Atina çöktü, Lefkoşa dağıldı, Ankara kazandı

ABD Dışişleri Bakanlığı, Yunanistan, Kıbrıs, İsrail, Mısır ve Avrupa Birliği’ne bir yazı gönderdi geçen hafta.

Diplomaside “Non-official paper” diye tanımlanan ve resmi olmayan bu yazı, yıllar süren bir mücadelenin sonu oldu.

Belgede yazılanların özeti madde madde şöyle:

Üzerinde çalışmalar devam eden EastMed boru hattının tasarımından vazgeçilmesi gerekiyor.

Boru hattı projesi ekonomik olarak kâr etmesi mümkün olmayan bir proje.

ABD yönetimi sadece “yeşil enerji” projelerini destekleyeceği için hattın inşa edilmesi durumunda maliyet ve finansman kısmı bizi ilgilendirmiyor.

Bu proje aynı zamanda Doğu Akdeniz bölgesinde gerilimler yaratmaktadır.

Belgeyi gören yok ama Yunanistan ve Kıbrıs medyasında yazılıp çizilenlerden çıkan sonuçlar bunlar. Omega Dış Politika Editörü belgeyi “Washington açık şekilde Türkiye’ye göz yumdu” diye yorumladı.

Muhalefet milletvekilleri “Ülkeyi ABD üslerine açan anlaşmaları imzaladınız, şimdi bu belgeyle golü yediniz” havasında.

Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Anastasiadis, sorulara “EastMed projesi üzerinde çalışmalar devam eden bir seçenek” diye cevap verdi, Washington’ın tutum almakta aceleci davrandığını da ima ederek yaptı bu açıklamayı.

Yunanistan Dışişleri Sözcüsü, “ABD, 3 artı 1” projesini desteklemeye devam ediyor ama ilgisini elektrik ve yenilenebilir enerji alanlarına kaydırıyor gibi bir yuvarlama cümlesi kurdu.

Yunan medyası da kamuoyuna belgeyi ABD’nin ülkeler arası elektrik hattı kurulması önerisi üzerinden sundu.

İsrail medyasıysa tamamen sessiz durumda.

Mısır’dan Girit’e elektrik şebeke bağlantısını öngören EuroAfrica Projesi halen geçerli ama EastMed kadar önemli değil.

Proje hemen çöpe gider mi derseniz, hayır gitmez zira Avrupa Birliği, enerji tedariki açısından bu projeyi yaşamsal önemde kabul eden bir karar almıştı. Dönem Başkanı Fransa ve Brüksel’in ne diyeceğini göreceğiz.

Proje rafa kalkarsa Doğu Akdeniz’de gerilim düşecek ama Ege’de artacak zira Atina’nın kara sularını 12 mile çıkarma çabası tüm hızıyla devam ediyor.

Atina bugünlerde eski Cumhurbaşkanı. Prokopis Pavlopoulos’un 12 deniz mili için hukuki gerekçelerini sıraladığı bir kitabı basıp, tüm dünyaya dağıtmaya çalışıyor.

Yani Yunanistan tezlerinden vazgeçmeyecek ama en azından Türkiye ile sorunlarını binlerce kilometre öteye taşımak yerine karşı kıyıdan seslenmesi gerektiğini böyle anlayacak.

Vatandaşın cebinden çıkanı öğrenebilir miyiz?

Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve bağlı yollardan geçenler için açılan haciz dosyalarını yazmıştım geçen hafta.

Sistem, HGS ve OGS’ye entegre edilmediği için sonrada yatırdığınız paralar hesabınızdan alınamıyor ve hiç ummadığınız bir anda icralık oluyorsunuz.

Tahsil edilen paranın yüzde 60’ı devlete gidiyor, yüzde 40’ı operatör firmada kalıyor. Yasayı okudum, orada oransal bir bilgi yer almıyor. Bu yüzde 60, yüzde 40 ceza paylaşımı hangi kritere göre, kim tarafından belirleniyor?

Devletin kestiği cezadan operatör firmaya kalan rakam, yıl sonunda garanti geçiş ücretlerinde eksik kalandan düşülüyor mu yoksa bu operatör firma için bir başka gelir kapısı mı?

Operatör firma, “Kişisel Verileri Koruma Kanunu gereği, icra dosyası açmadan kaçak geçmiş durumda olanların bilgilerinize ulaşamıyoruz” diyor. Bu konuda Karayolları bir sorumluluk alamıyor mu? Mesela binlerce insana avukat ve dosya masrafı ödetmek yerine, bakiyelerin kapatılması, aksi halde yasal takibata geçileceğine dair bir uyarı mektubu yollamak daha vatandaştan yana bir tavır olmaz mıydı?

Aralık ayında Yavuz Sultan Selim Köprüsü be bağlantı yolları kullanımı için kaç kişiye, toplam ne kadarlık bir icra takibi yapıldı? HGS-OGS entegrasyonu olmadığı için borcunu ödememiş durumda olan insanların ödemek zorunda kaldıkları dosya ve vekâlet ücretinin tutarı nedir? 

Kamu kurumları yazılara şahsen cevap vermeyi sevmedikleri bir dönem yaşıyoruz. Bilgilerin direkt bana gelmesi önemli değil, isterlerse kamuoyu açıklaması yapabilir ya da  kullandıkları diğer kanallara başvurabilirler.

Yılmaz Vural ve Galatasaray

Fenerbahçe çok teknik direktör değiştiriyor ya, her ara dönemde Yılmaz Vural, “Ben hazırım” açıklaması yapıyor.

Fatih Terim Galatasaray’dan ayrıldıktan sonra Vural, Başkan Burak Elmas’a da aynı mesajı yollar mı bilmiyorum.

Bildiğim, futbol üzerine yazıp çizenlerin Vural’ın kariyeri için saygı dolu cümleler kurdukları.

Bunlara rağmen Yılmaz Hoca neden 3 büyüklerin aklına gelmiyor sorusunun cevabı belki de, Kasımpaşa’nın başında olduğu dönemde bir gazoz reklamı için futbolcusunu kovalayan Hoca senaryosunda saklıdır.

Yılmaz Hoca’nın meseleyi bir de bu açıdan, tam Türkçesi yok, “Cool adam” olamama açısından düşünmesinde fayda var.