Sporcular için antioksidan

24 Aralık 2020

Hücre koruyucu, yüksek potensli, sinerjik etkiye sahip olan antioksidanlar serbest radikallerle savaşabilen ve bu süreçte hücre hasarını engelleyebilen maddelerdir. İnsan vücudu antioksidanları doğal olarak üretebildiği gibi dışarıdan takviye olarak da alabilmektedir.

Vücudumuzda besinlerin yıkımı için oksijene ihtiyaç vardır. Bu döngü de serbest radikaller yan ürün olarak ortaya çıkmaktadır. Normalde vücut, serbest radikallerle mücadele edebilirken; bazen bağışıklık sistemi virüs ve bakteriler ile baş edebilmek için serbest radikalleri oluşturabilir ya da stres, yanlış beslenme, yoğun egzersiz, çevresel faktörler, alkol ve sigara kullanımı, yaş ilerlemesi nedeniyle hücreye zarar vermesi ile ciltte yaşlanma ve dejeneratif hastalıklara neden olur.

Başlıca antioksidan kaynakları nelerdir?

Beta Karoten, C Vitamini, E Vitamini, Selenyum, Ginkgo Biloba, Koenzim Q10 başlıca antioksidan kaynaklarındandır.

Her gün 1 fincan demlenmiş Ginko Biloba.... Ginkgo Biloba, dolaşım sisteminin işleyişini hızlandırıcı etkisiyle, beyin ve kalp başta olmak üzere daha kaliteli oksijen taşınmasına ve zihinsel fonksiyonları desteklemeye yardımcı olur.

Peki sporcularda etki mekanizması nasıl?

Sporcularda immün fonksiyonları korumak için ilk olarak dengeli bir diyet ile gereksinimler karşılanılmalıdır. Bu süreçte en çok dikkat edilmesi gerekilen nokta sporcunun yetersiz ve düzensiz beslenmesi ile immün fonksiyona etki edip etmediğidir. İmmün sistemin geliştirilmesi için proteinler, karbonhidratlar ve yağlara ekstra bazı antioksidan vitaminler, immünonutrient gibi ek bileşenlere ihtiyaç duyulduğu durumda destek alınması tartışmaya açık konulardan biridir.

Uzun ve şiddetli egzersizler immün hücre fonksiyonlarının bozulmasına yol açabilir. Bu durum karşısında serbest radikaller vücudun savunmasına karşı redoks dengesini bozabilirler. Bu dengesizlik başta çizgili kaslarda hücre performans düşüklüğüne neden olarak

Yazının devamı...

Hindistan cevizi yağı mucizevî mi?

19 Aralık 2020

Diyetlerde, sağlıklı atıştırmalıklarda oldukça yer verilen hindistan cevizi yağının son dönemlerde neden bu kadar popüler olduğunu düşündünüz mü?

Bazı besinler içerdikleri karbon atom sayısına göre kısa, orta ve uzun zincirli olmak üzere üçe ayrılır. Hindistan cevizi yağı, hurma çekirdeği yağı, süt yağı, tereyağı gibi besinler ise orta zincirli yağ asitleridir.

Neden tüketmeliyiz?

Mct grubu yağlar, kalori bazından diğer yağlara oranla yaklaşık olarak 1 kalori daha düşüktür. Fakat bu gönül rahatlığıyla tüketebileceğiniz anlamına gelmemektedir. Diğer yağ grupları metabolize olurken lenfotik dolaşıma katılıp kas ve yağ dokuları gibi vücuttaki dokuları kullanıp sonrasında karaciğere ulaşırlar. Mct yağ asitleri ise keton cisimlerine çevrilip enerji için kullanılırken vücut dolaşımına katılmadan direkt karaciğere ulaşarak hızlıca metabolize olurlar.

Tüm bu yolaklar göz önünde bulundurulduğunda Mct yağ asitlerinin kilo yönetim sürecinde diğer yağ gruplarına kıyasla kan kolesterolü, damar sertliği oluşumunu önlemede etkili oldukları bilinmekle beraber yapılan çalışmalar ile kanıtlanmıştır.

Ketojenik Diyetin Gözbebeği

Önceki bloglarımda aldığım ‘Ketojenik Diyet’ konusunu bilimsel boyutları ile kaleme almıştım.

Mct yağ asitleri keton cisimlerine de dönüştüğü için nörolojik bozuklukların tedavisi için beslenmede yer verilmektedir. Bununla beraber kanser, alzheimer ve parkinson gibi hastalıkların tedavisinde de keton cisimlerinin artması sağlığa olumlu etkiler sağlamaktadır. Dolayısıyla bu rahatsızlıklarda beslenmenizde ki enerji ihtiyacı doğrultusunda Mct yağ asitlerine yer verebilirsiniz.

Yazının devamı...

Corona virüsten korunmak için bağışıklığı güçlendirecek 5 öneri

17 Mart 2020

Tüm dünyayı etkisi altına alan Corona Virüsü, Covid-19 olarak adlandırılan üst solunum yollarında enfeksiyona yol açan viral bir etkene sahip virüs çeşididir.

Yaşadığımız bu süreçte beslenmenin bağışıklık sistemine etkisi oldukça büyük. Çünkü bağışıklık sistemivücudumuzun savunma mekanizmasıdır. Bu noktada virüsten korunmamız için 5 maddeyi sizinle paylaşacağım.

1. Düşük Kalorili Diyetlerden Uzak Durun

Eğer ki bağışıklık sistemimizi güçlendirmek istiyorsak; düşük kalori diyetlerin uzun süreli yapılması sonucunda bir miktar vitamin ve mineral yoksunluğu gözlemlenmektedir. Dolayısıyla süreci multivitamin veya takviye ürünlerle yönetmek yerine dengeli ve doğru bir beslenme planı ile ilerletmek en sağlıklısıdır.

2. Detoks Sularına, Tek Besin Gruplarına Dikkat

Maalesef sıvı bazlı besinlerin uzun süre tüketilmesi bağırsak floramız için oldukça risklidir. Bağırsak florasında ki aksaklıklar bağışıklık sisteminin düşmesine neden olabilir. Bununla beraber tek öğün beslenme kalıpları yeteri kadar besin alımına engel olacaktır.

3. Bağırsak Florası İçin Her Gün 1 Bardak Kefir

Bağırsak floramız ne kadar güçlüyse o kadar dirençli bir bireyiz. Vücudumuzu zararlı bakterilere ve enfeksiyonlara karşı koruyan bu dost bakteriler direncimiz için önemlidir. Bu yararlı bakterilere en güzel besin örneği kefirdir. Bununla beraber bu dönemde özellikle pancarı beslenmemize eklemeye özen gösterelim. Çünkü pancar içerdiğiglutatyon peroksidaz enzimi, probiyotik ve prebiyotiklerle beyaz kan hücrelerinin artmasını sağlarken serbest radikallerin oluşumunu engellemektedir.

Yazının devamı...

Ketojenik diyet nedir?

15 Ocak 2020

Son dönemlerde sıklıkla karşılaştığımız ketojenik diyet, dirençli çocukluk çağı epilepsi hastalığı tedavisinde kullanılmaktadır. Yapılan çalışmalar da ketojenik diyet ile tedavi edilen çocuklarda nöbet sıklıklarının azaldığı gözlemlenmiştir.

Zamanla zayıflama ve sağlıklı yaşama uyarlanan bu diyet programında hangi besinlerin serbest olduğu, neden bu diyetin popüler olduğu, sonuçlarında nelerle karşılaşıldığına gelin beraber bakalım.

Ketojenik diyet, düşük karbonhidrat, yeterli protein ve yüksek yağ içeriği olan bir diyettir. Normal bir diyet programında günlük enerjinin %50-60 karbonhidratlardan, %15-20'si proteinlerden, % 20-30'u yağlardan karşılanmalıdır. Ketojenik diyette ise %10' u karbonhidratlardan, %25-30 proteinlerden, %50-60' i yağlardan oluşmaktadır. Diyet süresince beklenen ve amaçlanan yağların metabolize olması ve kısa sürede yağ kaybı sağlamaktır. Eğer ki; diyette 50 g dan az karbonhidrat tüketilir ise kanda keton cisimciklerinin artması ile ketozis oluşmaktadır. Bu durum sonucunda vücudumuz enerji elde etmek için yağları kullanır ve kanımızda yağın fazla metabolize olması ile keton cisimcikler ortaya çıkar.

Ketosiz nasıl takip edilir?

İdrarda ve nefeste oluşan aseton kokusuyla veya keton ölçen idrar cubuklarla anlayaşılabilir.

Peki diyette hangi besinler var?

•Öncelikle hayvansal besinlerden: Balık, kırmızı ve beyaz et, yumurta, peynir ve türevleri, tereyağı

Yazının devamı...