezi ameliyatları yüzde 100 robot tarafından yapılmıyor. Robotik kol yardımıyla cerrahın kontrolünde protezi daha doğru yerleştirme olanağı sağlıyor.

Diz ağrısının nedenleri ve güncel tedavi uygulamaları nelerdir?

Ortopedi polikliniklerine diz ağrısı ile başvuran hastalarda en sık nedenler genç bayanlarda diz kapağı kıkırdağının yumuşaması (kondromalazi patella), sporcularda menisküs ve bağ yaralanmaları ve orta yaş üzeri erişkinlerde ise osteoartrittir (kireçlenme).

50 yaş üzeri özellikle bayanlarda en sık diz ağrısı nedeni olan eklem kireçlenmesi, diz eklem kıkırdağının çeşitli nedenlerle yapısının bozulması, aşınması ve altındaki kemiğin ortaya çıkmasıdır. Ayrıca eklem kıkırdağının altındaki kemik dokusunda da değişiklikler sonucu, kemikte büyümeler ve eklem kenarında çıkıntılar (osteofit) gelişir. 60 yaş üzerindeki bireylerin yaklaşık yüzde 80’inde az veya çok osteorartrit bulunur.

Normalde kanlanması ve sinir desteği olmayan eklem kıkırdağı, düz, kaygan yüzeyi ile kemiklerin birbirine sürtünmesini önleyen bir dokudur. Vücudumuzdaki en kalın eklem kıkırdağı diz ekleminde yer alır ve 4-5 milimetre kalınlığındadır. Eklem kıkırdağı mükemmel iç organizasyonu sayesinde ortalama 70-80 yıllık insan yaşamında anormal bir durum olmadıkça yürüme, koşma, merdiven inme-çıkma ve çömelme gibi çeşitli aktivitelere karşı dayanıklıdır ve bu aktiviteleri ağrı duymadan rahatlıkla yaparız. Kıkırdak dokusu hiç sinir yapısı içermezken altındaki kemik ve etrafındaki dokular damar ve sinirden zengindir.

Osteoartrit (kireçlenme) oluştuğunda bir başka deyişle kıkırdak ortadan kalkıp altındaki kemik açığa çıktığında artık tüm bu aktiviteler ağrılı olur. Yürüme, merdiven inme ve çıkma ve çömelme ile dizde ağrı meydana gelir. Başlangıçta yürümekle ortaya çıkan ağrı zamanla istirahatte de olur. Ağrının yanında tutukluk ve hareket kısıtlığı gelişir. Sonuç olarak, fonksiyon bozukluğu ile yaşam kalitesini ciddi etkileyen bu durum, özellikle menüsküs ve çapraz bağ yaralanmaları gibi spor yaralanmaları tedavi edilmediğinde veya aşırı kilolu olanlarda ve ileri yaştaki bireylerde daha sık meydana gelir.

Eklem kireçlenmesinin güncel tedavisinin ana amaçları; ağrıyı gidermek, hareketteki kısıtlanmayı düzeltmek, günlük yaşam aktivitelerinin sorunsuz yapılmasına yardımcı olmak ve hastalığın ilerlemesini engellemektir. Bu rahatsızlığın tamamen düzelmesini sağlayan bir tedavi yoktur. Aşınmış olan kıkırdak dokusunu yenilemek mümkün değildir.

Yazının devamı...