Kortizon tedavisinde beslenme nasıl olmalı?

27 Ekim 2021

Birçok danışanım kortizon tedavisi uygulanırken; ileriye dönük yaşayacağı sıkıntılardan ve kimi zamanlarda risklerden endişe duymaktadır.

Bir hormon olan kortizon birçok rahatsızlıkta tedavi amacıyla kullanılan; kortikosteroidler yani kortizon, prednizon, deksametazon v.b. steroid yapıda olan ilaç gruplarıdır. Bu ilaç tipleri böbrek üstü bezlerinden salgılanan kortizon hormonuna benzerlik göstermektedir.

Beslenme her zaman kilo verme üzerine odak alınmamalıdır. Kimi zaman kullandığınız ilaçların etkisini minimuma indirmek kimi zamanda besin-ilaç etkileşimi yaşamamak için beslenmenin yeri her zaman önemlidir.

Peki Kortizonun Etkisi Nasıldır?

Kortikosteroid grup ilaçlar insüline zıt bir etki göstermektedir. Dolayısıyla glikojenezde ki artış karaciğerde glikojen üretimini ve depolanmasını artırırken; karaciğer dışında ki hücrelerde protein sentezini engellemektedir. Bu nedenle bu noktada antrenman yapan bireylerin kas yıkımına dikkat etmesi gerekmektedir. Peki protein bazlı mı beslenmeliyiz diye sorarsanız? Bu noktada da üre ve amonyak oluşumunu artırıp idrarda azot kaybına neden olabileceğini belirtmeliyim.

İştah Artışına Dikkat…

Kortizon yağların vücutta dağılımına etki ederken lipolizi arttırmaktadır. Bu nedenle kan şekerinde ki dalgalanmalar ve yüksek dozda seyreden insülin düzeyi iştahı artırarak lipogenik etki yaparlar.

Sinir Sistemine Etki Eder…

Yazının devamı...

Anne sütünü artıran 5 besin

12 Eylül 2021

Su Tüketimine Dikkat... Anne sütünün yaklaşık %90’ı sudur. Dolayısıyla su tüketimi anne sütünün artırmasın da etkilidir. Her gün düzenli bir şekilde 2,5-3 litre su tüketimine özen gösteriniz.

Şimdi gelin anne sütünü artıran 5 besine değinelim...

Rezene Çayı... Rezene çayı, emzirme döneminde gaz problemi için oldukça etkilidir. Annenin gün içerisinde içeceği 1 fincan rezene çayı, prolaktin ve östrojen hormonunu artırarak anneyi psikolojik olarak rahatlatırken sütünü artıracaktır. Bu yolak ile bebek ile annenin gaz problemi baskılanacaktır.

Tahin... Tahin besin değeri yüksek, yağ içerikli bir besindir. Yapılan çalışmalar susam, tahin gibi besinlerin östrojeni artırdığından; sütün kalitesini ve salınımını olumlu yönde etkilediği belirtiyor.

Yağlı Tohumlar... Ceviz, badem, fındık gibi kuruyemişler magnezyum, çinko ve omega-3 den zengin besinlerdir. Günde belirli miktarlarda tüketeceğiniz kuruyemişler sütünüzü artırırken bebeğinizin beyin gelişimine de olumlu etki sağlayacaktır.

Siyah Kuru Üzüm ve Hurma İkilisi... Demir ve lif kaynağı olan siyah kuru üzüm ile hurma anne sütünü arttırırken; tatlı isteğini de baskılamaktadır. Diyabet veya hipoglisemi tanılı annelerin kuru meyveleri kontrollü tüketmelidir. Ara öğünlerinize ekleyeceğiniz;

1 fincan rezene çayı + 1 adet hurma + 7-8 adet siyah kuru üzüm + 2 tam ceviz ile kan şekerinizin dengesini korurken; süt salınımı artacaktır. (porsiyonlar örnektir*)

Bira Mayası ve Malt Özü...

Yazının devamı...

Elma sirkesi zayıflatıyor mu?

19 Mayıs 2021

Gıda Maddeleri Tüzüğünün göre sirke “Üzüm ve incir gibi şekerli meyvelerin önce alkol fermantasyonuna sonra asetik asit fermantasyonuna tabi tutulması ile elde edilen madde” olarak ifade edilmektedir. Sirke oluşumunda, ezilmiş veya dilimlenmiş elmalar maya ile mayalanarak alkole dönüşmektedir. Zamanla oluşan bakteri, alkol çözeltisine eklenerek; sirke içindeki ana aktif bileşik olan asetik aside dönüştürülerek oluşmaktadır. Fermente edilerek elde edilen ve prebiyotik besin kaynağı olan sirke, kolon mikroflorasında oldukça etkili olup antiinflamatuar etkiye sahiptir.

Elma sirkesinde bulunan asetik asitin, aktif bileşenler ile kilo kaybına yardımcı olduğuna dair bazı çalışmalar mevcuttur. Yapılan bir çalışmada asetik asit verilen farelerin vücut yağ birikimini baskılayabileceği belirtilirken; başka çalışmada ise 25-30 BKİ oranına sahip 155 kişi 3 gruba ayrılarak 12 hafta boyunca, birinci gruba 15 ml sirke, ikinci gruba 30 ml sirke ve diğer gruba plasebo verilmiştir. Sonuçlarda 15ml ve 30 ml sirke tüketenler, sirke tüketmeyenlere göre daha düşük vücut ağırlığına, daha ince bel ve daha az karın yağına sahip olduğu gözlemlenmiştir.

Bununla beraber kilo vermenin yanı sıra kalp ve damar rahatsızlıkların da sıçanlarda kan basıncını düşürdüğü, kolestrol ve trigliseriti dengelediğini gösteren bazı çalışmalar da vardır.

Peki sabahları aç karnına içmek doğru mu?

1 yemek kaşığı elma sirkesi yaklaşık 2 kalori içerir. İçiriğinde fazla vitamin veya mineral olmamasıyla beraber etki mekanizması oldukça fazladır.

Yapılan birçok çalışmada aç karnına tüketilen sirke ve su karışımının iştahı ve kan şekerini dengelediği, tokluk sağladığı ve sonucunda yağ kaybına destek olduğu belirtilirken; bazı çalışmalar da ise mide asititesi artırdığı ve yan etkilere sebep olabileceğini söylenmektedir. Dolayısıyla mide rahatsızlığı gibi durumlarda direkt tüketimden kaçınarak salatalarına ekleyeceğiniz porsiyon başına 1 yemek kaşığı sirke ile de eş değer etkilere sahip olabilirsiniz.

Ilımlı ve kontrollü tüketilmeli

Yazımda her ne kadar sirkenin olumlu yönleri ele alınmış olsa da; günlük 2 yemek kaşığı (20-30 ml) sirkenin optimal doz olduğu ve içerdiği asidite den dolayı gastrit, reflü ve düşük tansiyon gibi rahatsızlığı olan kişilerin kontrollü ve ılımlı tüketmesi gerekmektedir. Özellikle belirtmeliyim ki kilo vermede asıl önemli nokta; aldığınız ve harcadığınız enerjidir. Tüketeceğiniz elma sirkesinin zayıflamanız da asıl etken olmadığı ama destek amaçlı kullanıldığında olumlu etki yaratabileceğiniz söyleyebilirim.

Yazının devamı...

Sporcular için antioksidan

24 Aralık 2020

Hücre koruyucu, yüksek potensli, sinerjik etkiye sahip olan antioksidanlar serbest radikallerle savaşabilen ve bu süreçte hücre hasarını engelleyebilen maddelerdir. İnsan vücudu antioksidanları doğal olarak üretebildiği gibi dışarıdan takviye olarak da alabilmektedir.

Vücudumuzda besinlerin yıkımı için oksijene ihtiyaç vardır. Bu döngü de serbest radikaller yan ürün olarak ortaya çıkmaktadır. Normalde vücut, serbest radikallerle mücadele edebilirken; bazen bağışıklık sistemi virüs ve bakteriler ile baş edebilmek için serbest radikalleri oluşturabilir ya da stres, yanlış beslenme, yoğun egzersiz, çevresel faktörler, alkol ve sigara kullanımı, yaş ilerlemesi nedeniyle hücreye zarar vermesi ile ciltte yaşlanma ve dejeneratif hastalıklara neden olur.

Başlıca antioksidan kaynakları nelerdir?

Beta Karoten, C Vitamini, E Vitamini, Selenyum, Ginkgo Biloba, Koenzim Q10 başlıca antioksidan kaynaklarındandır.

Her gün 1 fincan demlenmiş Ginko Biloba.... Ginkgo Biloba, dolaşım sisteminin işleyişini hızlandırıcı etkisiyle, beyin ve kalp başta olmak üzere daha kaliteli oksijen taşınmasına ve zihinsel fonksiyonları desteklemeye yardımcı olur.

Peki sporcularda etki mekanizması nasıl?

Sporcularda immün fonksiyonları korumak için ilk olarak dengeli bir diyet ile gereksinimler karşılanılmalıdır. Bu süreçte en çok dikkat edilmesi gerekilen nokta sporcunun yetersiz ve düzensiz beslenmesi ile immün fonksiyona etki edip etmediğidir. İmmün sistemin geliştirilmesi için proteinler, karbonhidratlar ve yağlara ekstra bazı antioksidan vitaminler, immünonutrient gibi ek bileşenlere ihtiyaç duyulduğu durumda destek alınması tartışmaya açık konulardan biridir.

Uzun ve şiddetli egzersizler immün hücre fonksiyonlarının bozulmasına yol açabilir. Bu durum karşısında serbest radikaller vücudun savunmasına karşı redoks dengesini bozabilirler. Bu dengesizlik başta çizgili kaslarda hücre performans düşüklüğüne neden olarak

Yazının devamı...

Hindistan cevizi yağı mucizevî mi?

19 Aralık 2020

Diyetlerde, sağlıklı atıştırmalıklarda oldukça yer verilen hindistan cevizi yağının son dönemlerde neden bu kadar popüler olduğunu düşündünüz mü?

Bazı besinler içerdikleri karbon atom sayısına göre kısa, orta ve uzun zincirli olmak üzere üçe ayrılır. Hindistan cevizi yağı, hurma çekirdeği yağı, süt yağı, tereyağı gibi besinler ise orta zincirli yağ asitleridir.

Neden tüketmeliyiz?

Mct grubu yağlar, kalori bazından diğer yağlara oranla yaklaşık olarak 1 kalori daha düşüktür. Fakat bu gönül rahatlığıyla tüketebileceğiniz anlamına gelmemektedir. Diğer yağ grupları metabolize olurken lenfotik dolaşıma katılıp kas ve yağ dokuları gibi vücuttaki dokuları kullanıp sonrasında karaciğere ulaşırlar. Mct yağ asitleri ise keton cisimlerine çevrilip enerji için kullanılırken vücut dolaşımına katılmadan direkt karaciğere ulaşarak hızlıca metabolize olurlar.

Tüm bu yolaklar göz önünde bulundurulduğunda Mct yağ asitlerinin kilo yönetim sürecinde diğer yağ gruplarına kıyasla kan kolesterolü, damar sertliği oluşumunu önlemede etkili oldukları bilinmekle beraber yapılan çalışmalar ile kanıtlanmıştır.

Ketojenik Diyetin Gözbebeği

Önceki bloglarımda aldığım ‘Ketojenik Diyet’ konusunu bilimsel boyutları ile kaleme almıştım.

Mct yağ asitleri keton cisimlerine de dönüştüğü için nörolojik bozuklukların tedavisi için beslenmede yer verilmektedir. Bununla beraber kanser, alzheimer ve parkinson gibi hastalıkların tedavisinde de keton cisimlerinin artması sağlığa olumlu etkiler sağlamaktadır. Dolayısıyla bu rahatsızlıklarda beslenmenizde ki enerji ihtiyacı doğrultusunda Mct yağ asitlerine yer verebilirsiniz.

Yazının devamı...